2 Mayıs 2011 Pazartesi

Anayım ben, Ana

Anneler gününde bir buket egzotik aloe vera çiçeği veya en sevdiğim çiçek olan devetabanından 30 saksı kadar istiyorum. Yaptırıp gönderin evime. 3 senede 2 çocuk doğurarak ben ve rahmim bunu hakettik.
Veya kocam tükana davet edip başbaşa bir akşam yemeği sonra da çayocağına telefondan seslenip, ''Osmaan koçum, yengenle bana iki gazozla iki tost ama benim tostumda havyar olmasın'' diyerek, bir espri patlatsın. Hani bana komik adam olduğu için beni tavladığını hatırlatır gibi.

Ya da o akşam penceremizin önünde diz çöküp bir kabak kemanenin ardından ''Düriye'nin düğümleri galaylı'' şarkısıyla içerde yatan iki güğüme gönderme yaparakdan serenad yapabilir.
Eğer o beni yemeğe çıkarmazsa Nihat Doğan'la yemeğe çıkıp survivor ada maceralarını ve yorgan ipliği ile nasıl banji camping yaptığını dinleyeceğime ant içerim.

-----

Bugün Eymir'e mantarlara bakmaya, doğaya çıkmaya gittik. Yağmur yağmış ya heryer nasıl yemyeşil olmuş, deli olduk ailecek. Ela yol boyunca ''Aykadaşlar, bakın burda ne var'' diyerek, yeni gördüğü güzide doğa elemanlarını bize gösterdi. Doğaya çıkınca arkadaşlar olduk yani. Ondan önceki gün yani dün, evi toplama hafif temizleme girişimlerim oldu. Resmen hırtım çıktı. Bütün gün önce biri kaka yapar, sonra öbürü kaka yapar. Aynı anda uyumazlar. Birbirlerini uyandırırlar. Uzun zamandır bu kadar yorulmadım bir daha da yorulmam inşallah. Yok anacım, bu evi tertipli düzenli tutma işi bana göre değil. Bu arada evimizin direğinin oturma performansı da madalyayı hakeder yani. Ben anlamıyorum ki ne ara bu kadar dağıldı ev. Daha ondan önceki gün de eski yardımcımız gelip evi temizledi. Ama bizim evdeki canlıların dağıtma hızı temizlenme hızından daha yüksek olduğu için sürekli birbirimizi kazanın dibine çeken faniler gibiyiz. Çok özledim kadını. Çok ulu bir insanmış. Bizim gibi bir dağıtma sürüsünün arkasını toplayabilme kapasitesine sahip. Daha yazmak istiyorum da dengesiz uyku düzenim yüzünden çok uykum var. Sanırım gidip evdeki canlılardan birine artık hangisi denk gelirse yama olup uyuyacağım.
Gece duası: Allahım, temiz bir ev, hazır yemekler, sakin çocuklar, aşık bir koca, formda bir bünye. Bilmiyorum çok mu şey istiyorum dünyadan.

1 Mayıs 2011 Pazar

Arabanın Kapısını Kapatmak Adetim Değil

Dün gittiğimiz doğum günü partisinden dönünce arabayı kapının önüne parkedip kapısını sonuna kadar açık bırakıp eve çıkmışım. Yarım saat sonra kapımız çaldı. Allahdan sitenin kapısında güvenlik var. Şehirde biryerde oturduğumuzu düşünemiyorum. Yukardan bir baktık. Öyle az buz değil, kapıyı açıp indiğim gibi bırakmışım. Bir gün çocuklardan birini biryerde unutucam diye çok korkuyorum. Bakıcı olmadan 1 haftamız daha kaldı. Ruhum da bedenim de çok yorgun.

Evimize gelen yolu sonunda yapıyorlar. Gözlerim yaşarıyor düşündükçe. Çok mutlu oluyorum. Resmen heyecanlanıyorum. 1 senede araba da biz de eskidik resmen. Artık misafir çağırabiliriz.

Bugün kendimizi dışarı atıcaz inşallah. Antalya'ya gitmemize 17 gün kaldı. Geri sayıyorum resmen. Bu sene kadar hiç daralmadım Ankara'da.

29 Nisan 2011 Cuma

Akıllara Ziyan

Ne biçim insanım ben bilmiyorum. Eğer bana yolda birşey olsa cep telefonumdan en yakınlarımı aramaya kalksalar kimi ararlar bilmiyorum. Bugün bi baktım bir yakınım da gerçek adı ile veya takma adı ile (kocam, annem, babam gibi) kayıtlı değil. Kocam Ridak olarak, babam Müco olarak (askerlik arkadaşım), annem Lömer olarak, kardeşim Engurt olarak hatta bir kuzenim de homo olarak kayıtlı. Bunlardan birini feda edip lakabı ile değiştiricem yoksa acil bir durumda nasıl yakınlarıma ulaşırlar bilmiyorum. Hatta geçen gün birinin ablasının telefonunu istedim o da ablam olarak göndermiş salak. Telefon rehberimde benim akrabam olmayan ablam isimli birisi var, artık onu ararlar. O da birini bulmaya çalışır gecenin bu saatinde uğraşamıycam sanırım.
---------------
Yemek programlarındaki insanlar neden tüm malzemeyi sahipleniyorlar acaba. ''Önceee zeytinyağımızı ekliyoruz, sonra soğanlarımızlaa karıştırıyoruzz.'' Bu samimiyet nerden gelmekte o allahın soğanı nerden senin soğanın oluyor.
----------------------
Küçük köfte hergün ablasının kafasına oturuyormuş gibi yapmasından artık bıktı ve emeklemeyi falan bıraktı. Direk ayağa kalkma çalışmalarına başladı. Bu evde hayatta kalmasının tek yolu biran önce ayağa kalkıp kendi yolunu çizmesi.
-----------------------
Büyük köftenin son iki gün fıştırttıkları. Bu çocuk ya babasının suyundan ya da benim çorbamdan içmiş. Daha bu yaşda espri falan yapan geyik bir çocuk oldu.
Ela: Anne, tuvalete çıkıp otururken az daha düşüyordum.
Ben: Kızım o poponu biraz büyütürsen düşmezsin.
Ela: Seninki gibi mi anne?

Ela: Anne, babam senin kocan mı?
Ben: Evet kızım.
Ela: O zaman neden senin baban da benim kocam değil?
-------------------------------
Rüyamda Barrack Obama evimize gelmiş, Ela'yı oğluna istiyordu. Rüya yorumlarından baktım. Barrack Obama eğer evinize gelirse bu kısmet demekmiş. Eğer Barrack Obama kızınızı oğluna ister ve siz ''verdim gitti'' derseniz kısmetin kel alaka beklenmedik biryerden geleceği eğer ''al sana kız defol git'' der ve Amarikan başkanını evden kovarsanız bu kısmetin tepileceği demekmiş. Eğer siz reddedikten sonra kızınız ayağa kalkıp ''nayır nolamaz'' diye oğlanı kolundan ısırırsa bu kısmetin bir düşman tarafından engelleneceği ama buna bir tek sizin son vereceğiniz demekmiş. Michelle Obama'yı da görürseniz bu bir kabustur ve uyanıcaksınız demektir. Barrack Obama'yı sizi isterken görürseniz, ..çınız açıkta kalmış ve üşümüşsünüzdür. Uyanıp bir zahmet üstünüzü örtün.
-----------------------
Bizim beyin klostrohobisi var. Bayılıyor kapalı yerlerde kalmaya. Ama yakında şu gerçeği iyice görecekki 3 adet dişi insanla yaşıyacak. Nah evde oturabilir.

28 Nisan 2011 Perşembe

Botox Yaptırmak İstiyorum.

Tabii ki yüzüme değil. Ucube gibi olmak istemiyorum. Ama şu botox teknolojisi bir de tekstil sektörüne el atsa kardeşim. Ütü ne kadar banal bir uygulama ve çok zaman alıyor. Kıyafetlere botox yaptırsak hiç kırışmasa. Şu an koltuğun üstünde tepeleme ütü var. Yardımcı gitti ve 10 gün yok. Botox teknolojisi çok para kazanmak istiyorsa hemen bu işe el atsın diyorum.

27 Nisan 2011 Çarşamba

Ela'nın Kurabiyesi

Ela sonunda kendine geldi. Veeee 10 gün beslenmemesinin acısını çıkarmaya başladı. Bu çocuk aç. O arayı kapatacak. Ela'yı hiç böyle görmedim. Yemek yiyor, 1 saat sonra tekrar acıktım diyor. Ve kandırmak için değil, tekrar yiyor. Ben de sağlıklı yesin diye uğraşıyorum.

Kurabiye diye tutturunca, kendi gıdanı kendin yap dedim. Böylece Ela hanım cevizleri kırarak, içinden çıkararak, balını kendi ekleyerek, muzunu kendi ekleyerek, şekersiz unsuz bir kurabiye yaptı. Kurabiyelere hepimiz bayıldık da, Ela kurabiyelerle birlikte içine koyduğumuz mısır gevreklerinden de bolca yedi. Bakalım bu yemek furyası ne zaman biticek. Herhalde herpes yüzünden kaybettiği 1 kg'ı alana kadar durmayacak.


26 Nisan 2011 Salı

Eğlencelik

Bu diyalogları biriktirmişim son birkaç aya ait. Unutmuşum. İyi eğlenceler.

Ela: Anne, sinekler nereye kaka yapıyor? Biz görüyor muyuz?
Ben: Bilmiyorum kızım.
Ela: Ya kafama yaparlarsa
-----------------------
Ela: Baba şu mağazaya bak . (Karanlık ve ıssız bir yolda boşlukta bir ışığı gösteriyor)
Baba: Ne mağazası kızım nerde.
Ela: Bak baba şurda işte. Mağazaya bak.
Baba: Yok kızım orda mağaza falan.
Ela : Baba baksana mağazaya.
Baba: Kızım ne işi var orda mağazanın
Ela: Dimi
-------------------
Çıplak bir şekilde dışarı koşarken
Ben: Kızım dışarı çıplak koşamazsın.
Ela: Ama anne koşmayacağım ki.
------------------
Ela: Senin adın Esra değil, Senin adın Anne.
--------------------------
Ela: Bu en güzel doğum günümdü anne.
Ben: Kızım bugün doğum günün değil ki. Bugün 23 nisan
Ela: Anne bugün en güzel 23 Nisandı.
-------------------------
Ela: Anne çişim geliyor. Aşağı indiğini hissedebiliyorum.
--------------------
Ela: Anne bugün çok kar yağacağını biliyordum çünkü ben kar dansı yapmıştım.
---------------------------------------
Ela: Anne ben senin arabandan daha hızlı koşuyorum.
---------------------------------------
Ela: Anne; Babamla sen beni yaptıysanız, dişlerimi nasıl taktınız? Ece'nin dişlerini niye takmadınız?
-----------------
Ela: Ben bu peyniri yemem anne.
Ben: Neden kızım?
Ela: Bu peynir erkek peyniri anne. Ben kız peyniri istiyorum.
---------------------------------------
Ela: Anne çamaşır makinesinin çişi gelmiş. Sallanıyor baksana.
-----------------------------------------
Ela: Anne tatlı yemeyi bırak da bir tane elma ye.
--------------------------
Bir amca: Ne güzel ismin var senin. Büyüyünce ne olacaksın? (2.5 yaşında bir çocuk için ne salak bir soru diye düşünürken)
Ela: Onsekiz
--------------------------------
Sütümü sağdıktan sonra sağdığım süte dokununca
Ela: Anne sen sütünü nasıl ısıtıyorsun karnında ateş mi var?
------------------------
Ela: şşşşşş anne, karnımdaki bebek uyuyor.
------------------------
Ela: Hey anne, az konuş daha çok araba sür. Bir de yavaş sür kafam dönüyor.
----------------------------------
Ela: Anne sen küçükken dinazorlar var mıydı?
Ben: Yoktu kızım.
Ela: O zaman kesin Müco dedem küçükken varlardı.

25 Nisan 2011 Pazartesi

Tekrar ısınıyoruz.

Blogspot'un kapatılması tüm blogcuları soğuttu bu işten. İşleyen demir ışıldar misali hiç birimizin eli gitmedi yazmaya. Oysa ben çok seviyorum yazı yazmayı. Bu konuda kariyer bile yapabilirim. Neyse şimdi yavaşdan ısınıyoruz hepimiz. Herkes sapır sapır dökülmeye başladı. Aklıma sonra yargılayanlar geldi neden bilmem. Sonra anladım ki;

Hepimiz yargılıyoruz.

Ve eğer yargılamadığını söylüyorsan, arkadaşım yalan söylüyorsun. İlk izlenimler, peşin hüküm verilmiş kavramlar ve basmakalıp sözler üzerine “Yargılamak” varoluşumuzun başından beri duyularımıza zorla itilen ve hergün yorgun beyinlerimiz tarafından açıkça ve verimli bir şekilde yorumlanması gereken bilginin taşmasını kolaylaktirmak için geliştirdiğimiz yeteneklerdendir. Bilimdir.

Yani kabul edin canlarım. Yargılıyorsunuz. Hatta belki hoşunuza gidiyor.

Ve ben şimdi burda size bunun normal olduğunu söylüyorum. Tamam hatta ilk ben başlayacağım.

Evet, ben yargılıyorum utanmadan yargılıyorum. İşte burda ne zaman yargıladığım:

Eğer sen…

Noktalardan daha çok gülen adamlar ve ünlemler kullanıyorsan.

Hayvanlardan nefret ediyorsan. (Yüksek alerji yüzünden olan nefret hariç.)

Fikrini veya inancını dile getirmek yerine insanlara empoze etmeye çalışıyorsan. (Büyüük fark var.)

Yalancıysan.

Ultrason fotoğrafını Facebook profilin yaparsan.

Kendini ''Sosyal medya guru'su'' sanıyorsan.

Arkadaşlarının yüzüne gülüp arkasından konuşuyorsan. (Emin ol arkadaşların bunu biliyordur ve senin gibi biriyle uğraşmamak için sana birşey söylemiyordur.)

Katkıda bulunacağın hiçbirşeyin yokken bile boşa konuşuyorsan. Hatta genelde boşa konuşuyorsan. Beni ilgilendirmeyen şeyler anlatıyorsan. Sesin hiç de tatlı olmuyor.

Her cümleye ''Kocam (erkek arkadaşım) derki diye başlıyorsan. (Ben seninle takılıyorum, onunla değil. O benim hiç umrumda değil.)

Herşeyi kendi üstüne alınıyorsan.

Herşeyi çok ciddiye alıyorsan.

Ekonomik durumu iyi olmayan insanları küçümsüyorsan.

Herşeyi bildiğini sanıyorsan.

25'in üstündeysen ve hala düzenli olarak sarhoş oluyorsan. Yetişkinsin. Kendine gel.

Tamam şimdi, hadi korkmayın.

Ne sizi özürsüz yargılayıcı yapıyor?