



Biraz zamanınızı alıp size kendimden bahsetmek istiyorum. Ben 15 aylık, kıvırcık saçlı kahverengi gözlü ve alnında problem yazan bir kız çocuğuyum.
Hobilerimin arasında :
* Kocaman CAT buldozerimi kırılacak mı diye görmek için salonun öbür tarafına fırlatmak.
* Benden nefret eden ve her an beni yiyebilicek olan köpeği takip etmek.
* 118 yaşındaki ve bir süveter gibe olmuş kedinin tepesinde yatmak.
* Annenin bilgisayar ekranına sadece yapışan ve silmesi zor yiyecekler fırlatmak.
* Annemin gerçekten uyumama ihtiyacı olduğunda uyumamak.
* Annemin yapmamama ihtiyacı olduğunda bezime kaka yapmak.
* Çantalar, her türlü telefon
* Balkabakları
* Üstünde mutlaka dinozor, tavşan veya hello kitty olan tshirtler seçmek.
* Taburenin üstünde zıplamak ve annenin ödünü koparmak.
Sevmediklerim:
* Ayakkabılarımı çıkarmak
* Kötü moda duyusu olanlar ve krill saçlar
* Herhangi bir bej gıda,
* Dİşlerimi fırçalamak
* Güzel bir kitaba bakmadan bezimin değiştirilmesi
* Şapkalar
* Çorap giymek
* Atlet giymek
Umarım bir gun bir motorsiklet, bir damperli kamyon ve bir sıcak çikolata makinasına sahip olurum. Kendimi kibar, iyi huylu, komik şeklinde tariff edebilirim. Beni tanımak isterseniz annemin yanında bulabilirsiniz. Beklerim efendim.
Bugün kafam karışık hissediyorum. Sanırım bu ayın, biz kadınların en sevdiği zamanı. Hani birilerinin normal hücreleri alıp yerine psikotik, yetersiz dikkat ve papağan koyduğu dönem yani. Bir de papağan olarak da çikolata seven bir papağan olacak. Bilmiyorum ki başka ne olabilir, yanımda güzel bir sütlü kahve de var. Yeni ayakkabılarım yok ondan mı ki. Çikolata da yasak belki ondandır. Ayrılık kaygısı yaşıyor olabilirim. Saçlarım temiz. Normalde bu şeylerin kombinesi beni çok keyifli yapardı. Ama bugün değil. Bugün surat asıyorum. Bakın:
Küçük şeyler beni en çok sinir ediyor. Mesela bugün. Elbette!
1) ''Kahraman'' kelimesini yanlış kullananlar mesela. Örneğin;
“Şili madencileri kahramandır!”
“11 Eylül'de ölenler kahramandır.”
YANLIŞ. Bütün bu insanlar kötü şartlar veya kötü insanların kurbanlarıdır. Onlar kaderin trajik sonuçlarıdır. Onlar yanlış zamanda yanlış yerdeydiler ve başlarına kötü birşey geldi. Kahraman mı? Hayır. Kahramanlar o madendeki insanları aşağı inip kurtarmaya çalışan insanlardır. Dünya Ticaret Merkezinde aylarca küller ve asbest ve kırık plastik parçaları arasında çökmek üzere olan kalıntılarda kendi tehlikelerinin farkında olarak küçük insan parçacıkları arayanlardır. Başınıza kötü birşey geldi diye kahraman olmazsınız.
2) Bir de yüklüce para ödemediği sürece havayollarının tek gidiş bilet satmamaya çalışmalarına gıcık oluyorum. Neden? Şunu doğru anlayalım. Yolun yarısını gitmek istiyorum ve benzinin yarısını kullanıcama ama sen benden iki kere yapmak istemekden daha fazla para istiyorsun? Hadi ordan. Soyguncular sizi.
Gördünüz mü? Hiç kendim değilim. Ya da belki kendimim. Siz karar verin.
Sizi bugünlerde ne sinirlendiriyor. Teyzenize diyiverin.
''Up'' filmiyle aşina olanlar ordaki Dug ismindeki köpeği bilir. O köpek şu huni gibi kendini kaşımasını engelleyen zımbırtıyı giymişti. O alete huni diyelim. Köpekleri bu aletleri giyerken gördüğümde hep kötü hissederim, ama aynı zamanda biliyorumki bu zımbırtı köpeğin kendisini kaşımasını engellediği için yararlı bir aletdir. 14 aylık kızım için bu aletlerden bir tane ihtiyacım var.
Ece yürümeye başladığında evi dolaşıp tekrar bebeğin güvenliği için herşeyi kontrol ettik, fakat benden son doğan bir tanecik tatlı kızım hala tehlike yaratmayı başarabiliyor hiç tahmin etmediğim yerlerde. İlk başda tabii ki ağzına alabildiği herşeyi yiyor ve çok başarılı. İşte ağzında yakaladıklarımız : bilye, çim, halı tüyleri, taş, para, Ela'nın tokası, Ela'nın bileziği, kuştüyü, boya kalemi, zar, tavla taşı, her türlü yiyecek kırıntısı ve yerde dikkatsizce yatan hemen herşey. Elektrikli süpürgemiz Ece mobil hale geldiğinden beri hergün çalışır oldu ve yemin ederim bu alletten benim nefret ettiğimden daha çok nefret ediyor.
Eğer bebek kızımın önde gelen bir düşmanı varsa, o Dyson'dır. Bir keresinde, kızların yemekte yaptığı katastrofik dağınıklıkdan sonra, sandalyelerini çekip gırgırla vakit kaybetmektense Dyson'u dayadık ve kızım sesini duyduktan sonra feryat figan ağamaya başladı. Küçük parmakları ile bana yetişmeye çalıştı. Ve ellerini yukarı kaldırıp bana resmen yakardı. Nerdeyse ''Lütfen Tanrım, lütfen annemi durdur! Daha yerdeki kırıntıları yiyecek şansım bile olmadı'' dediğine eminim.
Tabii ki, koltuğun altından hatta yastığın altından kırıntı yemek kötüdür, ama kızımın balkondan veya dış kapıdan yerden birşeyler alıp yemesi kadar kötü değildir. Kapının dışındaki paspasdan çim, kir veya taş ayıklarken sanki hazine bulmuş gibi görünüyor. Aslında evin içinde bunları yemek konusunda çok seçici davranıyor. Ve dışardayken de kızım daha çok çiçekleri yemek ve kumları ağzına götürmekle meşgul oluyor.
Kızım şimdi diyetini biraz genişleterek ona daha önce sunduğum ve nefret ettiği parmak yiyeceklerden yemeye başladı. Ona daha önce krep verdiğimizde reddetmişti ve onun yerine toprak yemişti. Bu ne şimdi?
Aslında Pica diye bir bozukluk var hani insanlar kil, toprak ve tebeşir yerler ya. Her yaşdan insanda ve hamile kadınlarda görülür, fakat uygunsuz olacak kadar ileri bir yaşda değilse ''Pica'' denilmez bu rahatsızlığa. Her neyse kafasına o utanç konisini geçirirsek kızım yerde bulmaya çalıştığı o pislikleri alıp yiyemez belki. Bu yaşlar zor kardeşim.


