13 Ekim 2010 Çarşamba

Tam zamanlı "Köle"Yim.

Tam zamanlı bir işinizin olmasının zor olduğuna hiç şüphe yok. Fakat, çocuğunuzla evde kalmak en az bu iş kadar zor. Hatta belki daha zor. İşte evde durmanın neden zor olduğunun en önemli 10 nedeni.

10. "Patronunuz/patronlarınız" hastalık izni kullanmanıza izin vermezler.

9. 60 saniyeden daha uzun süren banyolar yapmanıza izin yoktur ve hatta bazen tesisleri kullanırken size bir refakatçi eşlik edebilir.

8. "Patronu" memnun etme çabalarınıza rağmen bazen yoğun çabanız gerçek anlamda yere atılabilir.

7. İş tanımızın çok ötesinde işler yapmanız talep edilebilir, örneğin başaşağı çizim yapmak veya küçük bir keseyi sırtına asmanız gibi.

6. Çoğunlukla "patron" size belirgin herhangi bir neden olmaksızın bağırır.

5. Çok sık olarak bir işin ortasında başka bir iş yapmak için bölünürsünüz. Hem de sözlü ve fiziksel tacizlerle.

4. Bazen "patronunuz" kahve masasının üstünde tek ayakla ve çıplak bağırmak gibi garip davranışlarla karşınıza çıkar ve inmek için rehine kurtarma uzlaşması konuşmasından daha aşağısını kabul etmez.

3. İşten önce duş almanıza izin yoktur.

2. "Patronunuz" anlaşmayı, uzlaşmayı ve tavizi sevmez.

Ve bu işin zor olduğunun bir numaralı nedeni ise:

1. Mesai saati ve çay molası diye kavramlar yoktur. 7/24 çalışmak zorundasınız.

Bu yüzden işe gidip dinlenen anneler hiç yoruluyorum demeyin.

12 Ekim 2010 Salı

Yeni Bir Dönem

İnsanlar çoğunlukla bana," Esra, Nasıl bu kadar parlak yazılar yazıyorsun" diye soruyor ve bir cevabım yok, çünkü parlaklığımın kapsamı sıradan bir coşkunun karşısında asil bir sessizliği koruyarak açıklanabilir.

Tamam, kimse bana nasıl böyle parlak yazılar yazdığımı falan sormuyor ama yine de anlatacağım çünkü işte bu kadar cömertim. Belki bunun için bana daha sonra teşekkür edeceksiniz, çünkü bu blogda daha önce bu blogda hiç ilginizi çekeceğini düşünmediğiniz ama şimdi bildiğinize memnun olduğunuz çok şey öğrenmediniz mi? (Hiç sanmıyorum) Evet biliyorum. Ben dünyaya bir eğitmenim.

Hamileliğimin ve sonra yeni anne olmanın verdiği geçici duygu yüklü durumum dışında öncelik olarak eğlenceli şeyler yazarım çünkü eğlenceli şeyler yazmak çok eğlenceli. Dünya şimdi ve önceden de çıldırma yoluna girdi, yani ya eğleneceğiz ya da çıldıracağız. Her iki şekilde de bundan sonraki 20 milyon yıl içinde dünya güneşin üstüne düştüğü zaman hepimiz ölmüş olucaz. Yani neden eğlenmeyelim?

Özellikle hayattan da yazılar yazıyorum, çünkü gerçek hayattan insanlarla eğlenmek karakter yaratıp onlarla ilgilenmekten daha kolay. Ben kendi karakterimim, en kolay hedef olacak kişi ve tuhaflıklar ve küçük manyaklıklar için ilk bakılacak yer. Kendinizi hedef alırsanız mizah daha iyi çalışıyor çünkü kendi kendini küçültmek salak gibi görünmeden yabancıların manyaklıklarından faydalanmanızı sağlıyor. Bir kere kendinize salak ve tembel derseniz, bunu başka insanlara da diyebiliyorsunuz.

Hayat tüm materyalimin kaynağı olduğu için, sürekli bir sonraki hikayem için arayışdayım. Bana olan olaylar, arkadaşlara olan olaylar, trendeki yabancılara olan olaylar. Bazı aktiviteler anlatmak için yeterince değerli olsa da - heryerde mizah arıyorum, gülebileceğim saçma bir olay olacak sonra bilgisayarıma koşup size anlatacağım.

Muhtemel hikaye olabilecek herşey size yazı yazmak için çok malzeme veriyor ama kafayı da çok meşgul ediyor. Hayatımı olayların bir serisinden daha çok kısa hikayelerin bir kolleksiyonu olarak görmeye başladım. "Bundan harika bir hikaye olur, nasıl biteceğini çok merak ediyorum" derken bir bakıyorum çok abuk subuk bir olaydan bahsediyorum. Yazmak hayata bakışımı değiştirdi, hayatı yaşamamı bile değiştirdi. Sonunda benim de bu hayatta sevdiğim ve sahip çıktığım bir hobim oldu. Sürekli aklımda başladığım hikayeleri bitirmek için hayal gücümün çalışmasını bekler oldum.

Delice mi? Evet. Komik mi? Kesinlikle.İşte yazılarımda yeni dönemin konuları böyle olsun.

7 Ekim 2010 Perşembe

Eskilerden Bir Diyalog

Beni tanıyan herhangi biri annemle paylaştığım denklemin nasıl olduğunu bilir. Bakalım bizim çocuklarla diyaloglarımız nasıl olacak.

Eskilerden bir örneğini hatırladığım şu diyalog herşeyi anlatıyor:

Ben: Anne?
Annem: Hmm?
Ben: Burnuma piercing yaptırmak istiyorum.
Annem: Hmm.
Ben: Ne?
Anne: Ne?
Ben: Bu evet mi hayır mı demek?
Anne: Bu bir hayır.
Ben: Ne zamandan beri hmm hayır demek?
Anne: Dünden beri.
Ben: Anne lütfen.
Anne: Hayır dedim.
Ben: Tabii ki, hayır dedin. Başka ne dersin ki, sen...
Anne: Benimle böyle konuşma.
Ben: Peki, Afedersin.
(Ara)
Ben: Anne?
Anne: Şimdi ne var?
Ben
: Lütfen, Ne istersen yaparım.
Anne: Tamam. Bu sömestir en yüksek notları getirmeye ne dersin? (Ara)
Ben: Ondan başka ne istersen.
Anne: Tabi ki olmaz. Ben söyleyeceğimi söyledim.
Ben: Ama bu haksızlık! Olamayacağını biliyorsun!
Anne: Nedenmiş peki?
Ben: İstemiyorum! Yani, Yapamam ki! Anne, lütfen ya.
Anne: Zamanını boşa harcama.

Sınavdan dönmüşüm
Ben: Selam
Anne: Sınav nasıldı?
Ben: İyi
Anne: İyi mi? Neden iyi? Neden çok iyi değil?
Ben: Yaaaa...Çok iyi.
Anne: Ama neden süper değil?
Ben: Öff Anne, Muhteşemdi tamam mı.
Anne: Neden bu kadar rahatsız oldun? Sınav iyi değildi dimi? Tabii canım. Sınavdan 2 saat önce çalışmaya başlarsan, olacağı budur. Sana söylemiştim. Her zaman söylüyorum ...... bla bla bla
- 2 saat sonra -
Sınavım gayet iyi geçmiş olmasına rağmen o savaş yüzünden nerdeyse gözlerim yaş içinde ve yorgunum.

Akşam babam işten döndüğünde
Baba: Sınavın nasıl geçti?
Ben: Gayet iyiydi.
Baba: İyi iyi. Bir sonrakine çalıştın mı?
Ben: Evet hemen hemen. Az birşey kaldı.
Baba: Devam et. İyi çalış. Beni gururlandır.
Sınavım iyi geçmesine rağmen kendimi suçlu hissettirirdi.


Geç saatlerde bir sonraki sınav için çalışırken
Kardeşim: Sınav mı var.
Ben: Hı hı
Kardeşim: İyi

5 Ekim 2010 Salı

Ünlüyüm Ben.

Ece, 10 günlük

Telefonum sürekli çalıyor. Bu kötü birşey değil çünkü inanır mısınız sıkılıyorum. Bebeğiniz hala uyku döneminde olup da sürekli emip uyuyorsa büyük de sürekli anneanne ve baba tarafından gezdiriliyorsa sıkılıyorsunuz. Bu dediklerimi yakında yutucam biliyorum. Çünkü Ece daha çok uyanık kalıcak, Ela da kaldırma yasaklarım bitince başıma çıkıcak işte o zaman sıkılmak neymiş diye düşünücem. Ama şu an gerçekten boş zamanım var. Haa asıl konuya dönelim, sürekli telefonum çalıyor. Bu anne camiasından ne kadar çok 2. çocuğu isteyip de cesaret edemeyen varmış kardeşim. Size bir tüyo vereyim, hepiniz istiyorsunuz ve çeşitli nedenlerden cesaret edemiyorsunuz. Her gün 2 çocukla o gün neler yaptığımın raporunu birilerine veriyorum. Ünlü olduk kardeşim ailece. Bu zamanda evdeki çocuk da 2 yaş sendromunun doruğundayken 1 çocuk daha doğuran aile. Neyse acaip uzattım, dedim ya vaktim bol:)

Ben de karar verdim burdan sık sık neler oluyor, canlı yayın yapacağım. Gelelim şu sıralar bizim evde neler oluyor.

Ece, şimdilik çok sakin bir bebek. Onun için uyguladığım rutine çok çabuk cevap verdi. Sanırım o da artık düzenini öğrendi. Ela'ya kitap bebek derdim, Ece melek bebek çıktı. Memesini emiyor ve bir problemi yoksa biraz takılıp uyuyor. Gece de bir 4 saat, bir 3 saat kesintisiz uyuyor. Onun dışında uyanıp biraz uyanık kalıp uyuyor ama genel olarak bana gece uykusu da uyutuyor. Ela'da da olduğu gibi henüz uykusuz kaldığımız gece olmadı. Tabii ki bu değişebilir çünkü Ela'da 3. haftada başlayan kolik problemimizle 12. haftaya kadar kabus günler yaşamıştık. Ece 3. haftasını doldurup 6. haftaya doğru ilerlerken gaz veya kolik durumları anlaşılacak. Umuyoruz 3. ayına kadar ki dönemi rahat atlatırız.

Herkesin merak ettiği Ela'ya gelince. Ela benden daha iyi yönetiyor durumu. Çocuğun psikolojisi bozulacak diye çok endişelenmiştim ama artık kızımı iyi tanısam iyi olur. Ela değişikliklere çok çabuk alışan bir çocuk olduğunu bu yaz kanıtladı bize. Taşınmalar, yeni bakıcı ve en son bebeğin gelmesi Ela'yı çok kısa sarsıyor ama çabuk toparlıyor. Güçlü bir psikolojisi var, çok çabuk kabulleniyor. Hatta benim onu kucağıma alamamamı bile ben nerdeyse ağlayacak durumda düşünürken o "senin yaran var, babam gelsin" diyor. Kabul ediyorum Ece'nin gelmesinden hiç etkilenmedi diyemem. İlkbir hafta çok problemliydi. Çok ağladı, çokca "annemi isterim" dedi. Bolca Ece'nin yatağına yatmak istedi. Evden dışarı adımını atmak istemedi ama şimdi çok daha iyi durumda. Benim beklediğimden daha çabuk. Artık Ece'nin kapısının önünde ağlamıyor. Ece ağladığında, "anne meme ver, acıkmış" diyor. Hele Ece uyuyorsa ve ben onunla vakit geçiriyorsam çok eğlenceli oluyor. Ama şu sıra Ece'den bağımsız 2 yaş sendromumuz tavan yapmış durumda. Gerçi bir ara çişini bolca kaçırıyordu bilerek onu yapmıyor ama kendini yere atmalar, inatlar, yemek yememekler çok üst düzeyde. Ama diyorum ya Ela benim beklediğimden çok çook daha iyi durumda. Tabii ki o da bebek ve hergünümüz değişebilir ama ilk kardeş arızamızı atlattık. Ece'nin kalıcı olacağını anladık. Sanırım kreşe gitme konusunda reklama başlayabilirim artık.

Siz bunu sormuyorsunuz ama ben anlatacağım. Bir süre kocanızı unutun. Çocuklara birebir markaj durumunda olmaktan yakın olmayı bırakın doğru düzgün konuşamıyorsunuz bile. Biz gün içinde internetten konuşabiliyoruz:) Küçük bebek ister istemez size yapışık oluyor, en azından ilk 3 ay. Büyük de haliyle babanın uydusu haline geliyor. Gerçi benim coca gece Ela uyurken Ece'yi seviyor. Birbirimizle ilgilenecek vakit ne yazık ki yok. Her durumda olduğu gibi bu da normalleşecek, ama bir süre bizim birbirimize vakit ayırmak için fırsat yaratmamız gerekecek. Sohbet etmek için bile. Bunun da güzel tarafları var aslında. Düşünürseniz ne demek istediğimi anlarsınız.

Bana gelince, çok garip ilk doğumdan sonra olduğumdan çok daha çabuk toparladım kendimi. İlkinde hafif depresyon, insomnia, kendinde olmama durumları yaşamıştım. Uzun süre iyileşemedim, cocanın ilk 3 ay yurtdışında olmasından da kaynaklanan bir psikolojik desteksizlik haliyle çok zor günler geçirdim. Bu sefer durumlar daha zor olması gerekirken, allah gücünü veriyor sanırım, ben çok daha iyiyim, kuvvetliyim. Psikolojim iyi. Deneyimin de vermiş olduğu rahatlıkla yenidoğana çok rahat bakıyorum. Hatta onu uyutup öbürünü yedirip uyutup tekrar uyanan küçüğü emzirip uyutup sonra kendime 1 çay içecek vakit yarattığımda bile off'lamıyorum. Herşey bakış açısı. Ama şunu da kabul etmeliyim, allah imkanı olan herkese yeni doğum yaptığında bir yardımcı versin. Sabah kalkıp bebeği emzirdikten sonra kahvaltının hazır olması, banyoya ihtiyacın olduğunda bebeği kucağına verip sıcak bir suyun altına girebilmek büyük nimet. Dediğim gibi imkanınız varsa hiç düşünmeyin. Biz ki evin borcunu öderken ve ben de çalışmazken imkanlarımızı zorluyoruz ama inanın değer. En azından kendinize gelene kadar.

İşte bizden şimdilik bu kadar ara sıra yazarım, biliyorum çoğunuz 2 çocuk durumlarını merak ediyorsunuz. Bence korkacak birşey yok. Ben hep söylüyorum bu günler geçici. Bana cesaretli diyenlere de tek sözüm var, ben kendimi öyle görmüyorum çünkü ben hiç tereddüt etmedim. Ela'yı doğurduğum günden beri bir tane daha diyordum.. Şimdi evde 2 bebek olmasına inanamıyorum, onlara bakıyorum bakıyorum aşkım daha da artıyor o ayrı.

4 Ekim 2010 Pazartesi

Dünya Çocuk Günü



"Sırf onlardan daha yaşlı ve daha güçlü olduğun için ne olduğunu, nereye ulaştığını, iç dünyadaki konumunun ne olduğunu hiç düşünmeden onu tıpkı kendine benzetiyorsun. Sen bir zavallısın, ve çocuğunun da aynı olmasını mı istiyorsun?

Ancak hiç kimse düşünmez; aksi takdirde insanlar küçük çocuklardan öğrenirlerdi. Çocuklar öte dünyadan o kadar çok, pek çok şey getirir ki çünkü onlar çok yeni gelmişlerdir. Onlar hala rahmin sessizliğini, varoluşun kendi sessizliğini taşırlar."
OSHO - Çocuk kitabı'ndan

Bende 2 tane var, sende 1 tane. 1'ini zor büyüten var, 7'sini sokakta büyüten var. Her sene doğuran var, 40'ında ilkini doğuran var. Doğurduktan sonra öldüren de var, hasta olmasın diye dışarı çıkarmayan da var. Çocuklar gerçekten geleceğimiz. Gelecek nesillerimiz ve onlara karşı sorumluluğumuz çok büyük. Geleceklerinden biz sorumluyuz. Nasıl bir dünyada yaşayacaklarından biz sorumluyuz.

Bugün "Dünya Çocuk Günü"'ymüş. Neden Anneler günü, Babalar Günü gibi yaşanmıyor. Kutlanması, hatırlanması gereken bir gün varsa bu o gün işte. Çocuklar toplumda çok rahatsız yaşıyor. Kendi boyutundan büyük lavabolara asılmak zorunda kalıyor, sokaklarda, marketlerde herşey büyükler için. İçine düşecekleri kadar büyük tuvaletlere oturmakta zorlanıyorlar. Başka aletler kullanmak zorunda kalıyorlar. Her restoranda, alşveriş merkezinde çocukların boyuna uygun tuvalet ve lvabo olmalı. Bunlar daha ne ki; çocuklar Şiddet, cinsel taciz, ekonomik istismar, kaçırılma, zorla çalıştırılma, eğitim kalitesinin düşüklüğü ile büyüklerin hayatında çok zor hayatlar geçiriyor.

İşte bazı gerçekler. Ülkemizde son 10 yılda özellikle okul öncesi çağdaki çocuklara uygulanan şiddet %20 artmış. İnanılmaz bir rakam.

Çocuk ihmali ve istismarı vakalarında artış olmuş bunlardan en çok görüleni ise cinsel taciz. Evet kadınlara değil, çocuklara.

Son 5 yılda 1659 çocuk kaçırılmış. Siz de paranoyak oluyor musunuz?

4000 çocuk sokakta yaşıyor. Evleri yok, içecek temiz suları yok. Anne, babaları yok. Sizin de damlalar oluştu mu gözünüzde.


8000 çocuk sokakta çalışıyor. Siz de çocuğunuz ders çalışsın hiç bir iş yapmasın diye odasına meyve taşıyor musunuz? Benim annem yapardı.

Dünya'da 2 milyon çocuk HİV virüsü taşıyor. Neden? Doğuştan..
15 milyon çocuk HIV yüzünden annesiz, babasız yaşıyor..

Savaş'da büyüyen çocuklar......

Biz kardeşi geldi diye psikolojisini düşünmekten kendi psikolojimizi bozmak üzereyiz. Dünyadaki çocukların yaşadığı dramı görüyor musunuz? Ne yapabiliyoruz. Çoğu konuda hiçbirşey. Sadece kendi çocuklarımızı mümkün olan en sorumlu, en iyi şekilde yetiştirip kazandırabiliriz. Çocuk haklarının artması için elimizden gelen baskıyı yapabiliriz. Ama bunlar dışında savaşda büyüyen, yokluk içinde, temiz su bile bulamayan çocuklar için pek birşey yapamıyoruz. Kimsesiz çocuklar için, yardıma ihtiyacı olan çocuklar için ve UNICEF'e yardımda bulunalım sadece. Arada bir. Çocuğumuza bir pantolon fazla alacağımıza veya çocuğumuzun 2 ayda küçülen kıyafetlerini götürerek. Ne biliim herkesin elinden birşeyler gelir. Yeter ki sokaklarda büyüyen sümüklü çocukların görüntülerini daha çok aklınıza getirin.
Not: Kullandığım resimler en masum olanlardı. Irak ve çocuk kelimelerini birarada tarattım. Ben yaptım siz yapmayın. İnsanın kaldırma gücünün ötesinde. Çocuklarımıza iyi bakalım. Sabrımız azalınca bunları hatırlayalım. Hiç bu kadar karamsar bir yazı yazmamıştım. Aslında yazı kendini yazdı. Yapacak birşey yok.

Süt ve Kum

Sevgili Süt;
NE'sin sen??? Geçtiğimiz 33 yılı mutlu bir şekilde senin bir hilebaz olduğunu bilmeden geçirdim. Dün sonunda kendime "Yahu, bu süt ne ki?" diye sordum.

Seni google'a sordum süt. Google bana ne dedi bilmek ister misin? "Kolloidal Ayrışma" olduğunu söyledi. "İçinde çözünmeyen bir takım çerçöp olan su" demek. KULAĞA NE KADAR İĞRENÇ GELİYOR, BİLİYOR MUSUN? Ayrıca ineklerin memesinden geldiğin de cabası.

Gözüm üzerinde süt. Meyve suyu veya soda gibi herhangi bir içecek olduğunu düşündürerek beni kandıramazsın. Kahvaltılık gevreklere eklenme konusundaki doğruluğunu bile sorgulamaya başlıyorum. Bu sadece çözünmemiş bir yığınla dolu bir şeye, daha çok çözünmemiş yığın koymaktan başka birşey değil. Bu ilginç ve aslında izin verilmemesi gerek birşey.
Bu davranışın için bana uygun bir açıklama sunana kadar, sanırım seni boykot etmek zorunda kalacağım. İşin buraya gelmesine çok üzgünüm, ama ne yapayım sence süt? Tüm hayatım boyunca senin hakkında yalanlar dinlediğimi hissediyorum ve hiç de hoş değil.

Bir de tıp balonlarını patlatan doktorum Ahmet Aydın'ın da seninle ilgili yazdıklarını okuyunca (örnek veriyorum.. 1. bu yazı ve bu yazı en çarpıcıları) artık karizmanı nasıl düzeltirsin bilemiyorum.


Sevgili Kum;
Seninle tartışmak istediğim birkaç konu var. Oldukça saygıdeğer bir yüzeysin. Bunu inkar edemem. Fakat performansının bazı alanlarının geliştirilmeye ihtiyacı var.

Bahsetmek istediğim ilk konu ıslak yüzeylere karşı olan caziben.
Suda zar zor yürürken ve zar zor yürümenin bana yettiğine karar verip ayakkabılarımı ayağıma giymeye hazır olduğumda, kendimi bağdaşmayan bir bilmecenin içinde buluyorum: suyun kenarına kadar zar zor yürüyüp tek ayak üstünde durup tek ayağımı ayakabıya sokmaya ve ayakta durmaya hazır hale getirmek ve öbür ayağım için de aynı işlemi yapmak için kurutmaya mı çalışmalıyım? Yoksa zorla sert bir zemine kadar yürüyüp ayaklarımı ayakkabılarıma sokmadan seni ayaklarımdan temizlemek için elimden gelenin en iyisini mi yapmalıyım?

Her iki opsiyon da iyi değil, kum. Eğer ilk senaryoyu seçersem, hemen her zaman ayağımın suya düşmesi ile bir veya iki ayağımda ıslanarak bitiriyorum. Bu beni izleyenlere karşı idiot gibi görünmeme de sebep oluyor. Eğer ikinci senaryoyu seçersem, daha kötü bir seçenek seçmiş oluyorum çünkü herkes biliyorki ayaklarını ıslatmadan kumdan ayağını temizlemenin başka bir yolu yok ve bu da ilk senaryoya dönmeme neden olur tabii eğer küçük ayak duşlarından olan plajlardan birinde değilsem. O duşları kim icat ettiyse onu seviyorum. Aynı klimayı icat edene olan aşkım gibi. Mr. Air Conditioner.. I love you... Neyse, eğer ıslak zeminlere daha az ilgi gösterseydin, bu problem olmazdı. Lütfen bunun üzerinde çalışmayı düşün.

Seninle konuşmak istediğim bir sonraki konu da; senin üzerinde koşmak çok zor.
Bir katil tarafından takip edilmediğim sürece aslında çok da sorun değil. Ondan sonra işler riskli bir hal alıyor ama. Bazılarınız "bir katil tarafından izleniyorsan kumdan çık sen de" diyenleriniz olacaktır. Ama ya bir çöldeysem? O zaman? Yere yatıp parçalara bölünmeyi sonra gömülmeyi mi bekleyeceğim? Yani Kum, bu yüzden performansın konusunda çalışmalısın. Katillerden kaçarken her zaman senden basitçe kurtulamayabilirim.

Birşeyleri gömmekten bahsederken, sana bir delik açmak ne kadar zor biliyormusun? Kazdığım her kürekde sen kazdığım deliğin 3/4'ü kadarını geri dolduruyorsun - ki eğer kesirleri sana anlatmama ihtiyaç duyuyorsan - oldukça sığ bir delikle karşı karşıya kalıyorum, yani bu bir delikte olmuyor. Bilmem anlatabildim mi.
Bu küçük değişikliklerle, durdurulamaz olabilirsin. Herkes, her zaman senin üstünde olmak isteyebilir. Dünya yüzeyindeki en popüler yüzey olabilirsin - hatta çimden bile daha popüler çünkü çim de insanları kaşındırıyor, böcek falan da oluyor insan biraz ürküyor. Ama eğer bu problemleri çözebilirsen emin ol çime karşı birüstünlüğün olur.
Önerilerimi düşünmeni canı gönülden diliyorum ve hayata geçirir geçirmez üstünde dolaşmak için can atıyorum.

1 Ekim 2010 Cuma

Emzirme'nin Faydaları

Sürekli emzirmeyi ve kendi deneyimlerime göre bile ne büyük nimet olduğunu savunurum. 1-7 Ekim arası emzirme haftası. Bu sene emzirme daha bir bilinçle görülüyor, emziren anneler daha çok bunu önemsiyor. Emzirme Reformu'nu da gördünüz değil mi? Aşağıya Dr. Sears'ın sitesinden bulup çevirdiğim faydalı olacağını düşündüğüm bir yazıyı ekliyorum.. Herkes bebeğini emzirsin, herkesin sütü bebeğine yeter..

Emzirmek bebeğin vücudunun her bir parçası için önemlidir - beyninden bezli bölgesine kadar. İşte liste:

  • Beyin. Emzirilen bebeklerde daha yüksek IQ mevcuttur. Anne sütündeki kolesterol ve diğer yağ çeşitleri sinir hücresi gelişimini desteklemektedir.
  • Gözler. Emzirilen bebeklerin görsel keskinliği mama ile beslenenlerden dah yüksektir.
  • Kulaklar. Emzirilen bebekler daha az kulak enfeksiyonu geçirir.
  • Ağız. Bir yıldan uzun süre emzirilen bebeklerde diş düzeltmeye daha az ihtiyaç duyulur. Memeyi emmekten kaynaklaranan yüz gelişiminde daha gelişmiş kaslar olur. Anne sütü tadındaki gizli değişiklikler bebekleri çeşitli katı gıdalara hazırlamaktadır.
  • Boğaz. Emzirilen bebeklerde bademcik ameliyatı daha az görülür.
  • Solunum sistemi. Kanıtlar gösteriyor ki, emzirilen bebekler daha az ve hafif şiddette solunum sistemi enfeksiyonu geçiriyorlar, daha az zatüree, daha az grip ve daha az nefes darlığı.
  • Kalp ve dolaşım sistemi. Kanıtlara göre emzirilen bebekler yetişkin olduklarında daha düşük kolesterole sahip oluyorlar. Emzirilen çocuklarda kalp atış ritmleri daha düşük oluyor.
  • Sindirim sistemi. Emzirilen bebeklerde daha az ishal, daha nadir mide-bağırsak enfeksiyonu. 6 ay ve daha fazla sadece anne sütü alınması gıda allerjisi riskini düşürüyor. Aynı zamanda, yetişkinlikte Crohn hastalığı ve ülseratif kolit riski azalıyor.
  • Bağışıklık Sistemi. Emzirilen bebekler aşılara daha iyi cevap verirler. Anne sütü bebeğin kendi bağışıklık sistemini geliştirmesine yardım eder. Emzirme çocukluk kanseri riskini azaltır.
  • Endokrin sistemi. Diyabet geliştirme riski azalır.
  • Böbrekler. Daha az tuz ve proteinle, anne sütü bebeklerin böbrekleri üzerinde daha rahattır.
  • Apandist. Emzirilen çocuklarda akut apandist görülme olasılığı daha azdır.
  • Boşaltım Sistemi. Emzirilen çocuklarda daha az enfeksiyon görülür.
  • Eklemler ve kaslar. Emzirilmiş çocuklarda gençlik romatizması daha az görülür.
  • Deri. Emzirilmiş çocuklarda daha az allerjik egzema görülür.
  • Gelişim. Emzirilen bebekler 1 yaşında daha az kiloludur ve yaşamının ilerisinde obez olma ihtimali daha azdır.
  • Dışkı. Daha az kabızlık. Emzirilen bebeklerin dışkıları daha az kokar.