22 Eylül 2012 Cumartesi

Hayattayım....

En son ne yazmışım.. Hmm tatildeyim, değil mi? Evet uzun bir tatil yaptık. Ve Akdeniz, ege sonra tekrar Akdeniz yaparak yuvamıza geri döndük. Belki bir gün elim değerse yazarım. Antalya, Alaşehir, Çeşme, Sığacık, Foça, Nazilli, tekrar Antalya sonra ANkara. Hem çalıştım, hem gezdik. Güzeldi tatil. Çok çalışmanın üstüne çok da iyi geldi.

Tatilin son bir iki gününde kolumda bir ağrı başladı. Önce kas tutulması sandım, fakat yavaş yavaş arttı. Eve döndüğümüzde çok ciddi kol ağrılarım vardı. Üstüne bir de parmaklarımda ve kolumda uyuşmalar başladı. Bir iki gün takıldım, hem de söz verdiğim işler vardı. Onları hallettim. Sonunda dayanamadım doktora gittim. Bu arada da ağrılar dayanılmaz oldu, uyuşukluk tüm koluma yayıldı. Doktor muayene edince hemen boynunda bir problem var dedi. MR, röntgen falan derken 2 gün önce sonuçları aldık.

Doktor sonucuma bakakaldı. Boynumda tam 4 tane fıtık, kolumda da tenisçi yırtığı var. Ağrılarım, uyuşmalarım, duruşum az bile. Nasıl bu hale geldin diye de sordu. AŞırı çalışma diyebiliriz. Buna da şükür. Fizik tedavi ile oldukça toparlayabiliyormuş insan. Gelecek hafta fizik tedaviye başlıyorum. 15 gün sürecek. Birlikte iğnelerim ve egzersizlerim var. İşleri hafiflettim. Tedavi olmadan çok çalışamıyorum ama çok yakında geri döneceğim. Yine iyi tarafından bakmaya çalışıyorum. Bu benim için belki de kaçınılmazdı. Şimdi tedavi olursam, spor da yaparsam belki çok daha sağlıklı devam ederim işime.

Kızlar sonunda okula başladı. Ece yarım kaldığı kreşine hastalıklarla yarım yarım devam ediyor. Ama öyle keyifle gidiyor ki, bunu bozmak istemiyorum, umarım çok hasta olmaz. Ela ise zaten tam bir çocuk oldu. Büyük büyük konuşuyor. Gerçekten büyüdüler. Ve galiba biz de gerçekten yaşlanıyoruz.

24 Ağustos 2012 Cuma

Tatildeyiz

Yıllardır hatta nerdeyse Ela doğduğundan beri ailecek böyle uzun bir tatil yapmadık. Koca, çocuklar ve ben ilk kez bir haftadır biraradayız. Antalya'ya gelip Ela'mıza kavuştuk. Şimdi Ece'yi annemin yanına bırakıp biraz daha gezeceğiz. Bizler küçük bir sürü olarak daha 1 hafta daha tatilde olacağız. İşler güçler yüzünden birbirimizin yüzünü göremiyorduk, gerçi şimdi de çocuklarla ilgilenmekten göremiyoruz ama olsun. Yine de bir arada bulunmanın keyfini çıkarmaya çalışıyoruz. Eylül'de görüşmek üzere. Kararlıyım artık daha çok yazacağım.






23 Ağustos 2012 Perşembe

Moskova Notları'ndan


Arbat Sokağı
Moskova'nın en ünlü sokağı.


Christ the Savour Katedrali
Moskova Nehri'nin kenarında, Kremlin'in tam karşısında harika bir bahçesi olan çok güzel bir katedral. Bahçede fotoğraf çekimleri yapılıyordu. Ne kadar şanslı olduklarını düşünüp durdum.



Christ The Savour Katedrali 


Herhalde bu amca da Christ the Savour.


Bu da kocamın çiçek katedral fotoğraf denemesi.


Bu da kocamın koskoca aslanı kaldırma denemesi.


 
Bu katedralin tam karşısında Pushkin State Museum of Fine Arts var. 10 numara 5 yıldız bir müze. Ağzım açık kapatamadan tam 2.5 saatte gezdim. Ve orayı gezdiğim sabah başka biryer gezemedim. Fotoğraf çektirmedikleri için böyle sadece dışının fotoğrafını çekebildim ama içerisi çok etkileyici. Sanat eserleri harika. Her esere 3 dakika baktım diyebilirim. Bir de koridorlarda hologramlı gibi havada asılı görüntüler oynatıyorlardı. Bu müze Moskova'nın en görülmeye değer yeri imiş. Bence de öyle.




Bilmemne binasının önü, biz doğa seven fertler olduğumuzdan çiçenkleri beğendik de durduk.


Şu tipi kaymış benim arkada da bir tarafda Moskova Nehri bir tarafta Kremlin Sarayı'nın surları var.


Kızıl Meydan'dan bir bina.


Kocaman bir kütüphane. Arbat sokağından.

 Kremlin Sarayı Ön kısım.



Otelimizden akşam bir görüntü. Otelimiz metronun dibinde olduğu için bence çok iyi bir seçimdi. Lokasyon sayesinde çok rahat gezdik. 


Pokrovsky Katedrali. Bu katedralin yanına yaklaşamadık. Kızıl Meydan'da (Red Square) bir konser olacağı için bir kısmı kapatılmıştı. 




Konser hazırlıklarını görüyorsunuz.

20 Ağustos 2012 Pazartesi

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Ece Tam 23 Aylık..


Şu küçük bebenin 23 aylık olması çok garip gelmiyor mu size de? Daha dün doğdu. Daha dün 1 yaşını kutladık. Hele son 1 senesi inanılmaz bir hızla geçti. Üç haftadır okula gidiyor. Alıştı bile. Ece bugün bana sebilden su bile getirdi ve anladımki benim küçük kızım bile büyümüş. Kocaman olmuş.



Tatlılığının doruklarında şu sıra. Sürekli sürekli konuışuyor. ''Tık tık tık, Kim o? Ben Ece'miyim?'' diyor. Diyalogu kendi kendine yapıyor şu ara. Ela'nın da Antalya'da olmasını fırsat bildi biraz, babası ve annesiyle aşk yaşıyor şu günlerde. 



Büyük kızımızı da çok özlediğimiz için bayramla birlikte işlere biraz ara verip tatile çıkıyoruz. Zamanı biraz yavaşlatıp kızların büyümesini biraz içimize çekmek istiyoruz. Herkese iyi bayramlar.





Not: Fotoğraflar Eymir Gölü kenarında çekilmiştir.

4 Ağustos 2012 Cumartesi

Ece Okullu Oldu.


Sonunda olan oldu ve şu fotoğraftaki egzotik melez güzeli daha fazla evde tutamadık. Tutamadık derken tabiisi bayıla bayıla gitmedi. Sadece ablası okula gittiği için ''okuya ditcem'' diyip duruyordu. Ama iş ciddiye binince ilk gün kreşi birbirine kattı. Orda müdürün odasında 45 dakika oturabildim. Sürekli ağladı. 2. gün 1.5 saat kalabildi. 3. gün 2 saat kaldık. Çabuk sustu. Gezerken ''anne oğda'' diyip bana el salladı durdu. 4. gün kreşe girerken ağladı ama öğretmeni arkadaşlarının yanına götürünce sustu. Onu bırakıp 2 saat sonra geri döndüm. Bir arıza çıkmadı. 5. gün ağlamadan öğretmeninin kucağına gitti. Bana bay bay yaptı ve öğretmenine sarıldı.

Sanırım öğretmenine alıştı biraz. Tabii ki geri dönüşler bekliyorum ama artık bir yola girdik. Bunun geri dönüşü bence yok. Benim çalışmam onun suçu değil. Ben işe gidiyorum diye bütün gün bir kadının suratına baksın istemiyorum. Çocuklarla birarada olsun, gelişimine katkı sağlasın istiyorum. Ece'yi Koru Mahallesi'ndeki Yuva Gelişim'e gönderiyoruz. Çok deneyimli sahipleri var. 1976'da kurulmuş ve tüm sınıfları bahçeye açılıyor. Sürekli dışardalar. Bu benim çok hoşuma gitti. Sonrası nasıl olur bilmiyorum ama şimdilik memnunuz. Ece de böylece ablasından çok çok daha erken okula başladı. Bakalım önümüzdeki günler bize neler göstericek. Ece'nin kreş maceraları çok yakında burada. Tek endişem küçük bir tatilimiz var önümüzde. Bu tatilden dönüşte ne yaşayacağız. Ama yapıcak birşey yok birşekilde atlatıcaz. 



21 Temmuz 2012 Cumartesi

Ece 22 Aylık ve Son Tütücü Baba


Günleri bırak ayların nasıl geçtiğini anlamıyorum artık. Aylar bir gün kadar çabuk geçiyor. İşlerim çok yoğunlaştı. Şu kızların büyümesini artık kaçırıyorum gibi geliyor. Malesef eskisi kadar onlarla vakit geçiremiyorum. Bu duruma üzülmekle birlikte iyi ki diyorum, iyi ki doğduklarından itibaren yanlarında olmuşum. Gelişmelerinde, büyümelerinde ellerim hep üstündeydi. Şimdi bir ivme var işlerimde. Çok da planlamadan gelişti. Artık geri dönemem. Bunu da yakalamak istiyorum. Artık biraz akışa bırakmak zamanı. Ela en azından okula gidiyor. Yüzmeye başladı. Şimdi anneannesinin yanına Antalya'ya gidecek. Onun hayatı güzel ve dolu. 



Ece'ye bir sistem oturtmalıyım. Şu sıra kafam çok karışık. Her çocuk gerçekten farklı bir anne ile büyüyor. Ece daha fazla kendi kendine büyüyor. Bazı şeyleri kontrol edememenin de çok faydası var herhalde. Görücez. Ece'ye bir kreş bulmanın zamanı geldi diye hissediyorum. Küçük aslında evet, eskiden 22 aylık çocukları çok küçük bulurdum. Ama anne evde olamıyorsa daha ne kadar bir kadınla evde vakit geçirmeli ki bu çocuk. Hislerim kreşe göndermenin daha doğru olduğunu söylüyor. 2 ay daha, 2 yaşına kadar idare edip sonra uygun bir kreşe başlatmayı düşünüyorum artık.



Ece daha hızlı büyüdü sanki. Bir baktık ki konuşuyor. Şu sıra hafifden 2 yaş sendromları gösteriyor. Ama onu dışında çok tatlı. Çişine ve kakasına takmış durumda. Her yere bezlerini çıkarıp bırakıyor. Kafası karışık çiş kaka nereye yapılır oturtmaya çalışıyor. Sürekli ''anne okula gidicem'' diyor. ''Hadi'' diyoruz ''o zaman çişini tuvalete yap''. Kafa sallıyor. Gidip oturuyor. Kalkıp ''yaptım'' diyor. Bir de ısrar ediyor yaptım diye. Çok komik buluyorum bu durumu. 



Konuşması çok iyi durumda. Şu sıra bir de sürekli ''Anne, yapoorsun?'' diye soruyor. Anlatıyorum bir dakika sonra tekrar soruyor. Düşünüyorum Ece'nin yaşındayken Ela'nın kardeşi olmuştu ve acaba ne olacaklar vardı kafamızda. EE Ece'nin doğduğundan beri kardeşi var. Herşeyi paylaşmak durumunda. Yazık be bu 2. çocuklara. 



Bu arada Ece'nin giydiği tütüyü babası yaptı. Çekimlerde sürekli yeni aksesuara çeşitli süslere ihtiyaç duyuyorum, etrafımdakiler de sürekli bana yardım durumundalar çok şükür. Hele coca. Çok komik bir hayatı var. Ciddi ve sorumluluğu olan bir iş yapıyor. İşe gidiyor çalışıyor. Ama akşamları bana kağıt kesiyor, tütü yapıyor, fotoğraf kağıdı almaya gidiyor, makinamı şarj ediyor, ikinci bir makine ile gelip bana asistanlık yapıyor. Doğuma gidiyorum kızlara bakıyor. Hakkını ödeyemem. Eğer işlerim gelişebiliyorsa benim kadar onun da emeği desteği var. Bahçıvanlık, marangozluk, balıkçılık, maketçilik, bonzaicilik, dalgıçlığa şimdi bir de son olarak tütücülük eklendi. Kendisi bir son tütücü. 



Şu sıra daha büyük bebek ve çocuklarla yeni projelerim olduğu için bir sürü kostüm ve aksesuara ihtiyacım oluyor. Annelerinin işinden kızlar çok karlı çıkıyor değilmi. Baksanıza şu tatlılığa.