12 Ağustos 2010 Perşembe

Kontrol Var mı?


Hamilelik, kontrol üstüne büyük bir ders.

Yani hiç olmadığını öğrenmek için. Bedenimin her geçen gün büyümesini durduramıyorum. Bu büyük bebeğin kaçınılmaz doğumunu durduramam. Sancılar ve doğum nasıl gidicek, kontrol edemem. Acıdan kaçamam, ne olacaksa ondan kaçamam.

Yapabileceğim hiçbirşey yok.

Bunun için hazırlık da yapamam. Kendimi bunda "daha iyi" yapacak bir kitap da yok. Hafıza kartları hazırlayıp, ezberleyip sonra da "A" alabileceğim bir durum değil. Geçen seferki gibi mi olacak merak ediyorum. Gerçi şimdiye kadar hiçbirşey geçen seferki gibi olmadı. Bir sezaryenlemi bitirmek zorunda kalıcam, daha kolay olucak mı herşey, normal doğurabilicek miyim, epizyotomi gerekecek mi? Ya bana ya da bebeğe birşey olursa.

Tüm bunları merak ediyorum.

Fakat tüm bu meraklar stres dolu değil. Obsesif değilim. Sadece beynimde uçuşan düşünceleri izliyorum. Onlara bir bağlılığım yok. Sadece bir anlığına aklımın bunları merak etmesine izin veriyorum, düşünceyi tanıyorum sonra bir sonrakine geçiyorum.

Yeni düşünce şeklime göre kötü düşünce yok - sadece düşünce var. Düşünceler kendi içinde ve dışında güçlü değiller. Hedef düşünceleri görmezden gelmemek. Hedef onları net olarak tanıyıp, yoluna devam edebilmek. Bu düşüncelere bir bağımlılık oluşturmuyorum.

Bir durum üstünde hiç kontrolünüz olmadığında (ve kaç tane durumu gerçekten kontrol ediyoruz?), herhangi bir sonuç hakkında galeyana gelmek biraz faydasız. Yaşa. Yapabileceğinin en iyisini yap. Anda kal. Geleceği kontrol edemiyorsun. Veya geçmişi değiştiremiyorsun.

Hamilelik bunun en net örneğidir. Hayatın diğer olayları ve stresleri üzerinde bocalayıp savaşabilirsin. Hayattaki bir çok şeyin kontrolünün sende olmadığına inanmayı reddedebilirsin - Olabilecek veya olmayabilecek bazı hayali sonuçlar için kendine savaşmak ve bocalamak için izin verebilirsin. Fakat hamilelikte bu bir paket anlaşmadır. Hiç birşey kontrolünde değildir. Vücudun kendi yolundadır. Gebelik süreci kendi zamanında olur, kendi şeklinde olur ve söyleyip yapabileceğiniz hiç birşey yoktur.

Olmasını engelleyemezsiniz.

Gerçekliktir.

Bugün araba kullanırken - Dans edilebilecek bir şarkı çalıyordu - Birden düşündüm ki : "Aman allahım, bir kızım daha olacak. 2 tane çocuğum olacak. İki çocuğu hayal edemiyorum. Bir kızı daha hayal edemiyorum. O insanı hayal edemiyorum. Kim o kız? Ben kim olacağım? 2 çocuk annesi mi?

2 taneye nasıl annelik yaparsınız?

2 taneyi nasıl yönetiyorsunuz?

Sevginizi 2'ye nasıl bölersiniz? Veya 2 ile mi çarpılıyor? İkinci düşünceden şüpheleniyorum. Fakat tüm hepsi, tüm bu annelik, birden çok çocukluluk, bu hayat, bu doğum hepsi uzak ve anlaması zor görünüyor.

Fakat aklımın merak etmesine izin veriyorum. Buna takmıyorum. Heyecanlanmıyorum ve stres olmuyorum. İnsanlar çoğunlukla bana soruyor, "Heyecanlanıyormusun?" ve sanırım çoğunlukla "evet" diye cevap veriyorum veya bu bebeğin içimden çıkması için hazırım gibi birşeyler mırıldanıyorum... ama "heyecan" hissi gerçekte yok. Heyecanlı veya korkuyor değilim.

Sadece burdayım.

Şu anda:

Kemiklerimin ayrıldığını hissediyorum. Bedenimin yavaş yavaş açıldığını hissediyorum. Hazırlandığımı hissediyorum.. ama hazır değilim. Bu belki de kontroldür işte. Hepimizin hazırlandığının farkına varmak, ama asla hazır olmadığımızın. Bu bir varış noktası değil, bir yolculuk.

Varış noktası olmayan bir yolculuk mu?

İşte doğum ve ölüm orada. İkisini de kontrol edemezsiniz, ve eğer yeterince uzun yaşarsanız aralığını da kontrol edemediğinizi anlarsınız.

Ve bunu yazarken tüm bunlar beni güldürüyor.

Bu yabancı içerden beni iteklerken gülüyorum. Tüm merak ve gizemine gülüyorum. Akışa kendimi bıraktım, kendi yaşamıma gülüyorum.

11 Ağustos 2010 Çarşamba

Şeker Saçmalığı

Kızgınım ve bu konuda ağzımı açmak üzereyim..
Dün kızımı birşeyler almak için bir avm'ye götürdüm, kızım boyca %65'de, kiloda %25'te. Her sezon ona birşeyler almak için çıkarım ve dün bunu yapmak için alışverişe çıktım. Kızımın yaşı için denediğimiz hemen herşey ona büyük geliyor. Kızımın normal bir kilosu var. Gerçekten fazla kilosu olmayan sağlıklı bir çocuk. Peki neden herşey ona büyük geliyor. Analizim şu ki çocuklar gittikçe daha kilolu ve büyük oluyorlar ama kimse buna dikkat etmek istemiyor ve "bu çocuklar büyük yeme alışkanlıklarına bir bakmamız lazım, neden acaba çocukluk obezitesi bir problem olmaya başladı" diyeceklerine, problemi görmezden gelip kıyafetlerin numaralarını büyütüyorlar. Kuzenim 12 yaşındaki kızına biraz iri deyip 16 yaş çocuğu kıyafeti almaktan çekinmiyor da bu çocuğun geleceği ne olacak diye düşünmüyor. EkoAnne'de yazdığım şu yazıya bir göz gezdirin lütfen. İnsanlar çocuk neslinin gittikçe şişmanladığının farkına varmıyor. "Hayır, benim çocuğum şişman değil, bak ona göre kıyafet var. Al tatlım birşey yemedin bir big mac daha ye". Kör müsünüz? Sadece ben mi görüyorum. 18 aylık için satılan bir pantolonun belini ölçtüm ve 4 1/2 yaş çocuğunun bel ölçülerinde çıktı. Normal bel ölçülerine de doktorun verdiği internet üzerinden rehberden baktım. Ne çılgınca değil mi!!! Anne babaların çocuklarının ne kadar büyüdüğünü ve mesela 18 aylık çocuklarının 4 yaş kıyafeti giydiklerini farketmelerini ve bunun sonucunda onları o kadar büyüten onca o gıda benzeri işlenmiş gıdalarla beslemeyi bırakmalarını umuyorum. İnsanların bu salgının üstünü kapatmaktan mutlu olması ve hiç yokmuş gibi davranması çok çıldırtıcı. Dünya, çocuklarımızı yavaş yavaş şişmanlatıyoruz! Uyanın ve birşeyler yapın. Kamuflaj ve yara bantlarının arkasına saklanmayı bırakın!!!

Ben kendi adıma genişleyen çocuk için bedenleri değiştirmek yerine, bedenler ve ölçümler üzerine düşünüp çocuğumuz için hangi gıdayı alacağımızı düşünmeliyiz diyorum. Yani şimdi ben hala 18 aylık kıyafetleri giyen kızım için hiç endişelenmiyorum ve ona zamanı gelinceye kadar etiketinde daha küçük ayların yazıları olan kıyafetleri almaya devam edeceğim.

Annem dahil etrafımda Ela'nın şeker yemesi ile ilgili hassasiyetimi duyanlar hep bana çok saçma birşey yaptığımı söylüyor. Beni katı anne olmakla suçluyor. Aynı zamanda kızıma yemek konusunda zorlamıyorum diye de çok ilgili olmadığımı düşündüklerine eminim. Oysa (şekerle ilgili) bir milyon kişinin söylüyor olması onun doğru olduğunu göstermez. Ben yaptığımın doğru ve kızım için iyi birşey olduğunu biliyorum. Rafineri şeker vücudun ihtiyacı olmayan birşey. Üstelik bağışıklık sistemini ciddi derecede çökertiyor. Zaten yeni karşılaştıkları hastalıklarla boğuşmakta zorlanan küçük bedenler bir de sözde enerji versin diye şekerli gıdalarla beslenerek daha da zorlanıyor. Üstelik çocukluk obezitesi ne kadar artmış durumda. Ben 2 yaşına gelen kızımı dondurma ile daha yeni tanıştırdım. Diğer şekerli gıdaları da (doğal şeker dışında, bel ve pekmez gibi) vermiyorum hele de market raflarındaki çikolataların yanına bile yaklaştırmıyorum. Tadını bilmez. Bugün marketlerdeki şekerli gıdaların hemen hepsinde GDO'lu olduğunu gösteren soy lesitini var. Siz de çocuğunuzun eline birşey verirken arkasını okusanız belki benim kadar tüyleriniz diken diken olur. "Nasılsa tanışacak" diyenleri hiç anlamıyorum. Nasılsa tanışacaksa şimdi mi tanışması lazım. Tüm ağız tadının yeme alışkanığının oturduğu ilk 3 sene bu bedeni ne kadar koruyabilsek kardır. Bir çikolatadan enerjisini alan çocuk sebzesiniz düzgün yer mi.. İşte beni eleştirenleri de şimdi ben eleştiriyorum. Bana karışmayın, bence siz de çocuğunuzun ne kadar yediği ile değil ne yediği ile ilgilenin..

10 Ağustos 2010 Salı

8 Aylık Çok Hamileyim

Bu sene ben de dünya da zor bir yaz geçiriyor gibi görünüyor. 130 yıldır görülmeyen sıcaklar benim hamileliğimin en zor ayına denk gelmesi beni çok yıpratıyor. Daha 15 gün kadar daha süreceği söyleniyor. Sürekli yurtdışı hava tahminlerine de bakıyorum gerçekten bir serinleme henüz ufukda görülmüyor. Bunlar daha sonraki senelerde de görülecek eminim. Öyle bir senenin işi değil. Etrafınıza bir bakın. Rusya'da yangınlar, Pakistan'da, Çin'de seller, Kanada çok ciddi bir buzdağı tehdidi altında. Ülkeler daha farkında değil, insanlar bireysel olarak nasıl farkına varacak bilmiyorum. Bazen bu dünyaya 2 tane çocuk dünya getiriyor olmamız konusunda çok endişeleniyorum ama yapacak birşey yok. Yaşayıp görüceğiz, elimizden geleni yapacağız. Pakistan'da dün selde yürüyen küçücük çocukları görünce nasıl içim acıdı anlatamam. Ben mi çok fazla duyarlıyım yoksa insanlar mı boşvermiş bilmiyorum. Ama kimsenin hala bu konulara ilgi duymaması ve kendilerinin yapabileceklerini yapmamasına çok şaşırıyorum. Herneyse bugün biraz karamsar bir günümdeyim sanırım. Oysa hamileliğim hakkında yazacaktım değil mi.

Beklenen doğum tarihine 6 hafta kaldı. Sıcaklar dışında gerçekten fiziksel bir rahatsızlık yaşamıyorum aslında. Ela'nınkine göre çok rahat bir hamilelik geçiriyorum diyebilirim. Tüm hamilelik sıkıntılarının kilo almayla alakalı olduğuna karar verdim sanırım. Hala yatakda dümdüz yatabiliyorum, her işimi kendim yapıyorum. Üstelik Ela'nın da işlerini yapıyorum. Şu an itibariyle hala 5 kg aldım. Bebeğin hareketleri çok güzel, dışardan bile seyrediliyor, ve her dokunduğumuzda bize cevap veriyor. Hala bu ayı nasıl geçireceğimi kara kara düşünüyorum ama bir yandan da doğum yaklaşıyor ve biraz korkmuyor değilim. Ama çok da umrumda değil, yeni bebeğimle tanışmak için hem sabırsızım hem de acele etsin istemiyorum..

İşte böyle şu sıra gel gitlerdeyim. Daha güzel, serin ve rahat günler geçiririz umarım.

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Balkon Bahçemiz

Mayıs ayında ilk çalışmalarına başladığımız fidelerimiz çeşitli yerlerde meyvelerini vermeye başladı. Bir kısım domates salatalık cocanın iş yerindeki bahçede büyürken bir kısım da balkonumuzda yeşermeye başladı. İşte ilk ürünleriyle domates ve salatalıklarımız. Şimdi bu işi ilerletmek kendi yiyeceklerimizden bir kısmını yetiştirmek çok istiyoruz.

Bakalım zamanla belki daha da ileri gidebiliriz. Çünkü bu iş sadece zevkli değil aynı zamanda şu zamanda daha sağlıklı. Umuyorum güzel bir bahçemiz olur da daha çok ürün çıkartabiliriz.

Üstte domateslerimiz, altta salatalığımız.

5 Ağustos 2010 Perşembe

Flaş.. Flaş.. Ela Bezi Bıraktı !!!


Aslında 1 ay önce Antalya'da girişimde bulunmuştuk. Ama sanırım benim hamile halim, annemin kollarının rahatsızlığı ve Ela'nın sendromik halleri yüzünden frekansı tutturamamıştık. Ela da bizi çok fena oynatmıştı. Bu durumu çok kullandı. Dışarı çıkarken bezi çıkarmaya ve uğraşmaya da cesaret edemedik sanırım. Öyle böyle onun da kafası karıştı ve biz başarılı olamadık.

Ankara'ya gelip evimize yerleşince, Ela'nın da düzeni tekrar rayına oturdu. Yine daha sakin ve uzlaşılır bir durum aldı. Bunun yanında babaannesinin gazı ve halasının bir süre bizimle kalıp bana yardımcı olmasıyla geçen hafta bezi bir anda çıkartıverdik. İlk 3 gün kaka dahil kazalarımız oldu, söylemedi altına yaptı. Gece kesinlikle yaptı. 4. günden itibaren gündüz kazamız olmadı bile. Artık çişi gelince söylüyor, kakasını tutuyordu. Son 3 gündür kakasını da söylüyor ve gidip yapıyor. Dışarı çıktığımızda arabada isek tutuyor. AVM türü bir yerdeysek ben zaten kendim gidince onu da götürüyorum, yapıyor. En güzeli bugün 8. günümüz; 5 gece kaçırdıktan sonra son 3 gecedir gece de kuru kalkıyor. Ben sabaha doğru bir kere tuvalete götürüyorum, sonra sabaha kadar yine tutuyor. Çişini söylemeyince, kakasını tutunca başta umutsuzlanmıştım ama ona anlattığım "büyük çocuk" olma hikayeleri çok farketti. Artık çişe gittiğinde "ben büyük çocuk oldum" diyip artık gidebileceği yerleri sayıyor. Aradaki farkın bu yerler olduğunu düşünmesi çok işimize yaradı. Ona göre artık o "okula, hayvanat bahçesine, lunaparka, sinemaya, tiyatroya" gidebilir. Ben de sıcakların biraz azalmasını bekliyorum ki onu birkaç yere götüreyim de artık büyük çocuk olmanın ekmeğini yiyebildiğini görsün. Ne diyelim bir geri adımımız olmazsa "25 aylık Büyük çocuk Ela bezi bıraktı".

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Fetus Ece 33 haftalık & Geçen Hafta

33 Haftalık hamileyim. Geçen hafta içinde doktora sıcaklar yüzünden binbir mızmızlıkla gittim. Yaşam enerjimi kaybettim. Kimse bana aşırı sıcaklar geçene kadar dokunmasın. Ela ile salonda klima hapsinde yaşamaya başladık. Hamileliğimin doruklarını aşırı sıcaklarda geçirmek benim kaderimmiş. Çekecek azabım varmış.

Neyse Ece Bebek geçtiğimiz 3 hafta içinde 550 gr alarak 2089 gr olmuş. Ortalamadan bir hafta da ilerde görünen bir bebek. Boyu da ortalamanın biraz üstünde. Bu arada ben geçtiğimiz 3 haftada sadece 300 gr alarak kilo bile vermişim. Kimse bana bundan sonra hamilelikte kilo almak gerekli yalanını uyduramaz. Her neyse hala toplam 4.5 kg almış görünüyorum. Sanırım hayallerimden bile daha iyi bir sonuçla bitireceğim. Ece geçen hafta içinde dışarıdan bile tanık olduğumuz hummalı bir çalışma ile dangır dungur dönerek kafasını aşağıya yerleştirdi. Artık önümüzdeki 7 hafta doğum için hazırlanacak, akciğerleri işlevini tamamlayacak ve o da kilo alacak. Umuyoruz ki en az 4 hafta daha içerde rahatını sürdürsün ondan sonra ne zaman isterse gelsin.

Bu aşırı sıcaklar başlamadan önce bir gün kendimizi Eymir'de bulduk. Orda sudan kafasını çıkarmış bir yılan çektim. Ela da bayıldı yılana, bekleyip durdu kafasını çıkarmasını. Bu fotoğraf ordan.

Başka bir gün de kendimizi ördeklerin de bulunduğu bir bahçede bulduk. Ela'nın ördekle oynadığı köşe kapmacayı görüntülemeye çalıştım. Böyle park bahçe gezerken cuma itibariyle sıcaklar yüzünden kaçırma noktasına geldim. Zamanımı nasıl geçireceğimi resmen bilemez oldum. Üstüne Ela'da Pazar akşamı başlayan yüksek ateşle uğraştık. Neyseki yüksek ateşiyle korkutmasına rağmen çok çabuk geçirdi.

Eve yerleştik sayılır. İçimdeki organize olma güdüsüne rağmen sıcaklar yüzünden çalışamıyorum. Havaların serinlemesini bekliyorum ki ince detaylarla uğraşayım. Bulunduğumuz bölge tamamen yeni yerleşim olduğundan bir de Telekom'dan kazık yedik, henüz şebekeleri yokmuş ve telefon bağlayamıyorlar. Bu ne demek 2 ay daha düzgün internetim olmayacak demek. Zaten dünyanın en pahalı internet hattını satıyorlar bir de düzgün yapılanma yok bu ne kardeşim yüzlerce apartman ve villa yapılmış bir bölgede neden hala altyapın yok. ASKi'den sonra Telekom'da hamile bedduası yedi benden. Kara kitabımın 2. sırasına yazıyorum. Bizde günler böyle geçiyor, şu sıcaklar bitse çok mutlu bir insan olacağım.


2 Ağustos 2010 Pazartesi

2 Yaş Uyku Bahaneleri

Konu yatağa gitmeye gelince Ela tüm kartlarını oynamaya başlıyor. Kitaptaki her bahaneyi kullandığını düşündüğüm bir anda, tamamen dünya dışından bir taneyle gelip aklımı alıyor. Geçen akşam dedim ki, "biliyormusun, yataktan kaçma teknikleri ile ilgili bir kitap yazabilirsin, ve diğer çocuklara satıp dünya kadar para kazanırsın". Ela dedi ki, "gemi alabilir miyim?". Aman allahım ben bu cümleyi kurarken bu kadar çok anlayacağını düşünmemiştim. Hergün şok oluyorum. Sonra bu konuyla ilgili çok uzun konuştuğumu farkettim. Bu onun kaçma tekniklerini artıracak çünkü bu çocuk benim düşündüğümden daha çok şey biliyor ve plan yapıyor. Neden hala küçümsüyorum ki.

İşte aşağıda yakınlarda kullandığı bazı bahaneler:

Yastığım nerde (bu garip....eminim dolaba sakladığını gördüm ama sana hakkını vermeliyim.. eğer sakladığında hala odada olmsaydım bu bahane işe yarayabilirdi. Tekniklerin hala biraz masumca olsa da sanırım yakında çabaların sonuç vericek....Anne - 1 puan, Ela - 0 puan)

Kakam geldi (hmm, eğer kaka yapman gerektiğini düşünüyorsan, muhtemelen gerek yoktur.. popona söyle gece izin alsın)

Bu ses ne? Ses duyuyoyum. (ölü insanlar mı? Hayır? O zaman yatağa)

Dişlerimi fırçalıycam (Sabah fırçalıyabilirsin.. ayrıca ne zamandan veri diş fırçalamayı takıyorsun? Oh, evet, sen önemli şeyleri yatak vaktinden sonra takarsın. Sanırım yarın akşam da dünya açlığına çözüm getirmen gerektiğini söyleyeceksin.)

Kirpiklerim beni rahatsız ediyor (İstersen onları traş edelim böylece rahatça uyursun)

Neden uyumak zorundayız? (Çünkü bedenin tüm büyümesini o zaman yapıyor)

Sıytıma masaj yap (Daha önce ben sana masaj yaptım... üstüne eğilmekten kırılan benim sırtıma kim masaj yapacak?) Baba sana masaj yapar (ya tabi, bahse girerim yapar, fakat ne yazık ki bu sırtımı daha kötü yapabilir)

Camdaki şeyden koğktum *onuncu kere* (Çok ilginç.. Bugün Caillou'dan mail geldi o da senden korkuyormuş)

Şu ne? ("Aydede, o kızım") Neyde? (Tanrının yanında)

Çok acıyooo (Neren acıyor kızım?) Ummm, hmmmm, ummmm, Buyam..(öylesine biryeri göstererek....Hadi bakiim uykuya)