6 Mart 2012 Salı

Basit Yaşama Sırları

Size kendi hayatımda basit ve light yaşamamın sırlarını anlatacağım. Son zamanlarda felsefeye, mesneviye, huzura, adalete kafayı taktım. Sonra farkettim ki, zaten yıllardır bunlar karşıma çıkıyormuş. Bir huzur sürecinde yükselip duruyormuşum. Kendi çapımda tabii, kimseye birşey öğretme amacım yok. Bence huzura giden yollar şu şekilde gidiyor. Yapmaya çalıştıklarım bunlardır.

Diyorum ki bundan sonra olan hicbirseye iyi veya kötü olarak bakma. Yargılamayı bırak, beklentiyi bırak. Küçük bir degisiklik, çalışma gerektiriyor. Ama çok farkettiriyor. Neden, çünkü bu küçük değişiklikle hayatında hiç büyük duygu dalgalanmaları yaşamamaya başlarsın. İyi ya da kötü şeyler olmasını beklemiyorsun, ve gelene de razı oluyorsun. Bu demek oluyor ki hayal kırıklığı yok, mutsuzluk yok. LAO Tzu diye bi adam var demiş ki: İnsanlar bazı şeylere güzel diyerek bakarsa, diğer şeyler kötü gelir. İnsanlar bazı şeylere iyi diye bakarsa diğer şeyler kötü gelir.


Sen isteklerini yapmak icin çalısıyorsun ama beklentilerini azaltırsan daha mutlu olursun. Büyük duygu dalgalanması yaşamazsın. 11 senedir aynı adamla beraberim son 5 senedir tartışmadık bile. Ama birşeyleri alttan aldığımdan falan değil. Aynı seviyede bu felsefe üzerine çalışıyoruz. Dingin huzurlu bir ruh halimiz oluyor. Son zamanlarda sana olan iyi olarak düşündüğün bir olayı düşün ve sana ne yaptığını, sonra sana kötü gelen olayı düşün ve sana ne hissettirdigini. Sonra aynı iki olayı iyi ya da kötü olarak düşünme. Sadece oldular diye. ne hissediyorsun. Eğer olayları insanları yargılamayı bırakırsan bu yargılamanın duygusal çalkantılarından etkilenmezsin. İsteklerin olacak, hatta işine isteklerine tutkuyla bağlı olucaksın ama beklemeyeceksin.  Ne zaman anlarız ki bir hiçiz o zaman özgür oluruz. Ben de kendi ruhumu hayatımı çok değiştirmeye calıştım. Ve önce ilk sınav olarak empati dersine çalıştım. Özellikle kocamın üzerinde cok çalıştım. Hep aklımda e o bunu istemiyor ki istemek zorunda mı. Doğasında yok lafları oldu. O kadar işe yarıyor ki. Karşılıklı durursak aynı bardağa baksak sen dersin ki bu bardak kesinlikle sağda, ben derim ki kesinlikle solda. Nerde durursan hayata öyle bakarsın. Hamlet, demiş ki: İyi veya kötü birsey yoktur, düşüncen onu öyle yapar. Ben bir çocuğa bakıp ne kadar güzel oynuyor, ne kadar tatlı tırmanıyor derken baska biri aynı cocuga ne kadar yaramaz başbelası diyebiliyor. 


Korkulardan arındıkça, hatta arınmana gerek yok şu alemde hicbir kontrolün sende olmadığını farkettikce özgürleşiyorsun. Ama çok dikkat etmek gerekir. Ne zaman bunu idrak edip özgürleşme cabası içine giriyorsun hemen karşına sınavlar çıkıyor seni sınıyor. Haa bir de, hep aklımdan çıkarmamaya çalışıyorum. İnsanlar seni hayal kırıklığına uğrattıklarında, onların suçu değil. Onlar sadece kendileri. Ruhlarında olanı yapıyorlar. Sen onlardan olmadıkları birsey bekliyorsun. İşte böyle belki çok düz yattım. Öyle kafama gelenleri. Felsefik yazılarım devam edicek. Bu konuda konuşmak isteyenleri de dinlerim. Zevkle


3 Mart 2012 Cumartesi

Hamile Eşlerine Öğüt

Yakışıklı babalara hamile eşlerine söyledikleri en güzel sözleri buldum. Benim kocam hepsini yapardı:) Eminim sizinki de yapıyordur. Ellerine gerekirse bu listeyi verin.

- Sevgilim kabızlığına yardımcı olsun diye ikimize Fii'ye uçak bileti aldım.
- Dışarı çıkıp sana biraz çikolatalı kek alacağım, senin aç olduğun düşüncesi içimi kemiriyor.
- Beni vücut yastığı olarak kullanabilirsin. Biliyorsun hamileliğini inanılmaz çekici buluyorum. Olabildiğince yakın olalım.
- Evet canım haklısın, bebek odası nane rengi yerine çimen yeşili olmalıydı. Hemen tekrar boyayacağım.
- OOH, hayatım bulduğun bebek isimleri inanılmaz güzel.
- Umarım bebek geldikten sonra da çatlakların kalır canım çünkü bence sana çok yakışıyorlar.
- Neden sen oturup Pinterest'de bebek odası fikirleri bakmıyorsun ben çocukları alışverişe götürürüm.
- Ah hayatım hadi bu akşam bebek kıyafetlerini aylarına göre ayıralım ve yerlerine yerleştirelim.
-  AAh hayatım nefesin Renee gibi kokunca bayılıyorum.
- Doğum teknikleri hakkında konuşurken ayaklarına masaj yapabilir miyim? Beni çok rahatlatıyor.
-

1 Mart 2012 Perşembe

Ela ve Ece'den Konuşmalar

Bir süredir biriktirdiğim diyaloglarımız aşağıda:

Ela: Anne, havalar ısınana kadar ben anne olurum.
-------
Ela: Ben yemek yemiycem, sadece salata.
Ben : Neden kızım?
Ela: Kilo alıyorum.
--------------------
Ela: Anne galiba babaanneme gidemiycez. Herkesin işi vaar. Ece'nin uyuma işi vaaar. Eka'nın dinlenme işi vaar. Senin çalışma işiin vaar. Benim hamur işiiim var. Babamın ne işiii varr..
-----------------------------------
Ela : ''Anne, bak bu kaka gelme sesi. Koskocaman tren gibi kaka geliyo''
-----------------------

Ece ise birkaç çakra açtı sanırım. Kelimelerine hergün yenilerini ekliyor. Söyleyebildikleri :
Aç, Düştü, Gitti, Bippi (Bitti), Anene (Anneanne), Babane, Dede, Anne, Baba, Abba, Al, Ver, Su, 
Bir de bugünün son gelişmesi, artık kapıları açabiliyor. Yani yandığımızın resmidir.

26 Şubat 2012 Pazar

Ela'nın Soruları



Ela'ya bazı sorular sorduk. Cevaplarını yazdık, sonra tekrar sorucaz bakalım yıllar neler değiştirecek.

En sevdiğin renk ne? - Kırmızı, değil de pembe. Pembeli kırmızı
En sevdiğin oyuncak ne?  - Sizin arabanız gibi Doblos gibi araba sürmek.
En sevdiğin meyve ne? Üzüm
En sevdiğin tv programı - Belgesel
Öğlen yemeğinde en çok ne yemek istersin ? - Beyaz pilav
En çok hangi kıyafetini seviyorsun? - Kısa elbise kıyafetimi
En sevdiğin oyun? - Yakalamacı
En sevdiğin atıştırma yemeği - Yoğurtlu üzüm
En sevdiğin hayvan? - Çita
En sevdiğin şarkı? - twinkle twinkle lidıl star
En sevdiğin kitap ? 1001 Hayvan
En iyi arkadaşın kim? -  İdil
En sevdiğin tatlı - Çikolata
Dışarda yapmayı en çok sevdiğin şey ne? - Çimende çiçek toplamak sana ve babama ve Eka'ya ve Ece'ye.
Gitmeyi en çok sevdiğin yer? Deniz'e gitmek ve yüzmek
Müzede en çok neyi seviyorsun? - Ejderha dinozorları
En sevdiğin içecek? - Meyme suyu
En sevdiğin öğretmenin? - Hatice
Evde ne yapmayı seviyorsun? - En güzel boyama yazması çok.
Doğum gününde ne yapmak istiyorsun? - Pasta yapmak ve pasta yemek.
Büyüyünce ne olmak istiyorsun? - Güzel bir kız. Ormanda tehlikeli hayvanlara bakıp onların tehlikelerini denizlere atmak istiyorum. Sizleri de o kötü hayvanlardan kurtarıyorum.
En çok kimi seviyorsun? Seni ve Ece'yi ve babamı.
En sevdiğin çiçek ne? - Gül, sıcaklar gelince size sürpriz olarak gül alıcam.
Kaç yaşındasın ? Unuttum.
Gözlerin ne renk? Siyah.
En çok kimi oynatıyorsun? Ece'yi
En güçlü kim? - Ben ve babam.
En güzel kim? - Ela ve Ece.




25 Şubat 2012 Cumartesi

Garip Rüyalarım

- Dün gece bir rüya gördüm. Bir çerçeve içinde bir resimim ve kenarından alev alıyorum. Kolum cıkıyor çerçeveden öbür tarafı söndürmeye çalısıyorum. Yandaki resimden bir el cıkıyor ve üstüme su döküp söndürüyor resmi. Hiçböyle şey duydunuzmu nedir?

- Benim rüyalarım bir garip bir kere de TanRı Euclid'in kulağına benimle ilgili birşeyler fısıldıyordu. Euclid'de hıı, bak bak gibi konuşuyordu. Ben de merak ediyordum. Yuh.



- Bir kere de tabağımdaki brokolinin beni yemeye çalıştığını görmüştüm. Var mı rüyaları yorumlayan. Uzun zamandır yazamadım. Çok yoğun günler geçiriyorum. İşler çok şükür çok sıkıştırıyor. 


- Kızlar çok keyifli. İkisi de canavar gibiler. Artık haftasonlarımız çok rahat geçiyor. Ela evdeyken daha çok rahat ediyoruz. Çünkü birlikte oynayıp, azıyorlar. Daha rahat geçiriyoruz. 


- Geçtiğimiz hafta bir doğuma girdim. Bebeğin fotoğraflarını çektim. Çok güzel bir deneyimdi benim için. Devamının gelmesini dört gözle bekliyorum. Bu konuda sürekli teknik öğreniyorum, kafamda sürekli kurgular, senaryolar. Uzun zamandır kafayı bu kadar yorduğum bir iş daha olmamıştı.


- Sonunda ''Yaratıcı Senaryo Yazarlığı'' sertifikamı da aldım. Uzun süren bebek ve hamile hayatından sonra tekrar kendim için birşeyler yapabilmek çok tatmin edici. 

19 Şubat 2012 Pazar

ECE 17 Aylık

Şu sıra işler ve çocuklarla hayat o kadar koşturmacalı geçiyor ki bazı işleri mecburen aksatıyorum. Blogumla yazı yazmak çok istememe rağmen eskisi kadar sık yazamıyorum. Şubat ayı aileden bir kayıp, zorunlu bir seyahat, kar ve kış koşulları ve işlerin yoğunlaşması ile nasıl geçtiğini anlamadığım bir zaman oldu. Bu arada da bir baktım Ece 17 aylık olmuş ve tek tük konuşuyor.

Geçtiğimiz ay içinde gelişiminde en önemli şey söylediği kelimelerdeki patlama oldu. ''anne, baba, kuu (kuş), dede, abba, düştü, bippi (bitti), döktü, otuyma'' duyduğumuz çok net kelimeler. Bir de konuşup da bizim anlamadıklarımız var. Ama görüyoruz ki bu süreç de hızlı öğrenmeye başladı ve hergün yeni kelimeler ekleniyor. Ben de elimden geldiğince görsel materyalle bunu desteklemeye öğretmeye çalışıyorum.



Oyun grupları ile buluşmamız devam ediyor ve Ece için bu çok güzel oluyor. Haftada bir gün de bir oynama grubuna SmileKids'e gidiyoruz. Zaten Ece evde durmayı hiç sevmiyor. Ben de çalıştığım vakitlerden arta kalan (ya da bir denge kurmaya çalışıyorum diyelim) tüm vakitlerde onu dışarı çıkarmaya çalışıyorum. Bir gün çıkmasa paltosunu alıp geliyor ve onu dışarı çıkarana kadar zorluyor. O kadar isteklerinde kararlı. Ela ile aralarındaki en net fark bu sanırım. Ela çok rahat ikna olup başka eğlenceli birşey yapmamıza karar verirdi. Ece öyle değil, kafaya birşeyi taktığı zaman onu bize yaptırtıyor. Yine de Ela'dan çok daha sakin ve kolay bir bebek diyebilirim. Hafiften toddler'lık amareleri gösterip inatçı kesilse de düzenini bozmazsak çok uyumlu bir bebek oluyor.



Günler öyle böyle geçiyor. Şu sıra hayatımdaki değişikliklerden, tekrar iş hayatına yoğun dönmekten dolayı çok mutluyum. Üstelik artık emeğim olan herşeye imzamı atabiliyorum. Geçtiğimiz ay bakıcımızın geri dönmesi de beni rahata kavuşturan bir başka etken tabii ki. Artık Ela büyüdüğü için onu pek yazmadığımı farkettim. Bir yazı da ona ayırıp yakında cimcimeliklerine anlatırım artık. Bugünlük Ece hanımın eşşek kadar toddler olduğunu haber vermemiz yeter sanırım.



14 Şubat 2012 Salı

Elmas ve Kömür

Sevgililer günü gelince televizyonlarda, reklamlarda bir tüketici çılgınlığına yöneltme başlıyor. Pırlanta reklamları, pahalı hediyeler bu günü pompaladıkça pompalıyor. İnsanoğlu parmağına taktığı pırlantanın bir elmas olduğunu ve o elmasın da aslında kömür olduğunu unutur. İnsanlar elmasın özünün kömür olduğunu unutup bunun için birbirini kırarlar, birbirlerine anlamsızca özenirler. Parmaklarına taktıkları zümrütün aslında kumdan başka birşey olmadığını, kumun içine bir mineralin girmesi ile oluştuğunu bilmezler. Böyle düşününce ne garip geliyor değil mi. Bu özel günlere anlam yüklememenin anlamı bende her sene gittikçe daha derinleşiyor daha da değişiyor.

Kömürle elmas birbiriyle tamamen aynı madde. Tamamen. Ama elmas olmak için çok sıkıntı çekmek lazım. Yerin dibinde kalıcaksın, inanılmaz bir basınç, inanılmaz bir ısı olucak. O sıkıntıda değişiceksin, değişiceksin ve pırıl pırıl bir elmas haline geliceksin.
Mevlana kömürle elması konuşturmuş. Kömür demiş ki : ''Sen de aynısın ben de aynıyım. Sen neden kralın tacındasın da ben burda sipsiyah duruyorum.''
Elmas demiş ki: ''E ben acı çektim.''
Kömür demiş ki: ''Ben ne olucam peki.''
Elmas demiş ki : ''Yan. Yanarsan etrafı ısıtırsın birişe yarar.'' demiş.
Bundan sonra da diyor ki Mevlana, kuvvetli olmak için, tutunabilmek, elmas olmak için acı çekmen lazım. Ancak sınavı geçersen değerli olursun, her geleni hayırla karşılarsan gelen kötülüğün senin için bir sınav olduğunu ve mutlaka bir nedeni olduğunu görürsen huzura erersin.

Konudan konuya atlayacağım gibi olacak ama anlayan anlar, bir haftadır 3 yaşında bir oğlu olan gencecik bir annenin kanserle savaşını izliyoruz. Hepimiz ağlıyoruz, hepimiz üzülüyoruz. Herkes işin ilik donörü olmanın ne kadar önemli olduğu kısmını, onun yanında olduğumuz, bu hastalığı yenmesi için dua ettiğimizi yazdı. Ben başka bir tarafından bakıyorum. Gamze'nin çok hassas bir noktada olduğunu biliyorum. Ama şu dakikaya kadar ben dahil binlerce insan ilik donörü olmanın nasıl olduğunu, ne yapılması gerektiğini bilmiyorduk. Ben dahil binlerce insan durup dururken buna ihtiyaç duymadık. Ama Gamze kadar hassas durumda bir kişi (3 yaşında oğlu olan bir anne) böyle bir hastalıkla karşılaşınca ülkedeki başda anneler olmak üzere, medya ve herkes buna tepkisiz kalamadı. Hepimiz Gamze'nin kurtulması için neler gerektiğini öğrendik. Şimdi Gamze sayesinde belki ilik bekleyen binlerce hastadan belki daha kaçı daha ilik nakli şansına kavuşacak. Ben bunu mutlulukla karşılıyorum. Herşeyin bir nedeni olduğuna inandığım gibi herkesin de bir misyonu olduğuna inanıyorum. Gamze'nin inanılmaz bir misyonu var. Hasta olan binlerce kişi ona dua ediyor, umut kapısı araladığı için. Anne olan binlerce kadın ona dua ediyor, evladından ayrılmasın diye. Ben Gamze'nin bu hastalığı yeniceğine inanıyorum. Yenerken de öyle bir değişecek ki, sonunda elmas olup parlayacak. Kalbimiz seninle Gamze. Sevdiğine biranönce kavuşman dileği ile.