Neden dünya kadınlar günü var? Neden bir günümüz var? Erkeklerin bir günü var mı? Kadınların da bir güne, bir günde sesini duyurmaya ihtiyacı olmamalı. Kadınlar da normal hayatlarını istedikleri gibi yaşamalı. Benim hayalimdeki dünya bir güne ihtiyacımız olmadığı bir dünya. Kadınla erkeğin her koşulda eşit olabildiği bir dünya. Her türlü özel güne ben karşıyım. Böyle birşeye ihtiyaç duymamalıyız.
8 Mart 2013 Cuma
6 Ocak 2013 Pazar
Ela 4.5 Yaşında, Ece 27 aylık
Son yazdığımın üstünden yine çok uzun geçmiş. Hemen konuya girmek lazım. Bizim bebeler az daha büyüdü. Evet evet Ela hanım 4.5 yaşına geldi, onun bir küçüğü Ece hatun da 27 aylık olarak evdeki yerlerini aldılar.

Ela hanım ilk insanlar ve evrim olayına takmış durumda. Neandartellerden, dinozorlara, maymunlardan tosbağalara herşey nasıl yokolmuş ve herşey nasıl varolmuş, hepsini sorguluyor. Babası ince manevralarla sorularından kaçmayı başarınca Ela hanım kızımızın tüm sorularından ben nasibimi alıyorum. Anlatıyorum da anlatıyorum. Tabii soyut şeyleri anlatamayıp bazen uydurunca sonra uydurduğum şeyi unutup başka şeyler uydurunca bunu o aligatör hafızası ile farkeden Ela beni köşelere sıkıştırıp bol bol kroşe çakıyor bana. Çok sıkıntılıyım anlayacağınız, bol bol metaforik anlatıma ihtiyacım var.
Tabii bununla yetinmiyor, dinozorların maketlerini kemiklerini de görmeye çalışıyor. Sırf bu çalışma için tekrar MTA müzesini bile ziyaret ettik. Tabii bu ziyaretten Ece de çok etkilendi, o günden beri dünyaya bakalım diyip duruyor. Bu loser yaratıklar dinozorlarla ilgili bir iki gün içinde bir yazı daha yazacağım ve kendilerine ateş püsküreceğim.
Okul ve yüzme olayı tam tıkırında. Kardeşi ile arası iyi sayılır. Ela hanımın keyfi son derece yerinde ve bunu da ''annecim 4 yaş çok güzelmiş değil mi?'' diye sürekli vurguluyor.
Okul ve yüzme olayı tam tıkırında. Kardeşi ile arası iyi sayılır. Ela hanımın keyfi son derece yerinde ve bunu da ''annecim 4 yaş çok güzelmiş değil mi?'' diye sürekli vurguluyor.
Ece hatun ise toddlerlığın vermiş olduğu kafa karışıklığının doruklarında geziniyor. Öncelikle kendisi için en son planımız olan bezi bırakma ve kreşdeki devamlılık olayı son yazımızın hemen üstüne çöktü. Ece sürekli hasta olup bir de kulağında sıvı birikmesi ve %50'ye yakın işitme kaybı yaşayınca mecburen eve çekmek durumunda kaldık. Yani hem eve geri döndü hem de bezi bırakamadık. Zaten kendisi hiiiiiiiçç tuvalete gitme gibi bir istekte bulunmuyor. Son derece hayatından memnun. Bir de üstüne güzide bir yaş olan 2 yaşın sendromik durumları binince Ece evde inadıyla ve protest tavırlarıyla yükselişte diyebilirim.
Tekrar okula gidicek tabi. Kış mevsimi bitip hastalıklar azalınca artık evde olmaktan son derece baymış Ece okula tekrar başlayacak. O zamana kadar da babasını, beni ve herkesi zorlamakla ilgili çok ciddi planları var sanırım. Bir kere kafayı babasına takmış durumda. Daha gözlerinin biri kapalı öbürünü yarım açmışken cümlesine ''Ben babamla'' diye başlayıp, duruma göre ''ben babamla yatcam'', ''ben babamla gitcem'', ''ben babamla oynıycam'' şeklinde devam ediyor. Bir insan evladının baba tercihini anlarım ama bu kadar obsesif olması çok şaşırtıcı. Üstelik hayatının büyük kısmını annesiyle geçiriyorsa. Sanırım benden bıkmış olabilir. İnatta da %98'lere vurmuş durumda, yalan söylemek de %70'lerde denilebilir. İkisini de takmıyorum, yaşasın 2 çocukluluk.
Okulun Ece'nin gelişimi üstündeki pozitif etkilerini görmemek mümkün değil. İlk fırsatta tekrar okula göndererek hayatına çekidüzen vereceğim.
Bana gelince çok yoğun olmamın dışındaki haberlerimi başka bir yazının konusu yapayım. Şimdilik bu kızların büyümesini izlemek harika birşey diyelim:)
En yakın zamanda görüşmek dileği ile.
14 Kasım 2012 Çarşamba
Fırça Yeme ve Aşağılanma Diyeti
Yağ ile savaşınızda, en büyük düşmanınız çikolatalı kek veya çikolata parçalı kurabiye veya kırmızı şarap .........nutella......veya patates kızartması.........veya çikolata...........veya kola falan değil. Ne yani? Pardon. Ne diyordum? Ha şey yağ ile savaşınızda dimi? Tekrar deneyelim dur bakayım.
Yağ ile savaşınızda, en büyük düşmanınız çikolatalı kek veya kola falan değil. En büyük düşmanınız kendi yaratıcılığınız.
Birçok insan gibi ben de hemen her zaman diyetteyim, ve birçok insan gibi son verdiğim kiloların dışında ben de bu sürekli diyet haliyle pek kilo veremiyorum. Nedeni güzel yemek ve güzel içeceğe karşı koyamamam kadar basit değil.
Matematiği seviyorum. Fakat çoğunlukla çok matematik yapamıyorum. Fakat biliyorum ki her 7000 kalori harcadığında 1 kilo veriyorsun. Şimdi genel diyet yapma stilime bakarsanız nerde problem var görebilirsiniz.Eğer sadece canlı kalarak günde 1600 kalori harcadığımı gözönünde bulundurursanız şöyle görünüyor:
Pazartesi: Diyete başla, 1000 kalori ye, 500 kalorilik de egzersiz yap. Günün toplamında: -1600 + -500 +1000 = -1100 kalori bu gün için. İyi bir başlangıç.
Salı: Hala motiveyim, aynı şey. -1100
Çarşamba: Hala motiveyim, fakat biraz laçkalaş. Biraz fazladan ye. Bu iyi tabi çünkü yeterince yemezsem vücudum ''açlık moduna'' girer ve daha yavaş kilo veririm yalanına kendini kaptır. Bugün için , -900.
Perşembe: Dışarda hava harika. Hadi ya. Bu hiç adil değil. Arkadaşım öğle yemeğine çağırır. Egzersiz yapma güdümü tamamen içimden çıkarır. Arkadaşın tabağından patates kızartması aşır, ama onlar kaloriden sayılmaz çünkü onları ben ısmarlamadım. Bu parti evde kocamın ve çocukların tabaklarından aşırdıklarıma devam eder. Bu gün için: +500
Perşembe: Dışarda hava harika. Hadi ya. Bu hiç adil değil. Arkadaşım öğle yemeğine çağırır. Egzersiz yapma güdümü tamamen içimden çıkarır. Arkadaşın tabağından patates kızartması aşır, ama onlar kaloriden sayılmaz çünkü onları ben ısmarlamadım. Bu parti evde kocamın ve çocukların tabaklarından aşırdıklarıma devam eder. Bu gün için: +500
Cuma: Yuppiiii! Bugün Cuma! Kimse gerçekten Cuma günleri diyet yapmaz ki. Günlük toplam: +500
Cumartesi: Waaaauw! Bugün cumartesi! Bugün biraz kaçırmanın hiç kötü bir tarafı yok. Dün gece birazcık azcık fazlamı kaçırdım ne? Bugün açım. Günü otlayarak ve koca ile filmler izleyerek geçirmece. Günlük toplam: +1000
Pazar: Suçluluk ile tüketildi. Yarın çok ciddi şekilde diyete başlamaya kararlıyım. Günlük toplam: -200.
Bir haftalık kilo verme maceramda, Pazartesiden Çarşambaya küçük bir kız gibi zorlandıktan sonra. HİÇBİRŞEY oldu. Kilo bile almış olabilirim. Emin değilim, rakamlar orda. Matematiği anlayanlar yapsın. Ben pek sevmem.
Neden başkalarının patates kızartmalarını yemenin sayılmadığı ile ilgili yaratıcı nedenler çıkarmanın limitsiz yeteneği ve 300 kalorilik bir egzersizin 500 kalorilik bir hamburger yemeye yeteceğini düşünmekle, kilo verme konusunda çok çaresizim.
Bu nereye kadar gider? İnanırmısınız ben eskiden çok ciddi spor yapardım. Haftada 3 gün 1 saat koşardım. Ela doğmadan önce. Ama şimdi koşmaktan nefret ediyorum. Koşmak bana şimdi ayakları olan matematik gibi geliyor. Ama belki bir mp3 listesi ve biraz gazla eski durumuma yaklaşırım.
Başka bir örnek... geçen gün bir klip gördüm. Diyor ki Margarita (500 kalori) yerine Mojito (200 kalori) içerseniz her seferinde 300 kalori kazancınız olur. Burdan hangi sonucu çıkarmalıyız. Mojito içmek 300 kalori yaktırır. Güzel dimi.
Sonunda yeni bir diyetim var. Fiziksel ve zihinsel olarak çok zor ama başladım. Adı: Koca tarafından fırçalanma ve aşağılanma diyeti. Çok işe yarıyor. Kocanız, sevgiliniz artık o an hayatınızdaki kişilik kimse size günde bir öğün yemek yerine verip veriştiriyor. Japonlarda nasıl kilolu insanları işe almadıklarından ve iradesiz sayıldıklarından bahsediyor. İnanın gurur kırılması işe yarıyor. Tabii siz de karşılık olarak ona öyle iğrenç şeyler söyleyeceksiniz. Şimdiden koca 7 kilo, ben 2 kilo verdim bile. Üstelik motivasyonum var, havuza gidiyorum. Koşmaya bile başlayacağım sanırım. Bakalım nasıl vakit bulcaksam. Çocukları parka götürdüğümde çevrelerinde koşsam iyi olacak sanırım. Aslında ben başka birşey yazmak için oturmuştum ama hayatımdaki bu önemli olayı yazmadan duramadım.
Hedef mi: Benim hedefim o 36 beden 501'in içine girmek.
İmza: Eski hayatını ve kıyafetlerini geri isteyen saçma kişilik.
Hedef mi: Benim hedefim o 36 beden 501'in içine girmek.
İmza: Eski hayatını ve kıyafetlerini geri isteyen saçma kişilik.
31 Ekim 2012 Çarşamba
Ece'nin tuvalet eğitimi - Ela'dan haberler
Gerçekten yazamıyorum değil mi? Diyorum ki her hafta bir kere yazayım. Bir bakıyorum haftalar geçmiş. Kendime bile yetişemiyorum.
Ece'den biraz haberler var. 2. çocukların nasıl büyüdüğünü gerçekten anlamıyor da insan. Bugün öğretmeni ''artık Ece tuvalet eğitimine hazır'' dediğinde yüzüne nasıl aval aval baktım. Sanki Ece o kadar büyümüş gibi değildi. Halbuki Ela tam 2 yaşında bunu halletmişti bile. Neyse dedim ki ''siz nasıl isterseniz, biz uyarız''. Dedim ama Ece daha tuvalete yapmadı hiç. Hep konuşuyor, ''Eveet, tuvayete yapıcam'' diyor. Ama hadi kızım dediğimizde oturup bir de ''yaptım'' diyip kalkıyor. Resmen dalga geçiyor bizimle. Bakalım bu çocukla nasıl olacak bu iş. Ela ''hayır'' derdi, hayır olurdu. Ece ''evet'' deyip kendi bildiğini okuyan çocuklardan. Yani uğraşması daha zor. Çocuk görünürde sürekli işbirliği halinde ama napıcağını kestiremiyoruz ki.
Neyse sonuçta bu hafta sonu Ece'nin bezini çıkarıp atıcaz. Bir daha da takmıycaz. Başımıza neler gelicek bilmiyoruz. Ama ne gelirse yapıcaz napalım. Ben artık çocuğun yakasını bırak işletim sistemini kurdum ve o kanalda ilerliyorum. Daha az stresli. Bu bez sürecini de halledersek, evde 4 yıl sonra bezsiz bir dönem başlıycak. Ve galiba bebek dönemimiz biticek.
Konuşması iyiydi de, mantıklı şeyler söylemeye başlayınca şaşırıp kaldım ben artık. Son diyalogumuzu yazıyorum, siz karar verin artık.
Ben: Ece sen kaç yaşındasın?
Ece: Kaç yaş oldu saymadım.
------------------------------------
Ela ise uzay oldu artık. Dedim ya takip edemiyorum artık bu çocukları. Bana mantık gerektiren sorular soruyor. Anne satrançda piyonlar düz gider falan diyor. Hızlandırılmış bir bu dönem çocuklarını anlatan kurs alsam iyi olacak galiba, çünkü eskisi gibi önceden hazırlanamıyorum artık.
Ela, çok rahatladı artık. Kardeşine bile gözkulak oluyor. Kreşe devam ediyor. Problemli hiç bir hali kalmadı. Jimnastik ve yüzmeye başladı. Zaten evdeki zamanlarını da Ece ile oynayarak geçirdiğinden sıkılacak ve bizi yoracak vakti de yok. Kendisinden ailecek çok memnunuz diyebilirim.
Kardeş olarak artık ikisi tam istediğim kıvama yaklaştılar. Evde bir organizma gibi davranıyorlar. Arkadaş aramalarımız bile geçti. Birlikte yatıp kalkıyorlar. Arada dalaş dövüş oluyor tabii ama bu durumu öngörerek yaptığım 2. çocuğun meyvelerini sonunda toplamaya başladım. Çocukla oynama zorunluluğum kalmadı. Artık ben onlara sadece imkan sağlıyorum. Evde kazı çalışmaları, ormanda gezintiler, danslar, boyamalarla artık kısmen rahatlamış bir anneyim.
Gerçi şu çocuklar bir toplasınlar, 3 ay çalışmıycam kendimi bir spor salonuna kapatıcam diye düşünüyordum ama şimdi de işlerden çok yoğunum. Neyse napalım spor olayına yüzmeden haftada birle başladım, bu bile birşeydir.
--------------------------------------
Fizik tedavi olayı bitti. Fizik tedavi falan değil bildiğin rusların işkence metodlarını kullanıyorlar. Önce kafanızı birşeye takıp yukarı doğru çekebildikleri kadar çekiyorlar. Hani kafanızın kopma noktasında bırakıyorlar. Sonra sırtınıza bildiğin elektrik akımı veriyorlar. Yani öldürmeyecek kadar. Sonra kaynar havlular koyuyorlar bir de sırtınızı yakıyorlar. Ya işkenceyi başlatan insanlar bu insanları tedavi etmeye çalışıyordu, ya da fizik tedavi bir yalan. Neyse Fiziki işkence olayımız bitti, problemlerim tam bitmedi ama ağrılarım azaldı. Kilo vermeye başladım. Kolumdaki uyuşukluklar da azaldı. Vücuduma biraz süre verip ağırdan alıp neler olacak bakıcaz.
İşler güçler ful. Bakalım bir sonraki yazım ne zaman olacak.
17 Ekim 2012 Çarşamba
Diyaloglar
Şu sıra evdeki laf ebesi sayısının birden ikiye çıktığını çok net görebiliyoruz. Çok fazla çalıştığımdan yazmaya vakit bulamıyorum ama bundan sonra arada kaydetmen istiyorum.
İşte Ela ve Ece'nın dörtlüklerinden.
Ece'nin şarkısı : İyi ki doğduuun tu yuuu.
*********************
Ela: Annecim burda hamambocegi yok cunku burda hamamlar uzak. Antalya'da vardi cunku orda hamamlar yakin.
***********************
Ben: Anne ritmik jimnastik için 2008'lileri alıyorlarmış.
Annem : 2800 liramı alıyorlamış. çüş
********************************
Ela : Dede senle oyun oynayalım mı?
Dede: Ne oynıycaz?
Ela: Sen kral ol ben kraliçe. Merak etme evlenmiycez.
********************************
Ben: Bu su sana armagan olsun.
Ela: Ama bir sise beni nasil bilebilir?
İşte Ela ve Ece'nın dörtlüklerinden.
Ece'nin şarkısı : İyi ki doğduuun tu yuuu.
*********************
Ela: Annecim burda hamambocegi yok cunku burda hamamlar uzak. Antalya'da vardi cunku orda hamamlar yakin.
***********************
Ben: Anne ritmik jimnastik için 2008'lileri alıyorlarmış.
Annem : 2800 liramı alıyorlamış. çüş
********************************
Ela : Dede senle oyun oynayalım mı?
Dede: Ne oynıycaz?
Ela: Sen kral ol ben kraliçe. Merak etme evlenmiycez.
********************************
Ben: Bu su sana armagan olsun.
Ela: Ama bir sise beni nasil bilebilir?
1 Ekim 2012 Pazartesi
ECE 2 Yaşında!!!
Evvveeet Ece bari 3 yaşına gelmeden bu yazıyı ekleyelim istedim. Aslında kızım 15 gün önce 2 yaşına bastı. Ama ben biraz işlerin yoğunluğu, biraz da fizik tedavi ve kolum ve boynumdaki rahatsızlık yüzünden ancak kısa bir vakit yaratabildim. Çok istiyorum aslında eskisi gibi yazmak ama bir kapılıyorum işlere ve çocuklara bir bakıyorum günler geçmiş.
Her neyse Ece hanım 2 yaşına geldi bile. Bu kadar büyüdüğüne inanmakta zorlanıyorum ama oldu işte. Ece kendi kendine ayakkabılarını giyen, çok düzgün cümle kurabilen, 2 yaş sendromlarının esintilerini görmeye başladığımız bir birey haline geldi. Evde artık çok net varlığını ortaya koyuyor. İstekleri ve beklentileri var. Hepsini söylüyor. Kreş işini bu kadar rahat çözdüğümüze inanamıyorum dersem umarım erken konuşmuş olmam. Ama Ece şu an bayıla bayıla okuluna gidiyor. Evet burnundaki sümük hiç bitmiyor, ilk antibiyotiğini bile aldı ama ablası zaten okua gidip eve virüsleri getirirken Ece'yi evde tutmak bana haksızlık gibi geliyor.
Ela ile araları çok iyi. Gerçekten beklediğimiz iki kız ilişkisini kurmaya başladılar sanırım. Bir saat boyunca birlikte oynuyorlar ve ikisi de anne ya da baba demiyor. İnanılmaz keyifli onları beraber seyretmek. Son bir hafta içinde de beraber uyumaya başladılar. Ece'nin bazen itirazları oluyor ama genel olarak çok keyifliler. Biz de kurtulduk yatırma hapislerinden.
Kreş öğretmeni ince motor gelişiminin çok iyi olduğunu söyledi. Hatta ailenizde ''el becerisi çok iyi olan birisi var mı'' diye bile sordu. Kime çektiğini anlamak zor değil. Tabii ki ben değilim, babasının neler yapabildiğini az çok biliyorsunuz değil mi? Sanırım Ela'nın örümcek adamlığa soyunan fiziki becerilerine karşılık, Ece daha çok el becerilerinde başarılı olacak. Benim isteğim ise, spor yapsınlar ve mutlu olsunlar. Neyle olacaklarsa.
Ece Hanım'ın 2 yaş doğum günü kutlluuuu ve de mutlu olsun. Nice yıllara koca bebeğim.
22 Eylül 2012 Cumartesi
Hayattayım....
En son ne yazmışım.. Hmm tatildeyim, değil mi? Evet uzun bir tatil yaptık. Ve Akdeniz, ege sonra tekrar Akdeniz yaparak yuvamıza geri döndük. Belki bir gün elim değerse yazarım. Antalya, Alaşehir, Çeşme, Sığacık, Foça, Nazilli, tekrar Antalya sonra ANkara. Hem çalıştım, hem gezdik. Güzeldi tatil. Çok çalışmanın üstüne çok da iyi geldi.
Tatilin son bir iki gününde kolumda bir ağrı başladı. Önce kas tutulması sandım, fakat yavaş yavaş arttı. Eve döndüğümüzde çok ciddi kol ağrılarım vardı. Üstüne bir de parmaklarımda ve kolumda uyuşmalar başladı. Bir iki gün takıldım, hem de söz verdiğim işler vardı. Onları hallettim. Sonunda dayanamadım doktora gittim. Bu arada da ağrılar dayanılmaz oldu, uyuşukluk tüm koluma yayıldı. Doktor muayene edince hemen boynunda bir problem var dedi. MR, röntgen falan derken 2 gün önce sonuçları aldık.
Doktor sonucuma bakakaldı. Boynumda tam 4 tane fıtık, kolumda da tenisçi yırtığı var. Ağrılarım, uyuşmalarım, duruşum az bile. Nasıl bu hale geldin diye de sordu. AŞırı çalışma diyebiliriz. Buna da şükür. Fizik tedavi ile oldukça toparlayabiliyormuş insan. Gelecek hafta fizik tedaviye başlıyorum. 15 gün sürecek. Birlikte iğnelerim ve egzersizlerim var. İşleri hafiflettim. Tedavi olmadan çok çalışamıyorum ama çok yakında geri döneceğim. Yine iyi tarafından bakmaya çalışıyorum. Bu benim için belki de kaçınılmazdı. Şimdi tedavi olursam, spor da yaparsam belki çok daha sağlıklı devam ederim işime.
Kızlar sonunda okula başladı. Ece yarım kaldığı kreşine hastalıklarla yarım yarım devam ediyor. Ama öyle keyifle gidiyor ki, bunu bozmak istemiyorum, umarım çok hasta olmaz. Ela ise zaten tam bir çocuk oldu. Büyük büyük konuşuyor. Gerçekten büyüdüler. Ve galiba biz de gerçekten yaşlanıyoruz.
Tatilin son bir iki gününde kolumda bir ağrı başladı. Önce kas tutulması sandım, fakat yavaş yavaş arttı. Eve döndüğümüzde çok ciddi kol ağrılarım vardı. Üstüne bir de parmaklarımda ve kolumda uyuşmalar başladı. Bir iki gün takıldım, hem de söz verdiğim işler vardı. Onları hallettim. Sonunda dayanamadım doktora gittim. Bu arada da ağrılar dayanılmaz oldu, uyuşukluk tüm koluma yayıldı. Doktor muayene edince hemen boynunda bir problem var dedi. MR, röntgen falan derken 2 gün önce sonuçları aldık.
Doktor sonucuma bakakaldı. Boynumda tam 4 tane fıtık, kolumda da tenisçi yırtığı var. Ağrılarım, uyuşmalarım, duruşum az bile. Nasıl bu hale geldin diye de sordu. AŞırı çalışma diyebiliriz. Buna da şükür. Fizik tedavi ile oldukça toparlayabiliyormuş insan. Gelecek hafta fizik tedaviye başlıyorum. 15 gün sürecek. Birlikte iğnelerim ve egzersizlerim var. İşleri hafiflettim. Tedavi olmadan çok çalışamıyorum ama çok yakında geri döneceğim. Yine iyi tarafından bakmaya çalışıyorum. Bu benim için belki de kaçınılmazdı. Şimdi tedavi olursam, spor da yaparsam belki çok daha sağlıklı devam ederim işime.
Kızlar sonunda okula başladı. Ece yarım kaldığı kreşine hastalıklarla yarım yarım devam ediyor. Ama öyle keyifle gidiyor ki, bunu bozmak istemiyorum, umarım çok hasta olmaz. Ela ise zaten tam bir çocuk oldu. Büyük büyük konuşuyor. Gerçekten büyüdüler. Ve galiba biz de gerçekten yaşlanıyoruz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















