31 Aralık 2009 Perşembe

2009'un Yıldızı "Öykü" Bebek


Öykü bebek geçen hafta kendi öyküsü ile geldi. Tam 2 senedir bu bebeğin doğmasını bekliyoruz. Canım arkadaşım 2 senelik bir sabır, mücadele ve dik duruş ile bin bir çetrefilden geçerek sonunda geçen hafta "Öykü''süne kavuştu. Erken doğduğu ve çok hassas bir durumda olduğu için henüz bebeği göremedik, ama zaten annesi bile dün ancak kollarına alabildi. Küvözdeki hayatından sıyrılıp inşallah çok yakın zamanda evinde, annesinin sıcacık kucağında yerini alacak. Çok şanslı bir bebek olacak Öykü. Çok güçlü ve sevgi dolu bir anneye sahip, onu çok seven bir babası, çok komik bir halası (ki o da arkadaşım), onu emzirmeye niyetli bir kuzeni var. Ve onu yıllardır bekleyen çok seven ailesinin diğer üyeleri ve yine çok sevecek olan bizler. Annesi benim çok çok eski can arkadaşım, umarım Öykü ile Ela da çok güzel arkadaşlık kurup onlar da kardeş gibi yakın olurlar. 2009 bizim için güzel başlamıştı, Öykü bebekle güzel bitiyor.

-------------------------------------------------------------------------------------
Önümüzdeki seneden beklentilerim
(bakalım 1 yıl sonra bu satırlara baktığımızda hangileri gerçekleşmiş)

1. Mutlaka Zayıflamak
2. Evimize taşınmak.
3. Sağlık, sağlık sağlık -küçükden büyüğe hepimiz için - 2010 bize iyi davransın lütfen.
4. Az çalışmak, çok kazanmak
5. Yeni bir bebek (en azından karında)
6. Çok gezmek, az oturmak, çok seyahat etmek
7. Daha çok eğlenmek, daha çok arkadaşlarla vakit geçirmek
8. Eşimle daha da keyifli vakit geçirmek
9. Kızımı hep eğlenirken, mutlu görmek
10. 1 kere de olsa yurtdışına seyahate gitmek
11. Kayak olayını çözmek
12. Yardıma ihtiyacı olan herkese özellikle çocuklara yardım etmek
----------------------------------------------------------------------------
2010 herkes için çok keyifli ve sağlıklı geçen bir yıl olsun.. Mutlu yıllar

29 Aralık 2009 Salı

Çocuk Dediğin Böyle Eğlenir

Geçen sene kuzum 5 aylık bir bebekken bu seneye girerken 1.5 yaşında olmak üzere çocukluğa geçiş durumunda bir enerji mekanizmasına dönüştü. Son günlerde sözcük dağarcığı acaip arttı. Ve onunla vakit geçirmek daha da eğlenceli hale dönüştü. O da artık arkadaşları ile daha çok eğleniyor. Geçen hafta spontane bir şekilde Efe ve Ela'yı biraraya getirdik. Pipetlerle iletişim kurdular. Bize de komik hallerini fotoğraflamak kaldı. Bu kısa görüşmenin arkasından Ela sürekli "Efi gel" diyip durdu.

Bizim oyun grubu buluşmaları nedense çok hareketli geçiyor. Çocuklar tam anlamıyla azıyorlar. Ama çocuk dediğin işte bu fotoğraflardaki gibi eğlenir.
Özlem ve Eren'in evinde topladık bu manyakları. Eren bu kadar kızın arasında prens gibiydi. Anladıkki çocukların çok yere ihtiyacı yokmuş bir tane yatak eğlenmelerine yetiyormuş. Tırmanıcıgillerden SpiderNaz Ela Hanım beşiğin önüne kendi yöntemi ile sandalyeyi çekip tırmanıp beşiğe atlayınca diğerlerinde de bir ışık yandı. Bir baktık Lemmings gibi hepsi birden ağır abla İpek hariç kendilerini yatağın içinde yatakta zıplama ve bilumum birbirlerine dalma oyunu içinde buldular. Bir süre yatakta oyalandıktan sonra birden çok kültürlü çocuklar haline gelip kitap okuma ve lego faaliyetlerine giriştiler.
Şunu da unutmamak lazım İpek sürekli kitap okuma aktivitesi yaptı. Çok entellektüel maşallah.

Bu da kesmeyince MeralGym devreye girdi. Ondan sonra bizimkilerde devreler yandı. Yastıklardan atlamaca, şarkılarla zıplamaca, yerlerde yuvarlanmaca, birbirleriyle boğuşmaca sonrasında hepsi kendilerini bilmez bir şekilde davranmaya başlayınca biz de günü tatsızlaşmadan bitirmemiz gerektiğini anladık.

Ela aşağıdaki bisiklete 372 kere çıktı

Hayır biz bu çocuklara kafayı bulmaları için eroin vermiyoruz noluyor anlamıyoruz. Bir itiş gücüyle bizler dahil herkes kendini saçmalar buluyor. 2010'da da eylemlerimiz devam edicek gibi görünüyor. Herkese mutlu yıllar diliyorum.

------------------------------------------------------------
Ela dün bana ilk esprisini yaptı.
Bir dergide ona resimleri gösteriyordum ve anlatıyordum. Bir heykel resmi gördüm ve
"Aaa Ela bak heykel" dedim..
Sonra "Sen hiç heykel gördün mü?" diye sordum.
Kafasını evet anlamında aşağı yukarı salladı..
"Nerde gördün kızım?" dedim.
Dergideki heykeli gösterdi:)

28 Aralık 2009 Pazartesi

Güzel Hediyeler

Füsun'un yaptığı çekilişte Başak ve Ada'ya biz çıkmışız. Hediyelerimiz elimize geçti. Çok özenle hazırlanmış hediyeler paketleri ve yanındaki kartı ile el yapımı ve çok zariflerdi. Özellikle kart için çok teşekkür ederim, ne kadar güzel Başak elleri ile hazırlamış benim için çok güzel bir hediye. Hediye paketlerimizden de iki güzel hediye çıktı. Özellikle domino taşları Ela'nın favorisi oldu.

Hem taşları yapıp yapıp devirdik, hem de üzerindeki hayvan resimlerinden kuzuya mee, ineke möö diyerek eğlendik. Bir nevi birbirine eşleştirdiğimiz eşleştirme kartları gibi oldu. Tekrar teşekkürler Başak ve tatlı kızı Ada.

27 Aralık 2009 Pazar

Selin'den Öpücükle Birlikte

Montessori grubumuzun hediye çekilişinde bize hediyemizi verecek Çiğdem ve Selin'di. Ela grubun en şanslısı olacakki Selin'ler bize 5 dk uzaklıkta oturuyor. Ela ile oynamaya ve hediyemizi almaya Çiğdem'lere gittik. Çiğdem daha önce kibar bir davranışla bana alacağı hediyenin Ela'nın yaşı için biraz büyük olduğunu ama kaçırmamamız gerektiğini söyledi. Ben de oyuncağın fikrine bile bayıldığım için seve seve "Tabi tabi kaçırma 2 yaşından sonra veririm" dedim..

Selin'le Ela artık birbirilerini tanıyorlar, hiç yabancılık çekmeden direk oyuna girdiler. Yeni tanışdığımız Görkem ve Yiğit de geldiler. Yiğit hemen kızlarla oyuna daldı. Sonra hediyemizi alma zamanımız geldi.

Çiğdem hediyeyi Selin'in boyadığı kağıda paketlemiş. Çok çok hoşuma gitti. Kağıtların bu şekilde tekrar kullanılması da çok hoşuma gidiyor aynı zamanda Selin kendi elleriyle yapmış olduğu bir hediye daha vermiş oldu.
Ela hediyesini çok heyecanla açtı. İçinden çıkanları da biraz kurcaladı ama sonra hediye ile ben oynadım, biraz da Selin oynadı:).. Ela'ya 2 yaşında tekrar vermeyi düşünüyorum ki zaten şu an yapamayacağını bekliyorduk.. Resimde görülen ayıya tahtadan iğnelerle çeşitli kıyafetleri giydirebiliyorsun. Çok eğlenceli bir oyuncak. Elayla birlikte oynayacağımız günü bekliyorum.

Selin ve Ela birbirleri ile çok güzel oynadılar, öpücükler sevmeler falan çok keyifli bir gün geçirdiler. Selin gibi Ela da yola çıkar çıkmaz uyudu. Çocukların eğlendiği ve yorulduğu sonra hemen uyumasından anlaşılıyor. Bu güzel aktiviteyi yaptığımız ve bizim gibi bunu birebir paylaşma şansı yakaladığımız için çok memnunum.





25 Aralık 2009 Cuma

Çocuğunuzun Gözünden Tuvalet Alışkanlığı


Çocuğunuz hazır olduğunda tuvalet alışkanlığı kazandırmak önemli mihenk taşlarından biridir. Tuvalet alışkanlığı sözkonusu olduğunda siz değil çocuğunuz hazır olana kadar beklemeniz gerektiği ile ilgili çok söz var.

Ela'nın dili daha çok çalışıyor olsaydı aşağıda çıkardığım listeyi elime tutuştururdu diye düşünüyorum. Bazı sinyaller vermeye başladı, mesela kaka diyor tuvalete götürüyoruz ııh ııh diye ses çıkarıyor. Ama yine de sonra bezine yapıyor. Olsun bu da bir aşama. Sinyal vermeyenler de olduğunu düşününce. Zorlama yok sadece alışkanlık yaratmaya çalışıyoruz.

Çocuğunuzun Gözünden Tuvalet Alışkanlığı
Çocuğun Ağzından

1) En önemli kural...Şimdi çıkıp açıkça söyleyeceğim. Kontrol bende. Sende değil. Babamda değil. Gökyüzündeki ay ve yıldızlarda değil. Miyav'da, havhav'da eğil.. BEN. Kontrol bende. Hazır ve iyi olduğumda lazımlığı ben kullanacağım... bir dakika önce değil. Evet evet..Sen beni doğurdun falan filan.. Nefesini başka birşey için harca çünkü umrumda bile değil.

2) Ödüllendirme sisteminin üstünden geçelim. Dürüst olmak gerekirse (biliyorsunuz benim için NADİR olan birşey) benim için en çok anlam ifade eden ödül sizi inanılmaz mutlu görmek. Yani, lazımlıkda minicik bir çiş görmek sizi gururla güldürecekse, yaparım ne var ki.

Bunu söylemiş olmakla birlikte eğer ödül vermekte ısrarcıysanız, aşağıya yardımcı olabilecek bir liste yazıyorum:

-- Şeker (lolipop olabilir.. çikolata olabilir) vermediğinizi biliyorum ama şansımı zorluyorum.

-- Stickerlar (tüm sevdiğim tv/sinema karakterlerinin olabilir)

-- Geçici dövmeler ("Annemi seviyorum" yazanlardan değil ama köpek, maymun, kedi olanlardan)

-- Oyuncaklar (Açık olalım.. güzel şeyler küçük paketlerle gelmez.. ne kadar büyük, o kadar iyi!)

3) İç Çamaşır - tamam. En önemli şey beni mağazada rahat bırakmanız ve nasıl iç çamaşırı istersem seçmeme izin vermeniz. Sizin seçtiğiniz iç çamaşırları ile dolu bir çantayla eve gelmeniz beni hiç heyecanlandırmıyor ve birşey ifade etmiyor. Söylemedi demeyin.

Eğer siz seçerseniz muhtemelen salona yaparım. Evet evet sanırım öyle olur. Hatta sendeki şansla üzerine basana kadar farketmeyebilirsin.

4) Lütfen, lütfen, lütfen bu lazımlığa yapma alışkanlığı olayını benim için eğlenceli hale getirin. Aşağıda nelerin kabul edilemez olduğu var:

-- Karşımda oturup, yüzüme sanki beynin idrar keseme veya kolonuma hızlı davranması için aksiyona geçirebilecek şekilde telepati kurabilirmiş gibi bakman ama yemezler, gidip blogunda tuvalet alışkanlığı konusunda ne kadar mükemmel olduğunu yazmak için başımda bekliyorsun.

-- Tüm aileyi banyoya performansımı seyretmek için çağırman. Biliyorum dayanmak zor çünkü lazımlık üstünde feci halde şirinim. Yani ben de olsam bana bakmak isterdim. Fakat şimdi bezleri bırakmaya ikna olduğuma göre, tuvalette mahremiyet isteme hakkım var. Bunu hakkettim. Hmm ama sen düşünme bile.. Senin herhangi bir şekilde mahremiyet hakkın yok.

-- Sakın sakın kakamın fotoğrafını çekip işteki babama e-mail atmaya kalkma. Kakam ancak yüzyüze takdir edilebilir.

-- "Nasıl bu kadar küçük bir vücut nasıl bu kadar büyük kaka yapar?" demek. Hatırlatmak isterim ki yemekleri sen pişiriyorsun. Pişirdiklerinizin çoğunu vücudum atıkdan sayıyorsa benim suçum ne.

-- Aptal şarkılar söylemek (belki 10 kere söylersen çişimi bir gece tutmayı düşünebilirim ve sen de 8 saat kesintisiz uyursun - fakat çok da umutlu olma)

Hmm çok eğlenceli olduğunu düşündüğüm birşey söyleyim - Ben bir Disney hayranıyım. Yani annem alışverişde kendi iç çamaşırımı seçmeme izin verirse Disney karakterlerini seçerim. Buna laf etmek yok.

5) Bir gerileme olacaktır...en az beklediğin zamanda, tabii ki. Mesela, bir oyun grubundayken veya başka birinin evindeyken. Veya tüm aileyle bir akşam yemeğine çıkacak kadar cesur olduğunda. Tuvaleti nasıl kullandığımı unutucak değilim tabii ki... daha çok bir şekilde kafanda kontrolün sende olduğunu düşünüyorsun. Sen öyle san haha.

Kontrol bende ve sen izleyeceksin (#1 i tekrarlayalım mı?) Hayal kırıklığına uğrayacaksın ve şöyle diyeceksin "Neden şimdi bunu yaptın? Lazımlığa yapmayı biliyorsun!

Ama sorun bu değil. Tabii ki biliyorum. Bu oyunu nasıl oynadığımızı unutan sensin. Zaman zaman sana gerçek patron kim hatırlatmam gerek.

6) Son olarak, beni tuvalet alışkanlığı sürecinde telaşa sokma. Unutma, kısa süre bu kadar küçük kalacağım. Bu zamanların keyfini çıkar ve takdit et.

Güven bana, ergenlikte seni sokacağım cehenneme oranla tuvalet alışkanlığı bir esinti olacaktır.

Tamam işte kurallar böyle devam edebilirsin..

22 Aralık 2009 Salı

Montessori'nin "Bağlantı Kurarak Öğrenme" Kuramı


Emici Akıl; Montessori'nin, bir bebeğin nasıl düşünen bir canlıya dönüşmesinin gizemine verdiği cevaptır. Ve duyarlılık dönemleri, nasıl temel insan yeteneklerinin sistematik olarak geliştiği hakkında Montessori teorisinin temelleridir. Fakat şimdi şunu sormalıyız. Temel bir idrak ve belli genel yeteneklerle, daha sonra belirli bilgi ve birikim edinmek için ne çocuğu hazırlamaktadır ? Emici aklın nasıl açılan, kalıtsal yapıyı beslediğini ve duyarlılık dönemlerinin genel yeteneklerinin inşası için doğru materyalleri sağlamaya yardımcı olduğunu daha önce belirtmiştim. Fakat nasıl ve ne zaman bu genel yetenekler, bilgiyle ve gerçek dünyada bu bilgiyi yararlı kılacak anlayışla entegre olur, genişler ve dolar?

2,5 veya 3 yaşlarında özel duyarlılıklar; açılımının her fazında emici aklın kalıtsal içsel yapısı tarafından ihtiyaç duyulan belirli etkiler bilinçli şekilde ifade edilmeye başlanır. Bunlar, çocukda merak ve ilginin ifadeleri ve amaçlı aktiviteleri olarak belirmeye başlar. Örneğin, çocuk kendisine mutfakda ne yaptığımızı göstermemizi, blokları bir hizaya nasıl dizeceğini göstermemizi, telefon alıcısından hangi seslerin geldiğini dinletmemizi ve banyoda su akıp kaybolduğunda nereye gidiyor keşfetmeyi ister. Bu yaş genel olarak "öğrenme" dediğimiz hamleyi işaretler.

"Öğrenme" tam olarak anlamını bilmeden kullandığımız sözcüklerden biridir. Bir insan bir yeteneğe sahip değilken bir sonraki anda bu yeteneği gösterebiliyorsa, biz buna "öğrendi" deriz, ve "öğrendi" derken o insana yeni yeteneği yükleyen bir çeşit operasyon oldu anlamında kullanırız.

Fakat nasıl bir operasyon bunun üstesinden gelir ve bunu nasıl yapar? Tekrarlamanın çoğu zaman öğrenmeye yol açtığını biliriz, fakat öğrenmenin tamamıyle tekrardan ibaret olduğunu söylemek istemeyiz. Hatta öğrenen biz olsak bile, o anlama anında - eğer varsa veya uzun zaman pratik yaptıktan sonra - kafamızda tam olarak neler olduğunu tanımlamakta zorluk çekeriz. Tek bildiğimiz, daha önce yapamadığımız birşeyi artık yapabiliyor veya düşünebiliyor olduğumuzdur.

Montessori'nin açısından, öğrenme eylemi herhangi birşeyin elde edilmesini içermez. Basitçe dünyaya uyanık olarak, emici akıl küçük çocuk tarafından öğrenilen herhangi birşeyin içeriğini devamlı olarak elde eder. "Öğrenme"'nin kendisi bu daha önceki kazançlara bağlanma ve katılma eylemidir ki bu şu şekilde olur: Bunlar birbirine kullanım veya anlam olarak bağlanır ve daha büyük bir kullanım veya anlamlar sisteminde bir yerleri olur. Şimdi herne öğrenildiyse, (her önceki kazanç gibi) daha sonraki öğrenme hareketlerinde başka parçalara bağlanabilecek herbir bilgi parçası halini alır.

Öğrenme; (daha önce emilenlerle birlikte bağlanma) uzun zamandır eğitimcilerin gözlemlerine göre 3 aşamada oluşur. Montessori'nin teorilerine göre, bu aşamalar aşağıdaki gibi tanımlanır.

Birinci faz, emici akıl tarafından yapılan"emmek", daha sonra katılacak çeşitli ayrı tüm bileşenlerin bir tam etkisidir. Bu aşama doğal olarak birçok ayda oluşabilir veya isteyerek birkaç dakikada sağlanabilir. Çocuğun hareket eğilimi nedeniyle bu; bir pasif karşılama olmasından daha çok herzaman çocukta bir katılımcı olaydır. Aynı zamanda, bir tüm emmenin gerçekleşmesi için, bir konsantrasyon çabası gereklidir ve çocuğun dikkati dağıtılmışsa gerçekleşmeyecektir. Bu ilk aşamada ne emilmişse, kalıtsal içsel yapısı mirasından işlendiği için, çocuğun aklının arkasında gevşekçe birleşmiş olmaya çoktan başlamaktadır. Sonuç olarak, çocuk bu birleşenleri tamamlamak ve güçlendirmek için bir motivasyon hisseder. Kısaca, bu ilk aşama eğer tamamlanırsa, öğrenme için bir motivasyon yaratan belirli bileşen fenomenin emilmesidir.

Öğrenmenin ikinci aşaması; emilen fenomen arasındaki (ki bu küçük çocuk için fiziksel aktiviteyi içerir) bağlantıların tekrar tekrar yerine getirilmesidir. Bu, ilk aşamada sadece gevşekçe birleşmiş olan emilen fenoneme kesin olarak bir köprü olur. Tekrar ederek, çocuk sonunda değiştirilmez şekilde katılsınlar diye bileşen fenomen'in birbirine uyması için tüm farklı yolları keşfeder ve yerine yerleştirir.

Alfabenin bir harfi ve sözcüksel bir ses gibi iki şey arasında bağlantı kurmak için, çocuk neyin bağlandığını ve neyin bağlanmamış kaldığını açıkça algılamalıdır. Benzer olarak, çivi çakmak gibi herhangi bir bilinçli aktivitenin ilk görünüşü her etki üstünde kesin kontrolüdür ve ne etki olmadıysa katılımcının aklında birbirinden ayrılır. Daha sonra işin aslı, öğrenmenin bu ikinci aşaması, tekrarlanan ve dikkatlice kontrol edilen aktivitede, daha önce emilen belirli fenomen yoluyla iyice bağ kurar ve bunların çevresinde, bunları birleşmiş bir konsept yaparak açık ayrımlar çizer.

Öğrenmenin üçüncü aşaması, çocuğun dünyasında ona anlamlı bir yer veren durumlar ve görevlere çevresi çizilmiş konsept ve şimdiki sınırın bilinçli bir uygulamasıdır. Bu, örneğin çocuğun yarattığı bir hikayede bir sözcük yazmak için bir yeni ses-harf kombinasyonu kullanması veya çocuğun bahçesinde bir "Cindy Evi" yapmaya yardım etmek için çekiç ve çivi kullanması anlamına gelebilir. Bir soyut matematiksel ilişki gibi bir konseptin açık pratik bir uygulaması olmadığında, çocuk yeni konseptin kullanıldığı bir oyun icat ederek bir uygulama yaratabilir. Bazen, konsepti dilin içine koymak çocuğun aklında anlamlı bir yer yaratmak için yeterlidir. Alternatif olarak, çocuk başkasına öğretmeyi deneyerek yeni konsepte bir uygulama getirebilir. Nasıl yapılırsa yapılsın bu son aşamanın anlamı; konsepti, buna çocuğun günlük yaşamında bir amaç ve çocuğun öğrendiği diğer konseptlere bir ilişki vererek çocuğa anlamlı kılmaktır.

Yani öğrenmek esasen bağlanmaktır. Montessori'nin çocuk gelişimindeki daha geniş bakışına dönersek, emici aklın 2. fazındaki bir çocuğun şimdi nasıl ilk fazda yaratılan yetenekler ve becerileri genişletip, entegre edebildiğini ve gerçek bilgi ve beceriler yaratmaya başladığını açıklayabiliriz.

Daha önce belirttiğimiz gibi, 3 yaş çocuğunun aktiviteleri daha amaçlı olmaya başlar çünkü çocuğun gelişimi şimdi iradeyi uyandıran bir noktaya ilerlemiştir. Amaçlı aktivite, çocuğun yeteneklerini dünyayla kişisel yönetilmiş bir ilişkiye getirerek entegre etmeye başlar. Aynı zamanda, hareketin koordinasyonu için duyarlılık dönemi bu aktiviteleri sürdürmek için gerekli fiziksel yetenekleri geliştirmektedir.

Yani şimdi bu noktada, 3 aşama öğrenme çalışmasına başlar: Çocuğun konsantrasyonunun yeni güçleri ilk aşamayı destekler, koordinasyon için olan duyarlılık döneminin karakteristikleri olan kontrol için tekrarlama ve mücadele, ikinci aşamanın yürütülmesine yardım eder ve istek tarafından yol gösterilen amaçlı aktivite 3. aşama için temel olur. Hepsi birlikte çocuğun "bağlantıyla öğrenmesi" (anlamak ve bilgi ile erken temel becerilerle dolan 3 aşamalı süreç) için uygulama yapmasına olanak sağlar.

20 Aralık 2009 Pazar

Patronuma Mektup II

Patronuma


Ela,
Anormal Derecede Kontrolsüz Enerji Departmanı CEO'su ve Her Kendinden Yüksek Yere Tırmanma Şampiyonu

Kimden: Kendini adamış, çalışkan, inanılmaz derecede yorgun çalışan (aka Anne)

=============================

Yazdığım bir önceki mektubum çok iyi anlaşılamamış sanırım. Önceki mektubumda, mesaimde bir indirim, daha çok boş zaman ve hastalık izni olan yeni yararlı kuralların uygulanmasını ve iş sorumluluğumda bazı değişiklikler rica etmiştim.

Bir önceki personel toplantımızda bu isteklerimi tartıştıktan sonra, isteklerim yüzünden hiddetle parlamıştınız. Bu arada tekrar kendimi gözaltında buldum. GÖZALTI?? Hadi ama, içerdeki hizmetlerimi de sayarsan şu ana kadar 2 senedir hizmetindeyim. Biraz haksızlık olmuyormu bu?

Bana isteklerde bulunurken stratejimi yeniden düşünmemi, açıkça patronun kim olduğunu ve bu şirkette nerde durduğumu unuttuğumu söyledin. Yine de seviye atladıkça daha fazla şey hakkettiğime inanıyorum... aslında şirket yönetiminde söz hakkı olarak demek istiyorum. Bu aile şirketine 100% bağlıyım ve herkesin mutlu ve tatmin olduğu gelişmeler için her türlü öneriye açık olduğunuza inanmak istiyorum.

Yakınlardaki davranışlarımı açıklamak ve hareketlerim için savunma yapmak istiyorum. Davamı savunurken lütfen bana karşı sabırlı olun.

1) Çalışanın olarak, sana sağlıklı, dolgun yiyecekler sunmamın sorumluluklarım arasında olduğunu biliyorum. Bu çok ciddiye aldığım bir sorumluluk. İki günde bir yumurta çok sıkıcı gelebilir sana ama biraz peynir, meyve ve atıştırmalıklarla renklendirmeye çalışıyoruz napalım. Sağlıksız olduğunu söyleyebilirmisin? Bence bu sağlıklı bir yemek... Ananas sevmiyorsunuz diye o kavunu dilimlemek için de ekstra bir sürü vakit harcadım.

2) Yaptığınız veya söylediğiniz birşeye güldüğümde size saygısızlık ettiğim için özür dilerim. Bazen malesef elimde olmuyor. Ne derler, gülmek en iyi ilaçtır. Mesela size "çalışma alanınızı" temizlemezseniz birinin incineceğini söylediğimde, bezli totonuzu dönüp "umrumda değil" der gibi giderken çalışma alanınızdaki oyuncağa takılmanız bence biraz komikti. Tamam tamam büsbütün çok gülünçtü. Biliyorum bir çalışanın haklı olduğunu kabul etmek zor olmalı yani şu an hissettiğiniz utancı çok iyi anlıyorum. Ama kabul edin bu karma'nın çok hoş bir örneğiydi.

3) Oyun hamurunuzu saklayıp size bitti derken isteyerek küstahlık etmedim. Dürüstçe hiç kalmadığını düşünüyordum. Yani aslında sadece çok iyi sakladığım için fakat yine de... kendin için çok yüksek dolaplara tırmanıp elindeki aleti kullanacak kadar akıllı olduğunu nerden bilebilirdim? Açıkça seni çok hafife almışım, bu da başka bir hatam benim.

4) Takım işini çok önemsiyorum. Biz bir TAKIM'ız değil mi? Ben senin sırtını kaşıyım, sen benim sırtımı kaşı gibi. Bana ev işlerinde yardım edicek kadar comert hissettiğinde, sen oraya atmadıysan bile yerde bırakılan şeylerden sen de alsan çok güzel olur. Eğer birlikte çalışmazsak nasıl şirketimizin başarılı olmasını bekleriz ki? Ve yeni eklemiş olduğunuz teneffüs saatlerimin temizlik saatleri ile çakıştığını farketmemiştim. Demek siz temizlik yaparken ben olmıycam, üzgünüm bilerek olmadı masum bir yanlışdı.

5) Son olarak, babanız olmadığım çok nadir durumlarda yerime bakarken bana sürekli "babama akşam yemeğinde muzlu muhallebi yiyebilir miyim diye sordum sana sormam gerektiğini söyledi" ve "bu akşam banyo yapmak istemiyorum ama babam sana bağlı olduğunu söyledi" gibi sorularla telefon ederseniz bu benim için bir dinlenme olmuyor. Gördünüz mü bu benim "anneyi kötü polis yapma" dediğim stratejidir ve babanız bundan sürekli yaparak sorumludur. Benim yerime bakarken TÜM kararları en kolay kararlardan en zor kararlara kadar onun vermesi gerektiğini bir türlü anlamak istemiyor. Bunu yapmaya kesinlikle son derece yeteneği var.. gayet süper bir beyni var, hadi süperi geçtim beyni var.

Tamam, barış içinde ilettim..umarım küçük kalbinizde beni affedersiniz ve neden bu şekilde davrandığımı anlarsınız. Aynı zamanda umarım biliyorsunuzdur ki tüm hatalarımla birlikte dünyanın tanıdığı en iyi çalışan olmak için elimden geleni yapıyorum. Şirketimizin devamını korumak için ve başarılı olmasına yardım etmek için %100 adanmış durumdayım. En abudik gubudik isteklerinize bile "çok eğlenceli" diyen bir çalışan adanmışdan çok hatta biraz manyak oluyor.

Umarım üstteki tüm maddeleri gözaltımı kaldırıp kaldırmama kararında gözönüne alırsınız.

Not - Yarın gece kız arkadaşlarımla dışarı çıkmak için izne ihtiyacım var. Anlıyorum ki hala gözatımla ilgili bir karara varmadınız ama aynı zamanda molalarla ilgili de çok istekli değilsiniz. Bu isyancılık DEĞİL... bu sadece berabere olmak.