23 Şubat 2011 Çarşamba

Süpersonik Biberon

Hayır arkadaşım bu bir su reklamı falan değil. Su şirketleri de peşimden koşuyordu zaten. Ama bak iyi fikir sanal reklam uygulamasına başlasam accık da para kazanırım bu işten. Her neyse konunun özüne dönersek yukarıda gördüğünüz icat, Ela'nın tüm biberonları 2 gün içinde kırması ve hala dana kadar olmasına bakmadan biberonla süt ve su içmek istemesi üzerine anırarak ''beberon beberon'' diye ağlamasını müteakip babasının her zamanki Mak Gayvır kişiliğinin yüzüstüne çıkıp pet şişeden kızına el emeği göz nuru beberon yaratması olayının ürünüdür. Boşuna yok BPA'sız alalım bizim enikler zehirlenmesin, ay cam alalım daha sağlıklı diye kıvranmışız. Al işte mis gibi dışarda 0.5 tl satılan pet şişe, hem de polikarbonat değil. Üstünü de delip ağzını geçirdinmi mis gibi beberon. Daha ne istiyosun yurdum halkı. Sen de ol kendinin Mak Gayvırı yavrucuklar ağlamasın, ülke ekonomisine de katkı olsun ne diyim.

Not: Ekranınızın renk ayarı ile oynamayınız bu Ela'nın yüzündeki renkler hergünkü sanatsal çalışmalarının ürünüdür. Artık kalıcı olduğunu, isminin anlamını yüzüne yansıtmaya çalıştığını düşünüyoruz.

Bir de bugünden diyalog ekliyoruz.

Ela: Bana erişte çorbası yaparmısın anne?
Ben: Yapamam canım nasıl yapılacağını bilmiyorum..
Ela: Bak şimdi bunları pişir. Tabağıma koy

Afiyet olsun

19 Şubat 2011 Cumartesi

İçimizden Birine Veda

İçimizden biri daha o anlamadığımız, bilmediğimiz, çözemediğimiz yere gitti. Bedeni bizimle de ruhu uçtu gitti. Çözmek zor, düşünmek yorucu, korkutucu, acı. İçimde çok taze, garip bir boşluk hissettim. Güle güle babaanne. 84 yıllık yaşamına kimbilir ne çok şey sığdırmışsındır ve kimbilir dinlemediğimiz ne çok hikayen vardır. Tek üzüldüğüm bebeklerimi tanıyamadan gittin. Eminim çok severdin onları. Bu gece bana el salla olur mu?

16 Şubat 2011 Çarşamba

Sen Ne Zaman Büyüdün ECE?

Romanstan nasibini almamış iki kalasın birbirine olan sevgilerinden bu kadar güzel iki çocuk çıkar mı? Sanırım yüzyıllardır birlikteyiz ve o kadar çok güldük ki gülme olayı genetiken çocuklara geçmiş. İkisi de habire gülüyorlar. Tabii siz şimdi bu karga yavrularına güzel mi diyorsun diyebilirsiniz. E napalım herkesin vavrusu (Ela'ca) kendine.

Ece kuzusu tam olarakdan 5 aylık oldu. Sabahları konuşmasına, sesine hastayım. Bır bır bır mırıldanıp ben kalkana kadar oyalanıyor, bunlar çok görmek istediğimiz davranışlar tabii. Ama görmek istemediğimiz davranışlarda da bulunuyor. Mesela sabah kalkınca o kadar gülmek, oynamak istiyor ki meme emmiyor. Ben de her sabah bir seans sütü sağarak veriyorum. Valla aman alışır endişelerini Ela'da bırakmışım, Ece'de hiçbirşeye tereddüt etmiyorum. O an ne gerekiyorsa zırt diye yapıyorum. İşte herhalde 2. anneliğe verilen hediye de bu olsa gerek. Rahatım kardeşim. Ece kendi kendine büyüyor. Valla ben fazla birşey yapmıyorum. Ona sıcak bir yatak, beslenmesi için süt ve arada bir oyun tedarik ediyoruz. Geri kalan zamanlarda çocuğu rahat bırakıyoruz. O da sakin yapılı. Resmen takılıyor. Bir pet şişeyle yarım saat oynuyor.

Bu ay daha çok gülüyor, sürekli ayaklar havada mekik çekmeye çalışıyor. Bir de yalanmaya başladı sanırım canı artık kaşık istiyor. Yine de 6. ayının bitmesine kadar bekliycem kararlıyım. Biberonunu eliyle tutuyor ve ağzına götürüyor. İsmi ie çağırdığımızda çok net bakıyor ve arkamızdan aranıyor. Yalnız kalınca ağlamaya da başladı. Ela ile araları daha iyi. Çünkü Ela'nın gaydırıgubbak dansları ile çok eğleniyor. Zaten resmen beni güldürün de ağzım yarılırcasına güleyim diye bakıyor suratımıza. Ela da hala kıskanıyor tabi Ece'yi. Ama artık krizlerimiz yok, anne onu bırak beni al falan demiyor. Ama ilgi çekmeye ve Ece'nin elinden oyuncaklarını almaya falan çalışıyor. O da bebek hala.

- Ela'nınsa merak güdüsü nedense yatma saatlerinde açığa çıkıyor. Işıklar söndükten sonra binbir türlü konu merak ediliyor. Dün ışıklar neden yanıyor konusunu irdeledik. Ondan önceki gün burası apartman mı? Neden apartman? Neden yatıyoruz? konularına daldık. Saldık gidiyoruz işte öyle. Bir tane daha çocuk yapıcam, RÜYAMDA tabii.:)

15 Şubat 2011 Salı

Tron Harikası

Bir süredir coca insanının, insandan hallice yaşamıyla ilgili (niye kendiminkini bıraktım onu dert ediniyorum bilmem ama) memnun değildim. Çünkü kendisi hiç üstüne vazife değilken 6.30'da kalkıp sonra 9'a doğru işe gidip, malakdan 10 kalori kadar daha fazla yakarak akşam eve gelip, kışın da etkisiyle çocuklardı, karıydı derken geç saatte yattığı için. Otlardan 1.5 mebla daha iyi bir hayata sahip olduğu için kendisi ile görüşmemiz de genelde Ela'nın araya giren kafasından bir o tarafa bir öbür tarafa kaykılarak veya gece koridorda karşılaşarak olduğu için rekreasyon çalışmalarına girmek bana düştü. Zaten ahırdan hallice evimizde bir süredir yapmak istediği inşaat çalışmalarına veya 1001 hobisinden biri olan dal budama, bonzai türü aktivitelerini de yapamadığından bari çok sevdiğimiz sinema olayına girdireyim şu adamı dedim. Kurtarırsam ben kurtarırım. Evdeki her canlının mutluluğunu amaç edinmişim bir kere..

Neysem binbir organizasyonla evdeki canlıların hiçbirinin düzeni bozulmadan birinin külahını öbürüne, berikinin takkesini de birine geçirerek bir akşam beraber dışarı çıkmayı ayarladım. Evden de beraber çıkmadık, orda buluştuk. Ben filmin saatini yanlış bilince filmin öncesinde 3 saatimiz oluştu birdenbire. Yemek yedik, gezdik, kahve içtik yeni sevgililer gibi takıldık. It's a date yani. Gülmekten, konuşmaktan ve uydurmaktan filme girerken pilim bitti sanmıştım. Meğerse gece yeni başlıyormuş.

Tron Efsanesi. Abicim o ne filmdi öyle. Yemin ediyorum 5. Elementle, Matrix arası birşeyler seyrediyor gibi oldum. Bir de bu adamlar bu filmin ilkini 28 sene önce çekmişler bu filmi çekebilmek için bu kadar zaman teknolojinin gelişmesini beklemişler resmen. Ama eğer bu kafalarındaysa ve teknolojiyi bekledilerse çok ileri görüşlüler brevo diyorum. Neyse cocayla elele harika bir film izledik. Resmen bitsin istemedim. Kullanılan teknoloci, kıyafetler, konu, aksiyon vs harikaydı.

Bu kızın saç kesiminden.
Bu evden ve şu kızın kıyafeti ve giydiği yağmurluk ve şemsiyesinden istiyorum. Ha bir de bu kızınki gibi vucud.

Anlıycağınız gece çok güzel geçti. Sonra dışarı çıkınca bütün akşam yaşadığımız beyin şokuna bir de vücut şoku ekledik. Dondurucu soğuktan barnaklarımız dona dona eve dönüp çocukların totolarını dikmiş yatmış olduklarını görünce daha bir rahatladık. Şimdi beynimde yeni tilkiler ne yapsam da yeni bir akşam yaratsam diye düşünüp duruyor. Aman kimse duymasın.

14 Şubat 2011 Pazartesi

Arabanın Yanındaki Siyah Sürtük!

Sevgili Cocacım;
İtiraf ediyorum. Arabanın yanındaki siyah sürtük benim yüzümden oldu. Nerdeyse kapalı gözlerle araba kullanırken arabayı sürttüm. Haberin olsun.

Düş Yakamdan Günü

14 şubat ve versiyonu günlere olan gıcığımı bilmeyen kalmadı herhalde. Gıcıklığım bitmedi kardeşim devam ediyor. Ama bu günü önemli bir iş için kullanmak isteyebilecekler aklıma geldi. Valla sonraki nesiller için yazıyorum aha da buraya.

Şimdi efenim eğer yakanızdan düşmeyen bir sevgiliniz falan varsa bugün tam sizi bırakmasını sağlama günü. Öncelikle bugüne yaklaşan yaklaşık 128 gün boyunca sevgililer günü ile ilgili konuşup onu gaza getirebilirsiniz, veya neler yapabileceğinizle ilgili onu bir güzel bayarsınız. Böyle yaparak yakanızdan düşmedi mi işte o zaman asıl bombayı o gün patlatın. 14 şubat geldimiydi, önce bi telefonunuzu kapatın öğlene kadar açmayın. Sonra açıp toplantıdaydım, dersteydim falan diyebilirsiniz. Birinci gıcığını olur, sonra öğleden sonra da arada telefonlara cevap verir tamamen unutmuş gibi davranırsınız. Ha bu arada söylememe zaten gerek yok, herhangi birşey almıyorsunuz hediye olarakdan. Bir de o güne kadar provoke eden siz değilmişsiniz gibi pırlantaymış, hediyeymiş ne gereksiz gibi konuşmalarda da bulunursunuz. Akşam da bir yemek yiyip başınızın çok ağrıdığını falan söyleyip evinize doğru yola çıkarsınız. Bu arada tabi sevgilinizin bu ve benzeri günlere önem verdiğinden emin olmanız gerek. Yoksa size daha bi bağlanabilir, oh çok şükür o da önem vermiyormuş diyerek.

Başka yanları da var bu salak günün. Pırlanta, çilek, çiçek ve çikolata tüketimi. O gece %100 zamlı yemek organizasyonları. Salak olmak lazım ya. Neyse şimdi herkese yüklenmeyim de. Çilek ne ya, hadi çikolatayı anladım da çilek. Kardeşim şubat ayındayız. Hormonlu çilekler yiyip hormonların harekete geçmesi olayımı acaba. Şimdi bu yazıyı yazarken güzel bir haber aldım, tüm konsantrem dağıldı. Dilediğim kadar geyik yapamadım, bir de arkada sevgili hediyem Ece hanım maksimum söyleniyor. Bu günlük bu kadar olsun. Herkes istediği gibi geçirsin.

11 Şubat 2011 Cuma

Ela TAAAM 31 Aylık


Ela şu 31 aylık hayatının altın zamanlarını yaşıyor. Bir hikayeler, bir konuşmalar, herşeye karışmalar, acaip oyunlar. Sürekli oyun modundayız, çok da keyifli vakitler geçiriyoruz. Son 1 aydır, yani Ela 2,5 yaşını geçer geçmez değişti. 2.5 bir dönüm noktasıymış. Uykusu gelip de saçmalamazsa, daha bir mantıklı, daha bir çocuk oldu. Veee çılgın ''neden'' dönemimiz artarak sürüyor. Herşeye herşeye nedeeen?

Aşağıda Ela'nın kaydetebildiğim bir takım diyalogları.

Ela masanın üstünde yemek yemek ister.
Eka: ''Ela'cım oraya çıkılır mı? Neden çıkıyorsun?''
Ela: ''Neden olmasın Eka'cım?''
----------------------------------------
Baba: Beni sevdiğin için mi öpüyorsun, burdan kaçmak istediğin için mi?
Ela: Seni seviyorum baba, ama o kadar da değil.
---------------------------------------------------------
Ben: ''Kızım bak şu saçlarınla oynama, Kestiricem.''
Ela: ''Kat kat kat mı anne?''
--------------------------------
Ela:(Kuaföre) kat kat kat kes abi
KEsildikten sonra anneannesine: Kat kat bu mu şimdi?





--------------------
Ela : Dayı fatmagil senin arkadaşın mı?
Dayı: ha?
Anneanne: Sen niye fatmagül'e bakıyorsun? hadi yatağına
Ela: Sanane
----------------------------------
Anne, pilates yapıyordur.
Ela: Anne patates mi yapıyorsun?
Anne: Evet kızım.
Ela: Yoruldun mu annecim
Anne: Evet kızım ya çok yoruldum.
Ela: O zaman yapma.