22 Şubat 2010 Pazartesi

Endonezya'da Yeni bir Bebek!

Vays, görünen o ki Endonezya'da bir kadın tam 9 kg manyak bir (Ela'nın 14 aylık hali) bebek doğurmuş.

Peki bir kadın nasıl 9 kg bir bebeği büyütebilir ve sonuna kadar taşıyabilir? Bir fille çiftleşti de 2 yıl boyunca hamile miydi? Ne ki? Kimsenin bilmediği süper güçlere sahip titanyum kaplı rahmi mi var acaba? Gerçekten şu çocuğa bir bakın. Bu çocuğun doğar doğmaz yürümesini beklerim ben.

Bu bebek devasa! Yanındaki ortalama boyuttaki bebek kadar kaka yapar bu çocuk. Sanırım yanındaki çocukdan korkuyor olmalı. Aralarındaki dialog.

---------------------------------------

Sıska - Hey arkadaş, o ağaç gövdesi elini kolunu sallarken biraz dikkatli olurmusun? Burda kundak kaldım ve kendimi korumam imkansız. Bıngıldaka bir esaslı vuruşla, valla benim oyun sona erer.

İri- WAAAAAAAAAAAAAAAAA .... Waaaaaaaaaaaaaaaaa

Sıska - Çok bronz renklisin kardeş. Sanırım normal yolla doğmadın.

İri - WAAAA WAAAA WA!!

Sıska - Eğer sormamda sakınca yoksa hangi boy bebek bezi kullanıyorsun? Değişiyor mu?

İri - WAA.. WAA!

Sıska - Çok konuşkan değilsin sanırım?

-----------------------------------------

Dürüst olmak gerekirse bu çocuk için endişeliyim. Bebeklerin KÜÇÜK ve şirin olması gerek. Hayatlarının ilk 2 yıllarında ağlamaya, üstlerine çiş ve kaka yapmaya devam ettikleri sürece anne babaların onları boğmamaları için doğanın bir nevi onları koruma şekli. Sonra iyi beslenmeleri gerekir.

Yani eğer aşağıdan yaklaşık 8 yaşında bir çocuk kadar bir bebek çıkarsa, bu her yemekde et ve patates yemesi, büyük kozalak kadar kaka yapması, büyük adam gibi pırtlaması demek oluyor. Ve yanında kocaman adam gibi ağlarsa bu, bu çocuğun hayatta kalma şansını azaltmıyormu ?

Sadece merak ettim.

20 Şubat 2010 Cumartesi

Bir Eğlenceli Aktivite - Dökmek


Çocukları meşgul kılacak bir fikir daha buldum. Tabii ki ilk kez ben bulmuyorum. Dökmek - Boşaltmak! Aşırı derecede meşgul edici birşey - küçük çocuklar kutulardan birşeyleri çıkarmayı ve koymayı çok severler. Ve dökmek iyi motor becerilerini, el-göz koordinasyonunu, el kası gücünü ve konsantrasyonu geliştirir.

Küçük çocuğunuza birbirine boşaltıp doldurmak için iki kap verin. İki farklı boyda kap veya bir sürahi ile bir kase kullanabilirsiniz. Aktiviteyi, çocuğunuzun yaşına göre elle tutulur misketleri, bozuk paraları veya Legolar gibi küçük oyuncakları kaplarda birbirine aktararak tanıtabilirsiniz. Bunun gibi daha büyük objeler kullanmak kesinliği daha erişilebilir kılmaktadır. Bu şekilde objelerle başlamanın başka bir yararı da - taşmalar olursa ki olacaktır, temizlemek çok kolay olacaktır.

Azar azar, miniğinizin boşaltması daha kesin dökmeden olacaktır, çiğ fasulye, küçük boncuklar, mısır çekirdekleri veya pirinç gibi daha ufak taneli maddelere geçebilirsiniz (her zaman bir yetişkin gözetiminde tabii ki). Sonra, en sonunda sıvıları dökmeye geçireceksiniz tabii ki, fakat LÜTFEN bu faza geçmeden önce emin olun! Hiç acele yok. Bunun gibi dökme aktivitelerinin çok sık olduğu tipik bir Montessori sınıfında, çocuklar sıvı ile tanıştırılmadan önce objeleri dökerek saatlerini geçirirler. Fakat güvenin, dökmek küçük çocuğa çalışmak için çok zaman verilirse usta olabilecekleri bir beceri. İyi Eğlenceler!

19 Şubat 2010 Cuma

Bir Devrin Sonu

Ela ile tam 19 ay önce başladığımız emzirme yolculuğumuz bu hafta içinde, benim minik rahatsızlığım yüzünden sona ermek zorunda kaldı. Ela, bir kere çok ağladı. Tutturdu, sarıldık, öpüştük, hastayım kızım dedim. Anladı herhalde ara sıra gelip soruyor ama artık zorlamıyor ve ağlamıyor. O benden daha rahat geçiriyor sanırım. Bense kızımla yaşadığım bir bağın koptuğunu hissediyorum, öyle değil biliyorum. Çok farklı bağlar kurucaz artık, o büyüdü ve bu da olucaktı. Ama uzun süre emziren annelerin çoğu benim gibi hissediyordur herhalde. Çünkü çocuğunuz büyüdükçe sizden talep etme şekilleri de sizin çok hoşunuza gidiyor. Başka kimse sizinle aynı yere sahip olamaz gibi hissediyorsunuz. Evet olamaz ama artık sanki iki taraf da daha özgür gibi bir his var içimde. Elimdeki büyük bir gücü kaybetmiş gibiyim. Neyse sonuçta karmaşık duygular içerisindeyim. Şu sıra çok da keyifli değilim. Yani mutsuzluk değil tabii çok karmaşık günler yaşıyorum ama rahatsızlığım ve emzirme maceramızın bitmesi bana biraz zor bir hafta yaşattı. Bundan sonraki günlerin daha güzel, keyifli geçmesini umuyorum. Dur bakalım hafta sonu geldi. İpimizi koparırsak iyi gelir bize..

17 Şubat 2010 Çarşamba

Büyüklerin Dünyasında "Köle" Olmak

MyGym üyeliğimizi dondurma işlemimiz biter bitmez bugün soluğu MyGym'de aldık. Serbest oyun vakitlerini daha çok seviyorum çünkü ordaki abi ve ablalar daha az müdahale ediyorlar. Çocuklar daha rahat oynuyorlar derken bugünkü çocuklarına müdahale eden ebeveynler karşısında ağzım açık kaldı, çocuklar için çok üzüldüm. Ben Ela'yı mümkün olduğunca uzaktan seyrederim. Sadece onun için tehlikeli bir durum olacağını hissettiğimde veya kendisi yardımımı isterse yanına giderim. Ela'nın fiziksel gelişiminin bu kadar rahat ve iyi olmasını da, hatta mutlu bir çocuk olmasını da genelde buna bağlarım. Çünkü sürekli yardımsız inip çıktığı ve müdahale edilmediği için kendi sınırlarını daha rahat zorlar. 19 aylık oldu daha birkere bile burdan şöyle ineceksin, şöyle çıkılır diye öğretmedim. Ne öğrendiyse kendi öğrendi, ben sadece kısıtlamadım. Bugün de bu yolda uzaktan kızımı seyrediyordum ve çocukların uğradığı köle muamelesi beni gerçekten çok üzdü.. Örnekler vermek gerekirse, zaten tüm anne, dede, ıvır zıvır büyükler "aman düşersin, yok şurdan çık, yok bu tarafdan gel diyerek" nerdeyse beni isyan ettirdi. Bir dede, Can adında torununa aynen komutan gibi davranıyordu. "Can, şimdi burdan çık. Can, şimdi de burdan kay. Can buraya tırman." Can'ın kendi isteği ile yapabildiği tek bir hareket yok. Nasıl isyan etmiyor anlamak çok güç. Dedesinin dediği gibi yapmayıp başka yöne yöneldiği zaman, dedesi bu sefer eliyle müdahale ederek Can'a gerçek anlamı ile hiçbirşey yaptırmadı. Can için çok çok çok üzüldüm. Çoğunun annesi ya da bakıcısı bu kadar aşırı bir örnek sergilemese de sürekli düşeceklerini düşünerek hiçbirşey yaptırmıyorlardı. Çok merak ediyorum hep siz çocuğunuzu kaldırıp yukarı koyarsanız çocuk nasıl oraya çıkmayı öğrenecek. Sürekli peşlerinden koştular ve çocuklara sürekli müdahale ettiler. Hatta kadının biri çocuğuna bisiklete ters biniyor diye müdahale etti. Ne varki ters binse, canı ters istiyorsa ters binsin.

Ben kendimden biliyorum. Genel olarak çok sakin bir insan olmama rağmen, dişlerimi sadece bana müdahale edildiğinde çıkarırım. Hiç katlanamam müdahaleye. Eşimle bile birbirimize müdahale etmediğimiz bir yaşam şekli oturtmuşuzdur. O yüzden çocukları çok iyi anlıyorum.


Buraya kadar hadi neyse bu çocuklar için çok üzülsem de yapabileceğim birşey yok. Ama bu komutan ebeveynlerle asıl meselem bu ebeveynler kendi çocuklarını bırakıp benim kızıma da müdahale etmeye kalkınca çıkıyor. Bugün tam 3 kişiyi uyarmak durumunda kaldım, hatta biraz da sert uyardım sanırım. Benim çocuğumu rahat bıraksınlar istiyorum. Teyzenin birisi Ela'nın çıktığı merdivenleri beğenmeyip "kızım bu çocuk düşer dedi" önce duymamazlıktan geldim. "Sen çık kızım"dedim Ela'ya. Sonra bir daha çıkarken "bu çocuğu burdan çıkarma" diye emretti. Ben de "teyze seni ilgilendirmez, benim çocuğum düşmez" dedim. O teyze ordan yokoldu.

Teyzeler biter mi. İkinci teyze bu sefer Ela kaydırakdan yukarı çıkıyor diye taktı. Ela çıktıkça kolundan tutuyordu. Ona da "siz müdahale etmeyin, kendisi çıkar" dedim. Geri adım atmadı. "Düşcek diye korkuyorum" dedi. Sinirlerim biraz daha gerildi. "Siz kendi çocuğunuza müdahale edin" dedim. "Peki" dedi. Ama sonra bana pis pis bakmaya devam etti. Bu ne ya. Çocuğumuzu oynatmaya götürdük, gönül rahatlığı ile oynatmıyorlar. Başka bir anne de Ela'nın yine biryere tırmanıp orda sallanmasını yediremedi. Geldi önce Ela'nın kaç aylık olduğunu sordu. Söyledim. "Daha çok küçük değil mi, çok başıboş bırakıyorsunuz" dedi. Ben de "Hanfendi benim kızım burdan 4 aydır sallanabiliyor, siz kendi çocuğunuzu başıboş bırakmayın" dedim. Sanırım bugün MyGym'in en kıl insanı ben seçilmişimdir ama çocuğuma yönelen müdahaleleri püskürttüm.

Ben insanların benim kızım düştüğünde kaldırmasını istemiyorum, bir yere çıkarken yardım etmesini istemiyorum, hele müdahale edilmesini hiç istemiyorum. Benim kızım özgür olmalı, yaratıcılığı sınırlanmamalı, istediği şeyleri yapabilmeli, eğer kendisi için zararlı olduğunu bilemeyeceği birşey varsa ben müdahale ederim, ama sadece o zaman müdahale ederim..

Sonuç olarak büyükler dünyasında sürekli "hayır"denilerek yaşayan bu küçükler için çok üzülüyorum. Çocukların seçme hakkı yok, özgürlükleri yok, neyle oynayacaklarına bile kendileri karar veremiyorlar. Çocuklara saygı da yok. Biliyor musunuz, dahiler şans eseri aileleri tarafından müdahale edilmeyen, kendi sınırlarını özgürce aşabilen çocuklardan çıkarmış. Hatta kötü bir örnek ama ailesi çok fakir olup, çok kardeşle büyüyen ve ister istemez daha az müdahale edilen çocuklar göreceli olarak daha hızlı yükselip daha parlak olurlarmış. Çocukların özgürlüklerini yaratıcılıklarını ne kadar kısıtlarsan çocukların lider özellikleri de o kadar azalırmış, kendilerine güvenleri de. Kendimden biliyorum. Babam bana sürekli "çıkma oraya düşersin, şaşarsın" derdi. Şimdi hala ruhumda olduğu halde ekstrem sporlarda kendime güvenim azdır. Oysa eşim ilk kayak yapmaya gittiğimizde kayakları ayağına taktı ve kaymaya başladı. Korku herşeyi engelliyor. İşte ben kızımın, kendi sınırlarını aşabilen, kendine güveni olan mutlu bir çocuk olmasını istiyorum. Neden zannediyorsunuz biz o daha özgür olsun, evde ona sürekli şunu yapma demeyelim diye evimizde bir sürü değişiklik yaptık.

Lütfen çocukların becerilerine biraz daha güvenelim. Çocukların özgürlüklerine biraz daha saygı duyalım. Ve Lütfen başkalarının çocuklarına müdahale etmeyelim.

16 Şubat 2010 Salı

Doğumgünü Trio'da coştuk.. Eymir'de sakinleştik..

Ne zamandır aktivitelerine biraz ara veren İkoncan Ela Hanım, bu hafta sonu fırsatını buldu ve davetten davete koştu. Tikican ciciş güzeller Mira ve Zeynep'in doğum gününe katıldı Cumartesi öğle uykusundan önce. Mira ve Zeynep 2 yaşına giren 2 fıstıktı diyebilirim. Ela da tutturdu "herkes 2'ye giriyor, ben de giricem" diye. "Kızım senin için daha erken" dedik, dinlemedi. Tutamadık o da girdi 2'ye. Artık 2 yaşındaymış haberiniz olsun. Hediyelerinizi, çiçek ve çikolatalarınızı eve bekleriz. E iyi oldu ama bana kan kusturacağı 5 aydan kurtulmuş olduk, hop giriverdi 2'ye.. Neyse diyeceğim o ki Mira ve Zeynep'in partisi çok şık ve çok sıcaktı. Ela Hanım top havuzunda yüzdü durdu, çıkaramadık kendisini.

Bir ara çıktı sonra kendini Zeynep'in teyzesinin kollarına attı.. Resimde bakar mısınız, Zeynep nasıl bakıyor Ela'ya. "Ya şuna bak ne işi var benim teyzemin kucağında, o da yetmezmiş gibi hediyelerime sulanıyor" der gibi. Haklı ama kız. Gün onun günü. Neyse İkoncan Ela uykusu gelip kendisine abuk ve sabuk hareketler yaptırana kadar dans etti, oynadı, koştu, eğlendi. Sonra ben zararı engellemek için kendisini arabaya attım da 3. sn'de uyudu. Banu ve Neslihan'a herşey için teşekkürler. Daha önce tanışmadığım ve o gün fırsat bulduğum herkes de çok tatlıydı. Çok hoş bir gündü, ben yine yarım kalan sohbetlerden birşey anlamadım.

Kendisine öğle uykusu ve tokluk ayarı verdikten sonra akşamüstü Ela hanım kendisini gözde bekar yakışıklı Demir'in doğum gününde buldu. Burda eski arkadaşları da vardı İkoncan kızın. Ama Ela hanım o gün çok özgür ruhluydu. Annesi dahil kimse ile ilgilenmedi. Sadece balonlarla ilgilendi. Biraz dans etti ama çokca göz süzdü, burun kıvırdı ve son zamanların en favori sözü "oomaz" dedi. Ayça bence doğum günü için harika biryer seçmiş. Çok hoş bir mekan. Normalde stüdyo olduğuna göre bir hafta sonu 2-3 saatliğine kiralayıp gidip kafa dinleyim diye düşünüyorum. Sevdiğim yiyecekleri de söylerim. İsteyen katılabilir. Ooh minderlerde yatarız:) Neyse Ayça'ya da bu güzel gün için teşekkürler. Yalnız birşey eklemeden edemiycem. "Ayça, ayça, oğlun yakışıklı olabilir ama kızım seni daha çok seviyor. Kucağından zor aldık, biliyorsun."

Pazar günü Ela hanım ailesi ile birlikte sakin bir gün geçirmek için, güzel havayı da fırsat bilerek soluğu Eymir'de aldı. Taş atma aktivitesini keşfeden ve bütün gün göle taş atmak isteyen İkoncan Ela Hanım'ı gölün kenarından zor aldık.

Hafta sonumuz son derece eğlenceli geçti. Fakat haftabaşı Ela'nın kendisinden de tiki babasını Palandöken'e gönderdik. Çeşitli nedenlerden dolayı biz katılamadıysak da bu sene de kayak camiasında en azından ailemizin bir ferdini bizi temsil için gönderme kararı aldık. Kendisi 5 gün kara doyacak ama döner mi; onu zaman gösterir.

15 Şubat 2010 Pazartesi

Aferin Deme!

Bir yerde pozitif güçlendirmenin aşırı kullanımının tehlikeleri ile ilgili okudum ve beni etkiledi. Bu konuda hep düşünmüşümdür. Fakat bir anne olarak zaman zaman "aferin" kötü alışkanlığına ben de düşüyorum. Neden bahsettiğimi biliyorsunuz değil mi? Kendi kendine merdivenlerde çıkar, "Aferin!" Başka bir çocuğa oyuncağını verir, "Aferin, ne güzel paylaşıyorsun" Kendi kendine yemek yer, "Aferin" Hepimiz zaman zaman övmeyi abarttığımız olmuştur, değil mi? Bunun tamamen kötü birşey olduğunu söylemiyorum. Fakat 2 yaş çocuğu birşey yaptığında ve size bakmaya başlayıp alkışladığında bunu değiştirmenin zamanı gelmiş demektir. Peki bir çocuğun süper birşey yaptığını gördüğümüzde ne diyeceğiz? Alfie Kohn'un, "Aferin demeyi bırakmak için 5 neden" adlı kitabında önerdiklerinden birkaç tanesi.
  • Hiç bir şey söyleme.
  • Ne gördüğünü söyle. "Bir bölümün hepsini okudun." Bunun gibi doğal bir beyan sizin, çocuğunuzun ne yaptığını gördüğünüzü bilmesini sağlar. Aynı zamanda ne yaptığı ile ilgili gurur duymasını sağlar.
  • Daha az konuş ve daha çok sor. Sorular açıklamalardan daha iyidir, çünkü çocuğu ne yaptığı ile ilgili düşünmeye zorlar. "O kitabın senin için en zor kısmı neydi?"
Tabii ki, çocuklarımızı övmek isteyeceğimiz zamanlar olacak. Kohn, bu güdünüzü düşünmek için sizi basitçe teşvik ediyor. Bu "hayatı üzerinde bir kontrol hissi hissetmek mi - veya sürekli olarak bizim onayımızı beklemek mi" ve bu çocuğa yardım etmek mi ? Bunlar şu an ne yaptığı ile ilgili daha heyecanlı olması için ona yardım mı ediyor? - yoksa sadece bir onay almak için yaptığı şeyler mi? Ve çocuğunuz yaptığı herşey için aferin bekleyecek mi ?

14 Şubat 2010 Pazar

Aşıkları Yolma Günü

Kendimi bildim bileli bu "Sevgililer Günü" kavramını anlamış değilim. Eğer mantıklı bir açıklaması olan varsa bana da anlatırsa sevinirim. Sevgilimin, eşimin bana sevgililer günü diye özel birşeyler yapmasını istemeyi algılayamıyorum. Eğer diğer günler özel davranmıyorsa sevgililer gününde güzel birşeyler yapmış hiç anlamı yok. E eğer hergün aynı özenle, sevgiyle, huzurla yaklaşıyorsa o zaman zaten o günün hiçbir farkı yok. Totalde benim için bu günün hiç bir farkı yok. Bugün özel birşey yapılmasını beklemiyorum çünkü bence ben hergün özenle davranılan şanslılardanım. Burda tabi cocama teşekkür ediyorum.

Neyse aslında anlatmaya çalıştığım ilişkimin ne kadar özenli olduğu değil bence bu günün çok saçma olduğu idi. Ama buna örnek vermek durumunda kaldım. Beni bir başka rahatsız eden şey de popüler kültürün şişirdiği bu gün yüzünden insanların harcadığı saçma sapan paralar. O geceye özel 3 kat ödenen yemek paraları, pırlantalar, hediyeler. Bana inanılmaz anlamsız geliyor. Bir kalpli yastık beni neden mutlu etsin ki, üstünde kalp olan bir kupa çok mu anlatıyor sevdiğinin sana olan duygularını. Söylemek isterim ki ben sonradan böyle olmadım. Genç kızlık dönemlerimde de sinir olurdum popüler kültürün abarttığı bu saçmalıklardan. Temelde zaten romantik bir insan da olmadığım, hatta romantik hissetmek ne demek anlayamayan bir insan olduğum için daha da anlamsız gelirdi bu tip şeyler. Valla romantiklik bana pahalıya mal oluyor zaten. Bir kere romantik olduk, 9 ay karnım şişti sonunda Ela oldu. E tabii hayatımın aşkı Ela, onu doğurmak hayatımda yaptığım en süper şeydi ama her romantik olduğumuzda bana böyle birşeye malolursa yanarım valla.. Bir kez daha romantik olmuştuk onun sonucunda nooldu sonra açıklarım.:)

Beni yerden yere vuran bir tarafı daha var böyle günlerin. Belki çok duygusal bir tarafı ama hep olmayanları düşünürüm ben. Yalnız insanlar bu saçma gün yüzünden kendini nasıl hissediyor bir fikriniz var mı. Sıcak bir omuza yaslanmanın huzurunu yaşayamayan insanlara yalnızlıklarını daha da çok hatırlatıyor. Bu sadece sevgililer gününe özel de değil. Bu duygularım anneler ve babalar gününde de depreşiyor benim. Hep aklıma annesi, babası olmayan ya da kaybetmiş çocuklar geliyor. Kaç yaşında olursan ol annen ve baban çok önemli, hep düşünüyorum o günlerde onlar ne hissediyordur diye çok üzülüyorum sonra. Ya evladını kaybetmiş anne babalar, onlar ne kadar kahroluyordur etrafda kültür dayatması ile aşırı şişirilmiş bu günlerde. Şimdi çocuğum olduğu için düşününce o insanların acısını daha da sinirleniyorum bu günlere. Bu bakış açımı insanlara anlatmakta hep zorlandım ben. Uzaylı biriymişim gibi davranırlardı. Çok şanslıyım benim gibi hisseden, beni çok iyi anlayan biriyle evlendim. Ben de onu hep anlamaya, hep daha fazla empati yapmaya çalışıyorum. Çocuğuma büyürken aşılamaya çalışacağım ilk şey de budur. Empati ve senin gibi düşünmeyenlere saygı..

Eğer siz bugüne önem verenlerdenseniz, umarım gününüz istediğiniz gibi geçer. Biz açık havada gezmeye gidiyoruz:)