14 aylık Ece ve Un'la Oynama






Bence herkes çocukken, güzel çizebildiğini düşünüyor. Çünkü, muhtemelen siz küçükken ve mürekkep balığı kafalı makarna dışında herhangi birşey gibi görünen herhangi birşey çizebilmişseniz, anne babanız akıllarını yitirmiş ve coşkuyla bunu size göstermiştir.
“Tatlıııııım! Bu hayatımda gördüğüm en güzel ineeekk!”
“O bir çikolatalı pasta.”
“AA evet! Tabii ki! Bu hayatımda gördüğüm en güzel çikolatalı pasta!”
Bu aşamadan daha önce muhtemelen dünyadaki en güzel yiyenin veya en güzel kakayı yapanın siz olduğunu düşündüğüz zamanlar olmuştur, fakat yetişkin hayatınızda yararlı olabilecek ilk şey vücutsal bir fonksiyon değil, güzel birşeyler çizebilmektir.
İlkokulda sınıfımızda en iyi resim yapan bir kız vardı. Her yılbaşında öğretmenimiz Pamuk Prenses çizme yarışması yapardı. Her yıl, ben bu kızı öldürmek isterdim. Yani ölmesi için öldürmek değil, ilkokuldaki birinin öldürmek istediği gibi. Ne zaman yarışma olsa kafasına vurup dolaba saklamak gibi. Su çiçeği geçirsin diye dua etmek gibi.
Tabii ki öldürmek için değil. Deli değilim. Sadece o yarışmayı kazanmak istiyordum.
Sonunda, bu kızın Pamuk Prenses çiziminde 2 yıl boyunca beni sollamasından sonra proaktif olmaya karar verdim. Tabii, o zaman ''proaktif'' sözcüğünü düşünmemiştim çünkü 8 yaşındaydım ve bu bir sekiz yaş çocuğu için büyük bir sözcüktü.
Profesyonel bir ressam tarafından çizilen harika bir Pamuk Prenses resmi buldum ve kendi kendime onu kopyalamayı öğrettim. Hafızamdan bu profesyonel Pamuk Prenses çizene kadar çalıştım. Sonra, yarışma günü mükemmel prensesi hafızamdan yarattım. O sene bambaşka bir çocuk birinci oldu.



Gözlerim inanılmaz iyi görür. Fakat ona rağmen nasıl oluyorsa bilmiyorum ben tozları göremem. Özellikle ev tozlarını.
Annem onun çocuğu olmadığıma yemin ediyor. Annem bir yağ-arayıcı misil gibidir. Bir kırıntı-misil diyebiliriz. Eğer mutfağı temizleme vakti geldiyse - ve her gün onun evinde mutfağı temizleme vakti gelir - tezgahı öyle bir siler ki sanki graniti yenilemişler gibi. Yerel hastanenin eğer elektrikleri giderse hemen hastaları annemin evine ameliyatı devam ettirebilmek için yetiştirebilirler. Şu yere düşen şeyin 5 saniyede alınırsa hiçbirşey olmayacağı kuralına annemin evinde gerek yok çünkü o ikinci saniyede temizlemiş olur.
Siz anladınız onu.
Annem temizlik konusu olunca hızlı ve acımasız oluyor. Annemlerin evine her gittiğimizde manyak gibi hissediyorum kendimi, çünkü elimdeki bir bardağı tek bir noktada 2 dakikadan fazla bırakırsam pufff yok oluyor. ''İşin bitti mi bununla''? - hop alır, sanki masanın altında saklanıyor da biryere bardağı koyduğumda küçük pençesi yetişiyor ve bardak hemen su ile tanıştırılıp evine bırakılıyor. Yemin ederim bazen bana yemek yerken baktığını düşünüyorum. Sanki izliyor ve gözü seyiriyor, sadece çenemin altından tabağı kaçırması ve bulaşık makinasına atması için yetecek zaman kadar başka tarafa bakmamı kolluyor. Sanırım dikkatimi başka yere çekmek için arkamdan odaya küçük paralar atıyor. Tabağımın nereye gittiğini sorduğumda ise bana kafa karıştırıcı lafını söylüyor : ''Tatlı ister misin?'' çünkü biliyor ki çikolatalı browni önerisinin Jeday kafalı kurnazlığına karşı tamamen savunmasızım.
Tersine, ben mutfağı sildiğimde, bu bir taşınma servisi gibi oluyor. Temizleme stilim bir kasırga gibi. Önce kiri yaşadığı bölgeden söküyorum, ve ona yakınlarda yerleşip hatta belki bir aile kurabileceği yeni bir yer seçiyorum. Artı olarak, genelde bu noktadan yeni evine bir iz de bırakıyorum ki bir gün isterse evine dönebilsin.
Ergenlikte yeni gençliğime geçerken, ÇOK fazla kaset almıştım. Almadıklarımı da, kopyaladım tabii eski sistem. Bir arkadaşın kasetini çalarken veya radyodan. Kaydetme aparatı radyonun içinde bile yokken. Ne komik günlerdi. Bir ''Kaset Teyp Mak Gayvır'' olmuştum. Benim yaşlarımdaki çoğunuz hatırlar. Şarkı ile birlikte annenizin odaya dalıp ''Esraaa'' diye seslenmesini, dolmuş geçmesini, kardeşinizin pırtlamasını da kasete çekersiniz. Radyo'dan kaydederken spikerin arada konuşmasına sinir olursunuz. O zamanlar hiç böyle bir teknolojiyi, tek tuşla istediğimiz müziğe ulaşabileceğimizi düşünmemiştik. Kaydetme işlemi ise şu şekilde olmaktadır. Ela ve Ece bunları okuyunca kesin çok şaşıracaklar. Düşünsenize hiç böyle birşeyin görülmediği bir çağda büyüyorlar.
1. Bir teyp kaydedicisinin yakınına bir RADYO yerleştir.
2. Anteni sabit tutmak için ip, selobant veya sakız kullanabilirsin.
3. İyi bir şarkı çıktığında PLAY/RECORD tuşuna bas ve canlı canlı hiçbir ses çıkmasın diye dua ederek şarkıyı çek.
Evdeki çeşitli sesler özellikle erkek kardeşimin konuşması veya DJ'in araya girmesiyle kesilmiş nerdeyse 200 tane kasetim vardı. Madonna'nın ''La İsla Bonita''sını yakalamak için 6 saat beklemek ve başındaki 30 saniye'de de DJ'in konuştuğu Bolu'dan Fatma'nın erkek arkadaşına söyleyeceği mesajlarla kırpılmasını elde etmek için uğraşmadan düş kırıklığının ne olduğunu bilemezsiniz. Şu an endişe problemlerim varsa, hipnoz yapılsa direk annemin bana Cure'un ''Friday I'm in Love''ının son 20 saniyesinde akşam yemeği için seslendiği o ana bağlanırım.
Gördünüz mü? Terapi ihtiyacınız varsa her zaman annenizin suçu oluyor.
Bir de herkes birbirine bu saçma kasetlerden yapar verirdi. Kız arkadaşınıza, annenize, sevgilinize herkes kaset çekme işiyle uğraşırdı. Bir süre sonra kasetin içinde kaydetme cihazı çıktı ama yine de radyodaki DJ'lerin seslerini kaydetmek zorunda kaldık. Bu sefer de kasetten kasete çekme olayı başladı. Kardeşimle aynı anda iki kasete birden basmaya uğraşırdık. Ne kadar saçma bir gençlik geçirmişiz. Tek tuşla istediğimiz müziğe ulaşma imkanı yok. Ne karanlık çağlarmış. Şimdi sadece tek parmakla ulaşmakla kalmıyor, tek parmakla Justin Timberlake'in akşam yemeğinde ne yediğini hangi donu giydiğini kendi ağzından öğrenebiliyoruz. Teknolojinin nereye gittiğini heyecanla izliyorum. Umarım Steve JobS'ın gidişi bizi yavaşlatmaz. Bir tek tuşla 1000 kalori harcamayı bulamadılar hala koşmak zorunda kalıyoruz. Sanırım bir gün bizim çocuklar da bugünlere karanlık günler diyecek. Ne dersiniz, daha neler çıkabilir.