11 Şubat 2010 Perşembe

Ela İle Diyaloglar

Ela su damacanasının musluk kısmını sökmeye çalışır ama çok zorlanır.
Baba: Kızım, olmuyo mu?
Ela: (üzgün bi ifade ile) Omuyo :(

Ela koşarken düşer.
Baba: Kızım dikkatli koşmazsan düşersin gördün mü?
Ela: Göğdüm

Ela koşarken düşer.
Baba : Noldu kızım?
Ela: Düştüüm.

Ela ile babası zıplama oyunu oynuyor. Babası iki elinden tutup hoop diye zıplatıyor. Zıplamadan önce soruyor.
Baba: Hazır mısıııın?
Ela: Haziiiim

Babası, koltuğa uzanmış keyif yapıyor. Ela geliyor. Oyun oynamak istiyor diye düsünüyoruz.
Ela: kak , kak.
Baba: (kalkıyor bakalım nereye götürecek diye)
Ela: Yerine kurulup yatıyor ve babayla ilgilen miyor :)

Ela, anneannesini evindeki anahtarı sakladığından şüpheleniyoruz. Soruyoruz o, bu, şu diye söyleniyor. En son soruyorum.
Ben: Kızım anahtarı sen aldın mı?
Ela: Aldım
Ben: Naaptın kızım?
Ela : atttım, gitti. (Eliyle de işaret ederek)

Eladan pırt sesi gelir.
Baba: Kızım ne yaptın?
Ela: Kaka
Baba: Kaka mı? Pırt mı?
Ela: bIğt

Ela internette at resimleri bakmak ister.
Baba: Kızım at mı eşşek mi?
Ela: Eşşek
Baba: Eşşek mi Kurbağa mi?
Ela: Burbaa
Baba: Burbaa mı mia mı?
Ela: mia
Baba: mia mı haf mı?
Ela: haf
Baba: De get ya
Ela: haf

Yeni montu Elaya çok büyüktür. Montu giyer ama montun kolları uzun olduğu için elleri içeride kalır.
Baba: Kızım nerde ellerin?
Ela: Gok (Yok)

Babası Ela'yı çok sıkı sarılarak tutar. Bir iki mızıldanır.. Sonra baya bağırmaya başlar.
Baba: Kızım nooldu?
Ela: cıkıştım.

Ela yatacaktır.
Ela: muşu muşu
Ben : Ne muşusu anlatiim kızım?
Ela : Atlan..
Ben : Bir gün ormanda bir aslan va..
Ela : Giyik
Ben : Aslanla geyik karşılaşmışlar. Sonr...
Ela : Muşu.. eşek..
Ben : Hah bak eşşek de onlara demiş ki..
Ela: Burbaa..
Ben: Allahım..

10 Şubat 2010 Çarşamba

Ela Tam Gaz, 19 aylık

Ela Naz insanı artık 19 aylık bir manyak. Kendisini tutabilene aşkolsun. Son zamanlardaki huyları öncelikle kesinlikle uykuya dalmamak üzerine kurulu. Yatağa gitmemek için ürettiği bahaneler şu dönemde bini aştı. Yattıktan sonra da elindeki kozları tek tek kullanıyor. Önce tıkabasa dolu olsa da "acıktım" diyor. "Hayır" diyorum "aç olamazsın, al şu suyu iç, hemen uykuya". Sonra kaka kartını deniyor. O da yemeyince, "aydede" diyor. Aydedeli, duvara çeşitli resimler yansıtan bir dijital dönencesi var. Onu açıyoruz, yatıyor ama yatarken bin kere kalkıp tekrar yatıyor. Arada da kaçmaya çalışıyor. Etrafı engellerle çevrili olmayan bir yatağı olduğu için de bazen başarılı oluyor.. Sonra başlıyor "muşu" demeye. Muşu, Ela'ca masal demek. Tabii öyle istediğin muşuyu da anlatamazsın hanımımız konu veriyor her seferinde. Mesela "at, eşşek" diyor. İçinde at ve eşşek olan muşu anlatıcaz. Duruma göre ya babası ya ben başlıyoruz uydurmaya.. Uydurmamak mümkün değil, biz de duruma göre bilindik masalların içine Ela'nın istediği karakterleri koyup anlatıyoruz. Örnek veriyorum, "Pamuk Prenses, aslan ve yedi cüceler", "Geyik ve Uyuyan Güzel", Ela'nın karakterlerinden oluşan "Bremen Mızıkacıları", "Kırmızı Başlıklı Kız ve Kurbağası" gibi.. Ela hanım bu muşuların biryerinde sonunda uyuyakalıyor. Ve uyuyunca eskisi gibi güzel uyuyor öyle arada uyanmıyor ama akşamları yatağa gitmesi artık çok zor.

Durup dururken de ilgi çekmek için çok manipüle ediyor bizi. Kaka en çok kullandığı, kaçırmak istemiyoruz ya sinyalleri bunu biliyor. Yüzünü de buruşturarak "Kaka, kaka" diyor. "Yapıcak mısın?" diyorum götürüyorum.. Oturup klozetle, onla bunla oynamaya saçmalamaya başlıyor. Yani anlıyacağınız Ela ile hayat çok renkli ama çok dikkatli olmamız gerekiyor.

Son günlerde konuşması yine katlanarak arttı diyebilirim. Artık her sorumuza cevap veriyor. Bu aylık çocukların 15 kelime bilmesi bile yeterli imiş. Ben unutmayalım diye aklıma gelenleri aşağıya yazdım. Bundan daha çok kelimesi var, 3 kelime kullanarak da cümle kuruyor ama en azından unutmadıklarımı yazayım dedim. Şimdilik 84 kelime sayabildim, bundan sonra da kaydedip elimde bir arşiv olsun diye düşünüyorum..

anne , baba, dede, hala, anane, babaye:babanne (6)

döktüm, çıktım, öptüm, acıktım, gel, git, otuğ:otur, düştüm, kak:kalk, olmas, evet, hayığ, bu (su),
doydum, muşu (masal), al, hopla, anladım, ağkdaş (arkadaş), baş, omus, akka (ayak), el, bebi:bebek, meme, ağba (araba), acıyo, üşüdü, koğktum (korktum), bes(bez), bak, yemem, ali (alo), neydesin, yetey:yeter, açı:aç, papat:kapat, yat, uyu, anlaştık, aydede, ses, ebpe:ekmek, bitti, geğdik:geldik, ışık, kaşık, göğdüm:gördüm, kaaganadam:kardanadam, gok:yok (48)

mamaka: makarna, mandika: mandalina, elma, mus (4)

biy, iki, uç, doğt, bes, altıı, yedi (7)

atlan (aslan), giyik (geyik), eşek, at, ayi, maymu (maymun), kuğu, kuş, miyav, haf, kuğbaa, kavşan, kağga (karga), baykuş, öğdek, ağı (arı), fil, papayn (18)

9 Şubat 2010 Salı

30-34 yaş Oyun Grubu : Karlar Diyarı

GreenPark
Hafta sonumuzu çocuksuz olarak çocuklar gibi eğlenerek geçirdik. Ela'yı anneannesine emanet edip Ö. ve P. çifti ile birlikte Cumartesi kendimizi yollara vurduk. İlk durak Bolu otobanı üstündeki GreenPark'dı. Elimize çay ve sahleplerimizi alarak yürüyüş yoluna vurduk kendimizi. Çok şanşlıydık hava çok güzeldi. Güzel derken mis gibi güneş vardı ama tabi çok soğuktu. Küçük donmuş gölet, yürüyüş yolu, kartopu atmalar, birbirimizin kilotlu çorabı, naylon pantolonu ve dil sürçmeleri ile alay ede ede güzel bir yürüyüş yaptık. Daha asıl gideceğimiz yere varmadan baya bir yorulmuştuk.

Abant
Tekrar yola çıkıp, Bolu'daki otelimize eşyalarımızı bırakarak bu sefer Abant'a doğru yöneldik. Abant yolu üstünde artık açlığımız tavan yapınca yol kenarındaki restaurant'lardan birine attık kendimizi. Şu sıra yediğim hiçbirşeyden tat alamadığım için ballandırarak yazamıyorum, karnımı doyurdum işte. Orda ki minik teleferik gibi salıncakla aşağı kayıp eğlence dozajını artırdıktan sonra artık bu sefer Abant Gölü'ne vardık. Göl donmuştu ve manzara çok güzeldi. Yolun kenarında tamamen siyah olmuş bir çaydanlığın hala yakılmasının fotoğrafını çekemeden duramadım.
Abant daha da soğuktu. Yürüyüş yolundan pedometreme göre 2 km yürüyerek vardığımız çay içme molasına kadar ayaklarım donmuştu. Neden kayak pantolonlarımızı giymediğimizi sürekli birbirimize sorduk durduk. Yolda 2 kere kalan arabaları ittik, 80 kere durup fotoğraf çektik haliyle ben durduğumuzda oldukça üşümüştüm.

Burda birer çay içtikten sonra arabamıza geri döndük ve kendimizi akşamı geçireceğimiz otelimize attık. Koru Otel çok güzel bir konuma sahip. Ve futbol takımlarının antrenman için geldiği, toplantıların yapıldığı bir otel. Odalar aşırı sıcak, yemekleri güzel ama akşam yemeğindeki canlı müzik çok yorulan bize fazla geldi.

Akşamımızı yemek yiyerek, çay ve sohbetle; erkekler havuza girerek, biz de lobide rahatımıza bakarak geçirdik. Sonunda dayanamayıp yatağa gittiğimde ne zaman uykuya geçtiğimi hatırlamıyorum.
Koru Otel
Sabah otelin yürüyüş parkurunda 2 saat geçirdik. Karlara yattık, amuda kalktık, birbirimizi ittik kaktık. Ve baya bir yürüdük. Daha öğlen olmadan ben baya bir yorulmuştum. Odalarda biraz dinlendikten sonra tekrar yola attık kendimizi.

Gölcük:
Bu soğukta karda kışda nasıl tırmandık 16 km Gölcük'e bilmiyorum. Ama orda fırtına vardı. Zaten koca gölde de bizden başka 4-5 grup vardı. Fakat manzara harikaydı. Göl donmuş, heryer karlı çok güzeldi. Gölcük'den çıktığımızda ben son enerjimi orda bırakmış bu geziyi düşmeden tamamlamış olmanın verdiği hazla arabada hemen uyuyakalmışım.. Biz bu hafta sonu 4 yetişkin çocuk çocuklar gibi eğlendik. Herkesin çocuksuz vakitlere ihtiyacı var, insan kendi eğlencesini hatırlıyor.

8 Şubat 2010 Pazartesi

Bebeklere Fısıldayan :S.L.O.W

Bebeklere Fısıldayan Kadının Sırları kitabında S.L.O.W. 65. sayfada anlatılıyor. S.L.O.W, Hogg tarafından kullanılan ve ebeveynlere bebek ağladığına durup düşünmeleri için yardım eden bir akronimdir.
  • S: Dur (Stop). Unutma, ağlamak bebeğin için iletişim yoludur.
  • L: Dinle (Listen). Ağlamanın nedenini belirle. Bebeğin ne için iletişim kurmaya çalışıyor?
  • O: Gözlemle (Observe). Bebeğin ne yapıyor? Ağlamadan önce ne yapıyordu?
  • W: Ne oluyor? (What's up?) Ne görüp, duyduğunuza dayanarak, değerlendir ve cevapla.

Bu akronimle, bebeğinizin nasıl iletişime geçtiğini daha kolay öğrenebilirsiniz. Anneler için hemen ağlamaya cevap vermemek çok güçtür. Çok uzun bir zamandan bahsetmiyoruz, daha çok doğru olarak cevaplamaktan bahsediyoruz.

Dur (Stop)
Hogg'un durmak için bir yapmasının birçok nedeni vardır:

  • Bebeğiniz iletişim kurmayı öğrenebilir. Eğer şans verilirse, bebek söylediğinin anlaşıldığını öğrenir ve çok küçükten itibaren gerçekten iletişim kurar. Bununla birlikte, çocuğunuz iletişim çabalarını geliştirmek için mücadele edecektir. Ben kızımda bunun doğru olduğunu hergün görüyorum.
  • Bebeğiniz kendini sakinleştirme yeteneklerini geliştirecek. Ela yeni doğmuşken, annem şu dakikadan itibaren birgün gelip benden kopacağını ve kendi ayakları üzerinde duracağını anlamam gerektiğini söylemişti. Buna fiziksel, sosyal, duygusal ve zihinsel olarak da dahil. Bu beni terkedecek ve benimle bir daha konuşmayacak demek değil, fakat benim işim ona kendi ayaklarının üzerinde durmayı öğretmek. Eğer her zaman müdahale ederseniz, ona kendi kendine anlayıp karar vermek için bir şans vermiyorsunuz. Bu çoğu anne baba için gerçekten zor. Çocukları zorlanırken karışmamak için kendilerini zor tutarlar. Ben Ela'nın kendi problem çözme yeteneği gelişsin diye çok mecbur değilsem (eğer ortada güvenliği ile ilgili bir konu yoksa veya kendisi yardım istemiyorsa) karışmıyorum. Baştan bu alışkanlığı kazanırsanız çok iyi olur.
  • Bebeğinizin dilini öğreneceksiniz. Daha önce belirttiğim gibi, önce durmak ve düşünmek bebeğinizin ağlamalarını daha çabuk öğrenmenizi sağlayacaktır.

Dinle
Dinlemeniz için bazı öneriler.

  • Günün hangi vakti olduğunu düşünün. Uyku zamanı mı? Uyku zamanı bitti mi? Oynuyor ve şimdi sıkıldı mı?
  • Durumu düşünün. Bebeğinizin etrafında başka neler oluyor? Bir köpek mi havlıyor? Evde pişenler yüzünden güçlü kokular mı var? Sıcak veya soğuk oldu mu? Etrafındaki aktiviteler yüzünden aşırı uyarılmış olabilir mi?
  • Kendinizi düşünün. Nasıl hissediyorsunuz? Bebeğiniz bazen sizi, sizin kendinizi bildiğinizden daha iyi bilir, duygularınızı direk anlar. "Anne mutlu değilse, kimse mutlu değildir" sözünü duymadınız mı? Çok doğru. Bu anneye herhangi bir durumdan mutlu olmayı öğrenmesi için büyük sorumluluk yükler. Aynı zamanda, bilin ki çocuğunuzun hissetmediği hislerinizi de ona yansıtırsınız.

İşte dinleme yeteneğinize zarar veren bazı şeyler:

  • Kafanızda başka birinin sesi var. Etrafda ne yapmanız gerektiğini söyleyen bir sürü insan vardır. Sizin de iyi bir ebeveyn nasıldır ve nasıl değildirle ilgili kendi gözlemleriniz ve düşünceleriniz vardır.
  • Ağlayan bebeğinize yetişkin duyguları yakıştırırsınız. Hogg diyorki, bebekler üzüntüden, sizi manipüle etmek için veya gününüzü mahvetmek için ağlamazlar. Bebekler, sıkıldığını, acıktığını, yorulduğunu ve rahatsız olduğunu anlatmak için ağlarlar.
  • Kendi motiflerinizi ve problemlerinizi bebeğinize de mal edersiniz. Yalnız olmaktan nefret ederseniz, bebeğiniz de yalnız olduğu için ağlıyor sanarsınız. Karanlıkta gergin oluyorsanız, bebeğinizin de karanlıkdan korktuğunu farzedebilirsiniz. Kendinizi ve kendi korkularınızı bilin ve sonra çocuğunuza bir birey gibi davranmaya çalışın.Kendi duygularınız yerine bebeğinizin ihtiyaçlarının ne olduğunu dinlemeye çalışın.
  • Ağlama sesine karşı düşük toleransınız var. Belki de ağlamanın kötü anneye eşit olduğunu düşündüğünüzdendir.
  • Bebeğinizin ağlamasından utanıyorsunuz. Bu genelde etrafda ziyaretçiler varsa veya halk içinde genel olarak olan şeydir.
  • Zor bir doğum yaptınız. Bebeğinizin deneyimi konusunda kendinizi kötü hissediyorsunuz ve bu yüzden ağlıyor zannediyorsunuz.

Gözlemle
Gözlemlemek için sadece ağlamayı duyup değerlendirmek değil, bebeğinize bakmanız yardımcı olur. Hogg anlamlarıyla birçok vücut dili aksiyonları listeler (sayfa 80). Bu; baş, gözler, ağız, yüz, eller/kollar, gövde, deri ve bacakları da içerir. Her bölümden bir örnek vereceğim.

  • Baş. Objeden başını öbür tarafa çevirir = bebeğin görüntüsünün değişmesine ihtiyacı var (sıkılmıştır)
  • Gözler. Göz kırpmadan bakar, sanki gözleri fırlıycak gibi = aşırı yorulmuş ve aşırı uyarılmış
  • Ağız. Ses olmadan bağırır, sonunda nefes alarak ağlar = gaz veya başka bir ağrısı var
  • Yüz. Yüz buruşturma, hızlı soluk alıp verebilme, gözlerini kırpma, gülümsemeye benzer bir yüz hareketi = gaz veya başka bir ağrısı olabilir, veya kaka yapıyor
  • Eller / Kollar. Koordinesiz şiddetle sallanması, cildini yakalamak = aşırı yorgun veya gazı var
  • Gövde. Arkaya kavis yapar, meme veya şişe arar = açlık.
  • Ten. Tüyler kabarır = üşümek
  • Bacaklar. Güçlü, koordinasyonsuz tekme = yorgun

Ne Oluyor?
Bu bölümde, Hogg ağlamanın nedenini çıkarmak için duyduğunuzla gördüğünüzü birleştirecek yollar listeliyor. Sayfa 86'da başlıyor. Şimdi problem olarak görünen şeye göre davranabilirsiniz. Tablo harika.

Unutmayın, ağlayan bir bebek kötü bir ebeveyn olduğunuzu göstermez. Ağlamaya nasıl cevap vereceğinizi öğrenmek ve bir çözümle yaklaşmak, probleme karşı yapacak hiçbir şeyiniz olmamasından daha iyidir. Bunu yaparak potansiyel kötü alışkanlıklar öğretebilirsiniz. Mesela bebeğinizin canı sıkılıyor ama siz onu besleyerek cevap veriyorsunuz. Bu ona sıkıldığında yemek yemeyi öğretiyor, aç olmasa bile.

5 Şubat 2010 Cuma

1 bana 1 sana..

Küçük çocuğunuz paylaşma konseptini tam olarak kapamıyor değil mi? Çocuğun ego-santrik dünyası için çok alışılmadık değil, fakat iyi bir tutum da değil. Evinizde, "Bu benim" alışkanlığını engellemek için bir yol da gerçek anlamda alıştırma yapmaktır. Alıştırma harika sonuçlar doğurur. "1 bana, 1 sana" sözü herkesin bir parça alabileceğini tatlı şekerinize gösteren somut bir yoldur. Bir sonraki sefer siz ve çocuğunuz peluş hayvanları veya legolarla oynarken bunu bir deneyin. İlk seferinde ona model olun sonra onun yönetmesine bırakın. Bu çalışma bölüşmenin yanında paylaşmak için de temel kurar. Yavaş yavaş çocuğunuz için daha önemli objelere geçiş yapabilirsiniz. Ben kızımın kurbagası ve kedisine oynamayı düşünüyorum.

2 Şubat 2010 Salı

Haftasonu Eğlenceleri

Resimler: (soldan sağa)
1. Munise salınıyor.
2. Ela, Demir'in işine burnunu sokuyor.
3. Çocukların fotoğraf tablosu
4. Sanatkar Ela çok meşgul

Çok hareketli bir hafta sonu geçirdik. Önce Munise'nin doğum günü vardı. Munise'liğinden hiç birşey kaybetmeyen Selin hanım, artık 2 yaşında bir prenses olmuş. Munise Ela'dan daha çok benle anlaşıyor ama uzun süre sarıldık, el ele dolaştık. Yaşlarımız yakın tabi. Çiğdem doğum gününe gelen çocukların fotoğraflarından oluşan bir tablo yapmış. O kadar tatlı olmuş ki, eline sağlık valla.
Resimler: (soldan sağa)
1. Ela, vahşi batıda
2. Eski dostlar sohbette
3. Plaj güzeli pozcu Zeynep

4. Ela ve Ege piknikte

Çiğdem'in yemekleri her zamanki gibi harikaydı. Komşuluğumuzdan daha fazla faydalanmalıyım sanırım. Uzun zamandır görmediğim Zeynep ve Mira çok büyümüşler. Onlar da 2 yaşına girmek üzere birer fıstık tabii.. Hele Zeynep bizi karşısına dikti ve bir güzel magazin pozları verdi. Ben plaj güzeli pozunu yakalamışım.Resimler: (soldan sağa)
1. Zeynep, Munise'ye hediye vericek inşallah.
2. Ela ve Demir, naaptıkları belli değil.
3. Kızlar çetesini tutmak ne mümkün
4. Ela, Selin'in yatağına da tırmandı çok şükür, içimizde kalırdı.

Umur ve tatlı kızı Ada ile de sonunda tanıştık. Hala bekliyorum onları kahvaltıya. Tatlı Demir ve Ayça da ordaydı. Bir ara Ela Demir'i gözüne kestirmiş olucak ki elinden tutup içeri götürmeye çalıştı ama Demir paçayı kurtarmış:) Arda ve Burcu ile de birbirimize 10 saniye cee dedik, ve onlar gitti. Hediyelerin verilme kaosundan sonra Ela'nın uykusu geldiği için arıza çıkarmasın diye bu tatlı ortamdan biraz erken ayrıldık. Çiğdem'e tekrar teşekkür ediyorum.

Resimler: (soldan sağa)
1. Apaçi ruhlu Ela.
2. Duru: ya kardeşim nedir senden çektiğim, bi sanatımı icra ettirmedin.
3. Ellerinin hamuruyla bizim bebeler
4. Beren: ben prensesim ama nasıl dokanacam hamurlara, anneee, bana hamurdan bir gaga yap ver.

Bir başka grupla haftasonumuzu kudurma yönünden en yüksek kademeye eriştirdik. Daha önce hiç biraraya gelmemiş bir 5'li vardı bu sefer bizim evde. Beren (19 aylık) &İlkiz , Yeşim& Mert (16 aylık), Güliz ve Doruk (24 aylık), Bige ve Duru(18 aylık) ve Ela (18 aylık) bir grupla bu sefer bebeklerin yaş ortalamaları daha düşük, çok eğlendik. Boya kalemleri ile önce kağıtların dışında heryeri boyayan grup sonra kısa bir süre hamurlara daldı.. Hamurlar o kadar ilgilerini çekmedi. Un daha çok eğlendiriyordu. Tabii ne kadar kirlenirsek o kadar iyi..


Resimler: (soldan sağa)
1. Çadır benim oyunu.
2. İlkiz çok komik, acaip güldürüyo bizi.
3. Kurbağa dansları
4. Güliz'le entellektüel bölüm

Daha sonra Bige önderliğinde bir çadır içi boğuşması yaşadılar. O da yetmedi sandalyelerin üstüne battaniye örterek tünel yaptık, bir de tünel boğuşması yaşadık. Sonra bu kadar azmak yeter miii.. Biraz da dans.. Herkes yeni öğrendiği figürlerini gösterdi.

Resimler: (soldan sağa)
1. Doruk'un pastası
2. Mert ayakta uyuyo.

3. Biraz da koltuklarda zıplayalım
4. İlkiz'le okuma bölümü

Biraraya gelmemizden istifade ederek Doruk'un geçmiş doğum gününü de aramızda kutladık. Doruk da kocaman bir 2 oldu artık. Annesine sabırlar. Bu kısımdan sonra da koltuklardan kaymaca ve koltuklarda zıplamaca kısmında artık çocuklar kendilerinden geçtiler. Tutabilene aşkolsun. Günü çok yorgun ama çok keyifli bitirdik. Nice eğlencelere.
Resimler: (soldan sağa)
1. Son demler
2. Ben sahne insanıyım.
3. Berenle başbaşa
4. Apaçiyim ben.

1 Şubat 2010 Pazartesi

İleti Laneti


Şimdi eminim bu konuda yalnız değilimdir. Lütfen söyleyin bana aranızda bazılarının da böyle arkadaşları veya aileden insanlar vardır. Ki bunlar eğer gelen maili 15 dakika içinde bilmemkaç kişiye daha göndermesse aşağıdaki listede olanların başına geleceklerine inanıyor.
  1. Kendisi veya ailedeki birinin öleceğine..
  2. 20 yıl boyunca kötü şansın yakalarını bırakmayacağına ve sonunda ölmüş olmayı dileyeceklerine.
  3. Tanrı'nın, artık ona inanmıyorlar diye duygularının incineceğine ve eninde sonunda cehenemmin dibini boylayacaklarına.
  4. Kayın ailelelerinin yanlarına taşınacağına ve sonunda yine ölmeyi isteyeceklerine.
  5. Vücutlarındaki herkesin bildiği bazı organların %73 oranında küçüleceklerine.
  6. Mars'dan uzaylıların gelip uykularında onlara kötü şeyler yapacaklarına.

Ne demek istediğimi görüyor olmuş olmanız gerek. Çok çok saçma! Bu tip mailleri almaya devam ediyorum. Genelde de "Napiim dayanamadım. Ya olursa. Çok özür dilerim" gibi başlıklarla. Şu hayatta birkere bu mailleri başkasına göndermedim. Yukarda bahsettiğim hiçbirşey başıma gelmemiş gibi hayatta nerdeyse ne istediysem oldu valla. Bir arkadaşımdan durmaksızın bu maillerden alırdım ve ona sonunda "yeter" dedim ve onu şimdi hatırlayamadığım bir çeşit vücutsal hasarla tehdit etmiş olabilirim.

Bugünlerde yine, "eğer bu maili ahiret kadar insana iletirseniz bilmem ne kadar zengin olursunuz" gibi bazı forward mailleri alıyorum. İlginç olan bu mailleri aldığım insanlar buna inanmıyormuş gibi görünen arkadaşlarım, yani sanırım gerçek şu ki bu maili başkalarına da göndererek sihirli bir şekilde para kazanacaklarına inanıyorlar. Meali de şöyle : "Bu maili 10 kişiye iletirseniz yarın bu saatlere kadar aşağınızdan 100 dolarlar yapmaya başlayacaksınız." Ayıp mı oldu. Bence olmadı. Yoksa nerden gelicek ki o para. Herneyse eğer bu birinize olursa beni de ekleyin tabii.. Kızımın yeni ayakkabılara, benim ankastre ocak ve davlumbaza, eşimin milyonlarca dolara ihtiyacı var. Ama olan görülmüş mü acaba.

Bana ileti mailleri gönderen arkadaşlarım gönül rahatlığı ile bu yazıyı üzerlerine alabilirler. Daha nasıl söyleyebilirim bilemiyorum:) Şöyle söyleyim 10 yıl boyunca lanetimle sarsılacaklar.