28 Kasım 2009 Cumartesi

Burhan'ın Çiko'sunun Kızarkadaşı

27 Kasım 2009 Cuma

Montessori'nin Duyarlılık Dönemleri

Aşağıdaki yazı Montessori'nin yazdığı kurallar çerçevesinde "duyarlılık dönemleri"'ni anlatıyor. Çocukların büyürken geçtikleri dönemleri bilmek ve çocukları öğrenmek için okumanızı öneririm. Montessori kitaplarından çevirdiğim bir yazı oldu. Çok faydalı olacağına inanıyorum..

Sıralı Bir Büyüme
Emici bir akılla doğarak küçük çocuk, o anki çevresinde olan biten şeylerin çoğunu zihniyle emer. Ama çocuğun aklı olduğunu söylemek bir bebeğin nasıl bunu kullanarak tüm insan karakteristiklerini geliştirdiğini anlatmak için yetersizdir. Açıkça çocuk, emici aklın aldığı herşeyi bir video veya ses kayıt eder gibi kaydedip oluşturmaz. Emici aklın nasıl kültürün süregelen etkilerini kendine o kültürde yer açacak bir bilgiye dönüştürdüğünü sormamız gerekir.

Montessori'nin cevabı şöyle idi: Çocuğun emici aklı gerçekten etkileri toplar fakat aynı zamanda bunları işler, kategorize eder ve filtreleyerek tercüme eder, sonra da entellektüel yapının içine oturtur. Aynı zamanda bu yapının statik olmadığını fakat çocuk büyüdükçe değişip, açıldığını da söylemiştir. Her çocuğun entellektüel gelişimini farklı yapan şey, bu yapının her açıldığı fazda emici aklın maruz kaldığı değişik deneyimleridir.

Yani emici aklın ilk fazı bilinçsiz olsa da, yönetilmemiş değildir. (Emici aklın fazları için "Absorbent Mind" yazısına bakabilirsiniz.) 3 yaş civarında başlayan, 2. fazla birlikte yapının gelişimsel işi çocuğa belli deneyimlerde ilgiyi bilinçli olarak göstermesi için yeterli zihin melekelerini yeterince geliştirmesidir. Yani 3 yaştan 6 yaşa kadar, çocuk çevreden gelen ve 0'dan 3 yaşa kadar yaratılan temel yetenekleri arıtmak ve birleştirmek için ihtiyacı olan uyaranların tipleri için ayrı tercihler hisseder ve gösterir.

Bu basit bir benzerlik kullanımı ile izah edilebilir. Ev inşaasını düşünün. Ev yapmak için gerekli materyalleri biraraya toplamanız yetmez. Elinizde sadece tuğla, ahşap, metal ve cam yığını olur. Bir ev yapmak için 3 şeye ihtiyaç vardır. Önce, bitmiş evin ayrıntılı bir yapısal projesi, ikinci olarak bir yapı programı ki bize önce temel atılır desin, sonra iskelet, sonra su tesisatı, dış duvarlar, elektrik işi ve böyle gider; ve son olarak da yeterli emek ve ev için gerekli materyaller. Fakat evi yaparken yapanların artık projeye ve programa ihtiyaç duymadıkları bir zaman gelir. Evin kendisi belirgin bir şekil almaya başlar ve yapanlara sırada neyin olduğu kendini belli eder.

Doğa çaresiz bir bebekten bir insan oluştururken, projesi kendi içinde yatan kalıtımla gelmiş entellektüel yapı, yapı programı, zamanla bu yapının açılarak tanımlanması ve emek ve materyaller ise emici akıl tarafından alınan deneyimler ve etkilerdir. Eğer işler yolunda ise, doğa çocuğun isteğini uyandırıp egzersiz yaptırarak bir sonraki adımın yapılacağını garanti eder.

Montessori; çocukları izlediği uzun yıllarda, "yapısal program"la ilgili çok genel bir özet çıkarma imkanı buldu ki bu, hayatının ilk 6 yılındaki çeşitli noktalarda ne gibi melekeler geliştirdiğini anlatır. Gelişimin bu zor düzeninden yarar sağlayabilecek ne gibi deneyimler ve aktiviteler olduğunu not ederek daha büyük çocuklara da uygulanabilecek fikirler çıkarmıştır. Küçük çocuklarda olan gizli yapı işinin genel düzeni, uyarıların belirli kategorilerine tavsiye edilen özel duyarlılıklardır. Montessori bu geçici duyarlılıklara "duyarlılık dönemleri" der.

Montessori " duyarlılık dönemleri"nin 6 tanesini çıkarmıştır.
İlki, duyumsal algının gelişimi için olan duyarlılık dönemidir, doğumda başlar ve 5 yaşına kadar sürer. Bu dönemde, çocuk tüm duyu organlarını mümkün olduğunca çalıştırma ihtiyacındadır. Birçok küçük çocukda oluşan büyük ölçüde hayal kırıklığı çoğunlukla ailelerin hiçbirşeye dokunmamalarına dair yaptıkları sürekli uyarılardan ve plastikleştirilmiş, kokularla dolu ve yüksek derecede korumalı çevreden kaynaklanmaktadır.

Dil için olan 2. duyarlılık dönemi, 3 aylıkdan önce başlamaz fakat bu da 5-5.5 yaşına kadar sürer. Montessori'nin ayrıntıyla izini sürdüğü bu duyarlılık döneminin birçok seviyesi, insan sesi ve konuşan insan ağzının görüntüsünü içerir. Bebeğin duyduğu konuşan sesleri taklit etmeye çalışacağı açık gibi görünür. Fakat bebek, mutfak sesleri, köpek havlamaları ve müzik melodileri gibi sesleri de duyar. Bu seslerin taklit edilmemesi veya çocuğun iletişim davranışlarına adapte olmaması gerçeği, bebeğin çevresindeki çeşitli seslerden insan sesini ayırıp sadece onu seçebildiği ve özel bir duyarlılığı olduğu teorisini desteklemektedir.

Düzen için olan duyarlılık dönemi genelde 1 yaşında başlar, 2 yaşında zirve yapar ve 3 yaşında yatışır. Bu duyarlılık çok nadir anne-baba tarafından fark edilir ve muhtemelen 2 yaş sendromu ile birleşmiş olan yatıştırılamaz ağlama & uzun huysuzlukların nedenidir.
Etkileşimler ve deneyimler düzenli kalıplara yerleşir ki bunlar çocuğun yeni çıkan dünya gözünün temelini oluşturur. Gündelik deneyim düzeni sabitse, bu; çocuğun farkettiği kalıpların temellerindeki hayat anlayışını oluşturmasına izin verir. Dışarıdaki düzen, düzenin içerideki duyularının çocuk gelişimini kolaylaştırdığı görülür.

Bu demek oluyor ki eğer çevresindeki dünya, kalıpları ve tüm düzenlemeleri ile sabit olursa 1 ve 2 yaşındaki bir çocuk çok mutlu olacak ve bundan büyük yarar sağlayacaktır. Dışarıdaki düzen; mobilya, oyuncaklar ve kıyafet gibi çoğu materyal objenin günbegün aynı yerde saklanması; nerde ve ne zaman yemeklerin yendiği, nasıl ve ne zaman ailedeki günlük işlerin yapıldığı ve ne zaman aile fertlerinin gelip gittiği ve çocuğun nasıl tutulup kaldırıldığı, nasıl beslendiği ve nasıl banyo yaptırıldığı gibi çocukla ilgili işlerin nasıl yapıldığı v.b günlük rutinleri takip etmek gibi sabit şeyleri içerir.

2 yaşındaki bir çocuk hiçbir sebep yokken üzgün görünüyorsa bu büyük oranda bir küçük sabit şey hayatında değiştirilmiş olduğu içindir - öyle küçük birşey ki muhtemelen ebeveyn için tamamen önemsiz fakat çocuğun hayatının nasıl idare edildiği anlayışındaki tutarlılığın hayati önem taşımasıdır. Küçük çocuğun çevresinde bir düzen değişikliği gerekliyse, empati kurulması, destekleyici olmalı ve değişmeyen şeyler vurgulanmalıdır.

Tam 2 yaş civarında olan açık ve çok önemli bir duyarlılık dönemi ise "küçük detay" duyarlılık dönemidir. Şimdi duyumsal algı, dil ve düzen duyarlılıklarının; açılan içsel yapının, emici aklın kombinasyonu ile insan idrakına yardım ettiğini görmek biraz daha kolaydır. Fakat "küçük detay"'a geçici duyarlılık'ın yaratıcı değeri çok açık değildir.

Öncelikle Montessori "küçük detay" diyerek ne demek istedi?
Bu duyarlılık döneminde, çocuk; örneğin aşağıdaki şehrin nefes kesici manzarasını kapatan bir patikada sizinle birlikte yürüyecektir. Çocuk hevesle detaylara yönelecektir. Örneğin kucağınızda 2 yaşında bir çocukla, siz hayvanat bahçesinin görüntüleriyle bezeli büyük renkli bir resimli kitabın sayfalarına göz atıyorsunuz ve her sayfadaki hayvanları isimlendiriyorsunuz. Fakat kükreyen turuncu kaplan hakkında soru sormak yerine çocuğunuz sayfanın en alt sol köşesinde çizilmiş küçücük kızın kaplana uzattığı "lolipop" u kastederek "loli" diye soru soracaktır.

Neden çocuk bu belirgin olmayan detaylarla kafasını meşgul ediyor?


Kurgu dedektif Sherlock Holmes'u düşünün. Holmes her zaman iki nedenden dolayı çok akıllıdır: Önce ne kadar belirgin görünürse görünsün her kanıta aynı önemi verirdi ve 2. olarak bir kerede bir spesifik probleme çok derin konsantrasyon gösterecek özel bir yeteneği vardı. Sherlock'un arkadaşı Watson sadece çok belirgin ipuçları ile ilgilenir ve her zaman tüm gizemi bir anda cevaplanmayan bir sürü soruyla çözmeye çalışırdı. Sherlock Holmes hikayeleri insan zekasının 2 hayati bileşenine parmak basar: Durumun anlamı her zaman en belirgin fenomende bulunmadığından tüm fenomenleri içermek için gözlemin tüm güçlerini genişletmeye yeteneğimiz olmalı ve 2.si spesifik problemler üstündeki entellektüel güçlerimize konsantre olabilmeliyiz. Erken gelişme için bu çok önemlidir ki, çocuk emici akıla müsait gözlem alanını genişletmektedir. Bu "küçük detay"'ın duyarlı döneminin amacı, çocuğun dikkati üstünden zihnin kontrolünü uyandırmaktır. Küçük detay'a duyarlılık en küçük objelere, ayrılmış parçalara, kısık seslere, saklanmış köşelere yani daha önce en parlak, en büyük, en hızlı hareket eden veya en gürültülü objeler tarafından gölgede kalmış tüm fenomenlere çocuğu çeker. Aynı zamanda bir çocuk küçük birşeye çekildiğinde; duyarlılık, tüm diğerlerini dışarıda bırakır ve o bir küçük uyaran üzerinde odaklanma yeteneğini besleyen uzatılmış bir dönem için çocuğun ilgisini üstünde tutar.

Bu duyarlılık dönemi işini bitirirken yaklaşık 2.5 yaşlarında, çocuk "hareketin koordinasyonu" için bir duyarlılık dönemine girer ve bu yaklaşık 4 yaşına kadar sürer. Hareketin koordinasyonu vücudu isteyerek kontrol noktasına getirmektir. Kendi isteğiyle kendi parmaklarını, ellerini, bacaklarını, ayağını, ağzını v.s kullanabilme yeteneği.
Bu; bu yaştaki bir çocuğun daha kolayca kompleks fiziksel yeteneklerini kazandığı anlamına gelmez. Başka bir deyişle bir prima balerin veya viyolin virtüözü olmak için ideal yaş olmak zorunda değildir. "Hareketin koordinasyonu" için bir duyarlılık dönemine sahip olmak demek sadece büyük ve belirli kontrol kazanmanın gerekliliği için hareketleri yapmak ve tekrar etmeye bir iradedışı eğilimi olmak demektir. Örneğin, 3 yaşlarında bir çocuk ellerini yıkamayı sever ama bunu temizleme işlemi için değil, musluk açmak, kaygan sabunu tutmak, köpük çıkarmak için oğuşturmak, durulamak ve parmakları kurutmak gibi manipülatif yetenekleri içeren işleri yapabildiği için sever. Buna kontrast olarak, 4 yaş ve üstü daha büyük çocuklar ellerini sadece temizlemek için yıkarlar (eğer yaptırabilirseniz). Bu duyarlılık döneminin önemi çocuğun açılan en büyük faydayı sağlamak için bilinçlice seçilen sürekli aktivitelere fiziksel yeterlilik kazanmasına yardım etmesidir.

Emici aklın hayatındaki son duyarlılık dönemi "sosyal ilişkiler"e duyarlılıktır ki bu 2.5 yaş civarı başlar 5 yaşa kadar sürer. Bu, çocuğun 6 yaş sonrası entellektüel gelişimine yönelmesine yardım eder. Bu duyarlılık döneminde küçük çocuk, başkalarının hisleri ve aksiyonları üzerindeki davranışının etkisine özel ilgi gösterir ve nasıl davranışının bir grup çocuğun hassasiyeti ve yargıları tarafından etkilendiğini görür.
3 yaş altı olanlar yalnız ve sadece yanyana oynayabilirken, bu duyarlılık döneminin işi tanınabilir yakınlıkların ve arkadaşlıkların gelişmesine, beraber oyun oynanabilmesine ve yaramazlıkların planlı olarak ortaya çıkmaya başlamasına olanak tanır. 2.5-5 yaş arası çocuk aynı zamanda sosyal ilişkilerin temel kurallarını yaşam biçimi, yemek zamanı gelenekleri, nazik hareketler ve başkaları için düşüncelilik göstermek gibi faaliyetlerle hazır olarak emer ve bunlara ilgi gösterir.

24 Kasım 2009 Salı

Deli miyim Ben?

Neden Ela olayım

Naz olmak varken

Neden yerimde yatayım?

Sandalye ile Masa arası dururken?

Neden kaydıraka çıkayım?


Onca yüksek duvar dururken?

Neden oyuncaklarla oynayayım?

Elektrik prizleri dururken?


Neden salata yiyeyim?


Deniz gözlüğünün plastik kenarı dururken?

Deli miyim ben?

Çocuklar... Hayatın en büyük gizemlerinden biri.

21 Kasım 2009 Cumartesi

Bİr ev daha dağıttık

Bu haftaki dağıtılacak ev piyangosu İlkiz ve Beren'in evine çıktı. Bir grup ipini koparmış velet ve anneleri olarakdan İlkiz'in bu cesaretli davetini kabul edip, kendimizi kapana kısılmış şekilde onlarda bulduk. Yine kaotik ama komik bir gün geçirdik. Kişiliklerini bulmaya başlayan bebelerimiz artık evin düzenine ve ortamın loşluğuna bile karışmaya başladılar çok şükür. Öncelikle İpek ve Beren'in artık ortam aydınlığı konusunda anlaşamadığını anlamış olduk. İpek ışıkları kapattığımızda, Beren de açtığımızda arıza çıkardığı için gerçekten çok sessiz !!! dakikalar geçirdik.

Ortamın tek prensi Efe nasıl bir süper ortamda olduğunun farkında olmadığı için kızlarla öpüşüp koklaşacağına (15 yıl sonra çok ararsın bu günleri) evin temizliğine taktı. Kapıların kenarlarını, banyoyu hiç temiz bulmadı ve bulduğu tüm bezlerle ortalığı temizledi. Havluları yıkadı, oohh şöyle bir sıktı mıydı.. Oh oh içi rahat etti. Sonra temizleyecek birşey kalmayınca o da sessizliğini bozdu. Ortamın gerçek anlamda sessiz yaramazları Melisa ve Ela salondaki park yatağa 8564 defa çıkıp inerek, ve herşeyi çekişerek oynayarak kendi hallerinde takıldılar..

Eğlenmedik mi çok eğlendik. Farkettik ki biz çocuk gürültüleri içinde bile sohbet edebilmeye başlamışız. Artık hiç takmıyoruz gürültüyü sanırım kulaklarımızın duyma yeteneği azaldı. Memekler çok güzeldi, sohbet çok güzeldi. İlkiz'e teşekkür ederiz.

Meral, ne olduğunu unuttuğum bir gelenek yüzünden hepimize çorap hediye etti. Ela'yı yine yıkamak zorunda kalarak çoraplarımı ıslattığım için benim için çok hayra geçti. Yukarda sergiledik bile. MeralGym tabii ki boş durmadı bugün de. Kuklalar oynatarak, şarkılar söyleyerek çeşitli aksiyonlarla yine oyaladı cümbüşü. Ve bir gün daha huzurlu ama başıma giren bir ağırlıkla bitti.


--------------------------------------------------------


Bu hafta Ela ile sürekli puzzle'larımızı tekrar tekrar yaptık. Bu geometrik puzzle'lar tam yaşına göre. Şekilleri tanıyor ama renkler nanay. Hayvan puzzle'ını da pek seviyor. Hayvanlara hasta çünkü. Bir de kendimizi Kuğulu Park'a atıp, kuş kovalamaca, kaz yolmaca oynadık. Açık hava aktivitelerine devam için direniyoruz bakalım.

Ela artık kompleks sorularımızı bile anlıyor. "Şu ses çıkaran yuvarlak oyuncağını getir kızım" diyoruz. Bulup getiriyor. "Üstünde kalpli ayı'yı getir" getiriyor.. Ve kendisi taklit maymunu her sözümüzü taklit edip söylemeye başladı. Onun yavaş yavaş konuşmaya başlamasını izlemek çok keyifli.

19 Kasım 2009 Perşembe

Bebeklere Fısıldayan : Bebeğinizi Tanıyın


Bebeğiniz ilk doğduğunda, genel olarak sürekli uyur. Uyanmaya ve daha çok ayık kalmaya başladığında (doğmanın verdiği fiziksel yorucu işlemi atlattıktan sonra) gerçek kişilikleri belirmeye başlar. Ela kolik ve çok zor başladı, sonra inanılmaz şekilde hareketli ama kolay rutine sokulan bir bebek oldu. Hele Tracy'yi okuduktan sonra tamamen rutini oturttuk ve daha da kolay bir hayatımız oldu.

Tüm bebeklerin kendine özgü kişilikleri var. Çocuğunuzun kişiliğini bilmenizin önemi ile ilgili bir yazı yazmıştım. Bebeklere Fısıldayan Kadın'ın kitabında Tracy Hogg bebeklerin uyku, yemek, sakinleştirilmeye karşı tepki ve sakinleştirme ihtiyacı açısından farklılıklar gösterdiğini söyler. Aynı zamanda bu kişiliğin 3-5 gün içinde kendini gösterdiğini ve size bebeğinizin nasıl olduğu ve olacağı ile ilgili çok iyi bir fikir vereceğini de ekler.

Bunu kendi deneyimlerimde doğru olduğunu çok net gördüm. Ela'ya bakarken (kolik durumu dışında ve kolik bittiğinde) hemen bir yenidoğana bakmanın en kolay halini yaşadığımızı gördüm. Her öğrettiğimize çok çabuk yanıt aldık. Uykusunu, beslenmesini çok rahat rutine sokabildik. Herşey kitaplarda yazdığı gibi kolay olduğu için Ela'nın Hogg'un tanımına göre tam bir kitap bebek ama davranış olarak da hareketli bir bebek olduğunu gördük. Bu bizim avantajımızdı ama etrafımdaki bebeklerde çok net gördüğüm başka bir şeyde rutinsizlik ve ebeveyn hatalarının melek ve kitap bebeklerle bile hayatın kabusa dönüşebileceği şeklinde idi. Bu bebeklerle çalışmak sadece daha kolaydır.

Etrafımda çok bebek olduğu için çok net gördüğüm birşey de her bebek gerçekten çok farklı. Rutine sokmaya cevap vermesinden, nasıl yemeyi sevdiği, nasıl uyutulmaya cevap verdiğine kadar sevdikleri sevmedikleri yetişkinler gibi çok farklılık gösteriyor.

* Uyku : Her bebek birbirinden farklı uyku ihtiyacına sahip. Bunu da siz anlamak zorundasınız. Etrafımda gördüğüm bebeklerle kendi kızımı karşılaştırdığımda Ela'nın daha çok uykuya ihtiyaç duyduğu ve daha kısa aktivite vakitleri kaldırabildiğini farkettim. Mutlaka uyandıktan 4 saat sonra yatakta olması gerekiyor yoksa aşırı hareketli, huysuz oluyor ve uyuması çok zorlaşıyor. Her zaman bu şekildeydi. Nasıl uyunacağını bilir şekilde doğdu sanki. Bir arkadaşımın kızının daha çok eğitime ihtiyacı oldu, ciddi uyku problemleri yaşadı. Uyumamak için 10 takla atan bebekler de gördüm. Herkes kendi bebeğinin bu konudaki davranışını bilip ona göre önlem almak zorunda.

* Yemek: Emmekde sorun çıkaran bebekler vardır. Yeterince güçlü olmadığından olabilir, doğru emzirilmediğinden de olabilir. Bunlar düzeltilebilir yeterki siz vazgeçmeyin. Ela çoğu zaman bir emme şampiyonudur. Fakat hasta olduğunda, bazı dikkatinin açıldığı dönemlerde emmek istemediğinde sütümü hep sağıp içirdim. Dediğim gibi bebeğin dönemlerinde vazgeçmemek çok önemli. Hala emzirdiğime göre ben bunun bir kanıtıyım. Biberona alışmasından korkmayın yeterince küçükken biberona da alıştırırsanız hiç problem yaşamazsınız. Ben ilk olarak 3 haftalıkken sütümü sağıp biberonla vermiştim. Sadece alıştırmak için. Emzirmek zor iş. Sizin hasta olacağınız, onun hasta olup emmek istemeyeceği, işe döneceğiniz, onun sıkılıp emmek istemeyeceği, hatta kendinize zaman isteyip bir sinemaya gideceğiniz ve bebeğin başkası tarafından beslenmesini isteyeceğiniz zamanlar mutlaka olacaktır. Biberona alıştırmanız sizin için büyük bir lüks olacaktır. Hiç bir bebek annesinin memesinden soğumaz.

Sonra katı gıdaya alıştırırken de, yemek yerken de yemek yeme şeklini o belirleyecektir. Asla zorlamamalısınız. Yemek yemesi için zorlanan bebeklerde çok ciddi yememe bozuklukları olabiliyor.

* Stimülasyon: Bazı bebekler çıplak olmayı önemsemez, bazı bebekler nefret eder. Çıplak olmayı sevmeyen bebekler banyoyu da sevmez. Çıplaklığı önemsemeyen bebekler çıplak da gezer, banyoyu da önemsemez. Bu özelliğine göre çocuğunuza ihtimamla davranmanız gerekir.

* Sakinleştirme : Bazı bebekler sinirli veya üzgünken yalnız kalmaya ihtiyaç duyarlar. Kucağınıza almanıza bile delirirler. Biryere bağlı tutamazsınız. Ela'yı asla biryere bağlı tutamadık biz. Mama sandalyesine bağlarsak oturmaz, bağlamazsak kendi istiyorsa oturur. Araba koltuğuna bağlanmaktan nefret eder. Buna taviz göstermiyoruz ama ordan çıkmak için elinden geleni yapıyor. Bazı bebekler de sürekli kucak ister, sizin onu sarıp sarmalamanıza çok ihtiyaç duyarlar. Nereye koysanız orda otururlar. Bu özellikler de bebeğinizin sakinleştirilmesi ile ilgili çok fikir verir. Biz Ela'yı kendi haline bıraktığımızda sakinleşiyor. Ama fiziksel yakınlık her bebeğe gösterilmesi gereken bir yöntem. Emzirerek sakinleşmeyen bebek yoktur. Biraz öpücük ve sarılma da çoğu şeyi tamir eder.

Yani farklılar. Farklı insanlar, yenidoğanlar bile herşeyi farklı ister. Yenidoğan yaşamını aynı diye düşünürdüm ama gördüm ki tamamen farklı. Benzerlikleri var ama kendi özel eşsiz kişilikleri ile dünyaya geliyorlar.

Hogg, bebekler için bir kişilik profil testi yaratmış. Bu, kitaptaki en ilginç ve yararlı şeylerden biri. Bebeklerin 5 değişik mizaçla dünyaya geldiklerini söylüyor : Melek, Kitap, Hareketli, Nazlı ve Huysuz.

Yakın bir arkadaşım ve ben bu kitap olmadan ne yapardık diye düşünürüz bazen. Bu kitabın etkisi olmadan kişiliklerinin nasıl olacağını merak ederiz. Hogg, huyun bir etki olduğunu, bir yaşam kararı olmadığını söyler. Ben de kabul ediyorum. Psikolojik dünyada insan doğasının büyütme etkisine karşı bir savaşı vardır. Ben dünyanın buna baktığı perspektifden ikisinin de etkisi olduğunu düşünüyorum, fakat benim baktığım perspektifden büyütme şekli daha önemlidir. Bu başlı başına bir yazı olur. Sadece ne yaptığınızın çocuğunuzun huyunda iyi kötü bir etkisi olduğunu bilin.

Ela için bu quiz'i yaptığımda gördüm ki Ela bir hareketli bebekle kitap bebek karışımı. Ama kitabı okuduktan sonra dramatik değişiklikler oldu.

Kitabı okumadan önce
* Melek Bebek: 1
* Kitap Bebek : 6
* Huysuz Bebek : 1
* Hareketli Bebek : 7
* Nazlı Bebek : 5

Kitaptakileri uyguladıktan sonra
* Melek Bebek : 6
* Kitap Bebek : 12
* Huysuz Bebek : 0
* Hareketli Bebek :3
* Nazlı Bebek : 1

Dramatik bir fark. Ela kitapsız eminim bir hareketli bebek olurdu. Düzene kendi kendine girmez ve şiddet eğilimi gösterebilirdi ama şimdi bir kitap bebek hatta Melek bebekden de özelliklere sahip. Hareketli bebeğin sadece aşırı hareket ve fiziksel hareket ihtiyacı özelliklerini gösteriyor. Her huy için bir özet yapmamız gerekirse.
* Melek Bebek : Altın kadar iyi. İpuçlarını okumak kolaydır. Esnek ve portatiftir. Kolayca yemek yer, uyur ve oyun oynar ve uyandığında ağlamaz. Kendini kolayca sakinleştirir ve kendi kendine kolayca uykuya dalar.
* Kitap Bebek : Tahmin edilebilir. Üstesinden gelmesi oldukça kolaydır. Tüm mihenk taşlarına zamanında ulaşır. Büyüme ataklarına zamanında ulaşır. Çok küçükken kendi kendine ancak kısa periyodlarda oynayabilir. Güldüğünüzde size geri güler. r short periods from a young age. Smiles when smiled at. Normal düzensiz periyodları vardır fakat sakinleştirmek kolaydır. Uyutmak zor değildir.
* Huysuz Bebek : Aşırı hassas. Gürültüler onu rahatsız eder. Bazı zamanlar hiç neden yokken ağlar. Çok fazla uyarıldığında çok mızmız olur. Emmeyi sever. Uyumak için zorluk yaşıyabilir. Programında bir değişiklik huysuzlanmasına sebep olur. Önceden programının belli olmasını ve sırasını bilmeyi sever.
* Nazlı Bebek : Neyi sevip sevmediğini bilerek doğar ve bunu etrafına güzel gösterir. Çok sesli ve agresiftir.Uyandığında bağırarak ağlar. Kirli bezleri hiç sevmez. Vücut dili sıkıntılıdır. Kundaklanmayı sever. Kesintisiz ağlamaya başlarsa, hiddetli olana kadar daha çok ağlamaya devam eder. Başka bebeklerin elinden şansını yakaladığında ve yeteneği olduğunda oyuncakları alır.
* Hareketli Bebek : Eski ruh. Dünyaya kızgın doğar. Sabahları sızlanır. Fazla gülümsemez. Fazla gülmez. Çok hareketlidir. Gece uyumamak için yaygara koparır. Banyolardan ve üstünün, altının değiştirilmesinden nefret eder. Kundaklanmaktan, bağlanmaktan nefret eder ve bunu bilmenizi sağlar.

Rutinini uygularken Ela tam bir kitap bebek'e dödünüğünde, zaman zaman hareketli ve nazlı bebeğin özelliklerini yine de gösteriyordu.. Ama kitabın düzen prensipleri ile biryerde bağlı kalması veya masada oturması gibi yapmak istemediği özellikleri daha kolay kabul ettiğini gördüm.Tek formül asla taviz vermeyeceksiniz rutininzden ve düzen kurallarınızdan. Bazı şeyleri sevmeden yapıyor ama ilk doğduğundaki gibi büyük problemler çıkararak değil. Artık kuralları öğrendi. Uyku saatlerini ve uyku rutinini öğendi artık akşamları babasına iyi geceler öpücüğü verip, ortamdaki herkese el sallayarak yatağına gidiyor. Ve çok daha hızlı uykuya geçiyor.

Genel kaplama kuralları insanlara olduğu gibi bebeklere de uygulayamazsınız. İki ayrı bebeğe aynı şekilde davranamazsınız. Onlar birer birey. Bu özellikle ikinci, üçüncü veya fazla defa ebeveyn olanlar için bir numaradır. İlk bebeğinizde uyguladığınız numaraları ikincide uygulamaya çalışırsanız muhtemelen çalışmayacaktır. Çocuklarınız eşinizle sizin olduğunuzdan daha fazla aynı olmayacaktır. Hogg çocuklarınıza saygı ve sağduyu ile davranmanızı öneriyor.

Empati ve anlayış ile sizin ve çocuğunuzun hayatını kolaylaştırabilirsiniz. Güçlü taraflarını sağlamlaştırmak ve zayıflıklarının üstesinden gelmek için ona yardım edebilirsiniz. (sayfa 37) Hepimizin zayıflıkları ve güçlü tarafları vardır. Bu noktalar üzerinde çalışarak olabileceğimiz en iyi insan olabiliriz.

Ben Çocukken


Kabul edin anneniz babanız size kullandı siz de çocuklarınıza kullanacaksınız bu sözü. Özellikle çocuklarınız "yapacakları birşey olmadığını" söyleyerek ağlayıp sızlandıklarında.

Ben muhtemelen şöyle diyeceğim: "Hadi ordan, bir ev dolusu aygıtınız, yüksek teknoloji ürünü 21 tane yarış bisikletiniz, devasa bir alışveriş merkezine ginger'la gidiş kolaylığınız ve 9 çeşit organize sporunuz var." Ben küçükken bunların hiçbirine sahip değildim.

Aslında bu cümle zamanın başlangıcından beri var sanıyorum.

Thomas Edison - 1890: Çocuklar bugün herşeyiniz var! Bizim fonograflarımız, arabalarımız veya ampullerimiz mi vardı. Çakmağımız bile yoktu. Çok şımarıksınız.

Mağara adamı baba - M.Ö 1,005,434 : Niye şikayet ediyorsunuz? Biz küçükken ateşimiz bile yoktu.

30 yıl sonra kızımın çocuklarına şu cümleyi söylediğini duymak için sabırsızlanıyorum : "Ben çocukken McDonalds'da sanal 3d oyun odaları yoktu. O zamanlar böyle uçan arabalarımız da yoktu." Bir de şöyle bir dialog olabilir.
- Anne buzul ne demek? Geçen gün tarih hologramında gördüm. Çok şaşırtıcı
- Eskiden buzullar vardı hayatım. Buz kütleleri onlar. Sonra eridiler. O yüzden 4 kıta kaldı eskiden 7 idi.
- Makak maymunu gribi'nden bize birşey olurmu anne?
- Olmaz kızım hapşıran gördüğün anda ışınlanıverirsin.

Bu sabah kardeşimle 12 yaşımdayken çekilen yayınlamaktan kesinlikle utanç duyacağım resimler buldum. Hatırlıyorum Wii ve Kablo Tv yokken sıkıldığımızda kendimizi eğlendirmek için oyunlar yaratırdık ve hayal gücü bunu yaratmak için bir anahtardı. Şu anki yaratıcılık seviyemi o zamanlar uydurduğumuz oyunlarla çok ilgisi olduğunu farkediyorum.
----------------------------------------------------------------------
Yeni dialoglar
Coca : Bana meyve getirir misin?
Ben : Bence sen kendin alabilirsin.
Coca: Off hayatım ne kadar zor, kendi meyvemi bile kendim almak zorunda kalıyorum.(Mutfağa gider)
Ben : Canııım gelirken bana da su getir.
-------------------------------------------------
Ben : Işığı kapatırmısın.
Coca : Sen daha yakınsın.
Ben : Asıl sen daha yakınsın..(Yer değiştirerek)
Coca: Off ya bu evde herşeyi ben yapıyorum.
-----------------------------------------------------------
Coca: Ela ağlıyor
Ben : Duyuyorum
Coca : Kalkıcakmısın.
Ben: Çalışıyorum (Gözlerim hala kapalı)
------------------------------------------
Benim coca isterse evinizdeki internetin musluğunu kapatabilir bir pozisyonda. Geçenlerde bir cumartesi ODTÜ'de geziyoruz, ben biraz rahatsızım cocaya demişim ki "Bugün sen de gel MyGym'e benim pek halim yok.. Ela'yı taşıyacak durumda değilim." O da "tamam" demiş. Gezdik dolandık, sonra MyGym'e gitmemize 15 dk kala dönüş yoluna geçtik. Coca'nın işyerine yaklaşmışız bir telefon. Efendim ülkenin önemli kurumlarından biri hacklenmişmiş de hemen işe gelmesi gerekiyormuş..
" aaa ben de tam işyerinin önündeyim ne tesadüf".
Zınk işe dönüş. "Ben gelemiycem galiba ama dur bi bakiim duruma 5 dk bekle"
Kapıda 5 dk bekleme o arada. Kocaman siyah bir arabayla 4 tane çok önemli adam belirdiler kapıda. Cocamı yakaladılar. Doğru işe. Gözlerimle görmeseydim bu senaryoya inanmak biraz zor değil mi sizce..

18 Kasım 2009 Çarşamba

Uzaylısın Sen Yavrum!!!

Şu anki hayatınızı düşünün. Bir anlaşma yapıyorsunuz, bir deneyim anlaşması. Bir kapsüle bindiğinizi düşünün. Jenji adında bir gezegene yollanacaksınız. Yolculuğunuzun tam 9 ay süreceğini ve oraya gittiğinizde Kumquat adında bir kadının sizi çok seveceğini ve size yol göstereceğini söylüyorlar. Kumquat'ı bulmanıza gerek yok, o sizi oraya iner inmez bulacakmış ve soğuk gezegende size elini uzatacak, göğsünde yatabilecekmişsiniz. Tek güvenebileceğiniz bu kadınmış gibi görünüyor. Guava adında bir de adam yakınınızda olacak ve ihtiyaçlarınızı karşılayacakmış. Tamam diyip görevi kabul ediyorsunuz hiç bilmediğiniz bir gezegene gidiyorsunuz ama size yardımcı olacak, yol yordam herşeyi öğretebilecek iki kişi var orda. Denemeye değer.

Kapsülün içi çok karanlık ama çok konforlu size özel ayarlanmış. Yoldayken sadece Kumquat sizinle iletişim kurabiliyor. O ne kadar sizinle konuşursa o kadar yalnız hissetmiyorsunuz kendinizi. Sadece o size kendi seçtiği yiyeceklerden gönderiyor. Ne seçerse onu yiyorsunuz. Kumquat çok tatlı kadın size dalından koparılmış Jenji meyvelerinden gönderiyor. Başkalarının yolculuklarını dinlemiştiniz. İs, duman içinde kalan yolcular bile varmış. Yola çıkmadan sizi uyardılar. Jenji'ye inince paniklemeyin ordaki fizik kuralları farklı, yürüyemiyceksiniz, bildiğiniz herşeyi unutun, tüm kuralları başdan öğreneceksiniz. Üstelik ne siz onların dilini biliyorsunuz, ne onlar sizin. Kolay gelsin.

Aylar geçtikçe Kumquat'ı daha görmeden ona ısınıyorsunuz. Size şarkılar söylüyor. Guava'dan da selam var diyor. Kapsül'ün içi çok rahat ama yolculuk bitmesi yaklaştıkça kapsül daralıyor. Sıcak ve sulu bir ortamdasınız. Sonra bir ışık görünüyor. Sesler duymaya başlıyorsunuz ama anlamıyorsunuz korkuyorsunuz. Daha yolculuğunuzu tamamlamanıza vardı hani. Hazır değilsiniz. Ama kapsülü çekiyorlar sizi ordan soğuk, çok aydınlık biryere çekiyorlar. Herkes bağırıyor. Sizi elden ele alıyorlar. Peki Kumquat nerde? Hani burda olucaktı. Sarıp sarmalıyorlar sizi kendinizden geçiyorsunuz. Bir zaman sonra Kumquat'ın sesini tanıyorsunuz. Tatlı yumuşak sesini, elini uzatıyor kucağında uyuyakalıyorsunuz. Tamam işte biraz rahatladınız. Ama çok korktunuz değil mi?

Şimdi ona muhtaçsınız. O nasıl beslerse öyle besleniceksiniz, nasıl uyutursa öyle uyuyacaksınız. Zaman geçiyor herşeyinize karışabilir. Nereye gitseniz oraya gitme, burayı açma diyebilir. Hayatı size zindan edebilir. EE niye geldim ben bu gezegene. Kendi dilinizle Kumquat'ı çağırıyorsunuz gelmezse yapabileceğiniz birşey yok. O yanınızda olsun size yardımcı olsun istiyorsunuz. Ya Kumquat sizi yatağınıza bırakırsa, o gezegende nasıl uyunulur hiçbir fikriniz yok. Yapayalnız bağıra çağıra uyursunuz. Evet fiziksel bir zararı yok bunun size ama ya duygularınız. Güvensizlik hissedersiniz değil mi.. Merak etmeyin Kumquat size uyumayı da öğreticek.

Zaman yine geçiyor. Söylediklerinizi kimse anlamıyor, siz onların dilini anlamaya başladınız ama onlar sizi anlamıyor. Burası yeni bir dünya neyi merak etseniz, orayı açma, buraya gitme diyorlar. Çok sıkıldınız bu hayattan. Oysa siz buranın kurallarını bilerek gelmediniz ki buraya. Herşeyi onlar öğretmesi gerekirken bir de size bilmediğiniz kurallara uymuyorsunuz diye kızıyorlar. Onları çok seviyorsunuz ama çok sinirleniyorsunuz bu duruma. Kendi dilinizde bana yardım et diyorsunuz ama sizi anlamıyorlar. Biraz daha zaman geçsin gösterirsiniz onlara günlerini..
--------------------------------------------------------------
Dünyaya yeni gelmiş bir birey tamamen çaresizdir. Eli, ayağı, gözü, kulağı çoğunlukla annesidir. Onlara kuralları öğretirken sakin ve sabırlı olmalıyız. Bilmediği kurallar için kızılan bebekler afallayıp birey olduğunu anladıklarında da anne babaya tepki gösterirler. Bu dünyaya alışmaları için onlara yardım etmek, hayatlarının ne kadar zor olduğunu anlamak gerekir.

Unutmayın bir bebeği dünyaya getirmeye siz karar veriyorsunuz. Bu onun isteği değil. Çalışmak zorunda olmanız onun suçu değil. Bir şeyi keşfetmek istiyor olması, o şeyin tehlikeli olduğunu bildiğini göstermiyor. O nasıl uyunacağını, nasıl yemek yeneceğini, masanın üstüne çıkarsa düşeceğini bilmiyor. Tüm kuralları siz ona öğretmek zorundasınız. Bebeğinizin rutininden ödün vermeyin. Şu dünyada birtek size güveniyor, ve siz yokken kendini yalnız hissediyor. Ona öğrenmeye çalıştığı dünyada yardımcı olun. Elinizden geldiğince bulunduğu ortamda özgürce hareket edebilmesi için gerekirse kuralları, evinizi değiştirin. O sizin bebeğiniz ve yetişkin dünyasında yaşamaya alışmak için çok acı çekiyor. Onun ihtiyaçlarını karşılamak, sevgisini, saygısını eksik etmemek sizin sorumluluğunuz. Ya benim hayatım demeyin, bu onun problemi değil. Bu sorumluluğu siz düşünerek bebek yapmış olmanız gerekir. Çocuklarımızı özgüvenli, sağlıklı, mutlu yetiştirmek için onlara bu tanımadıkları dünyada yardımcı olmamız gerek. Hep onun gözünden bakmaya çalışırsanız, sabırlı olmak, yardımcı olmak herzaman daha kolay olacaktır.
-----------------------------------------
Son günlerde benden beklenmeyecek derecede ciddi yazıları yazıyorum değil mi.. Çünkü şu ara kafam düşünemeyecek kadar karışık. Gündem çok yoğun, kafam çok bulanık. Bir an önce normal moduma dönmeyi ben de istiyorum ama o sırada biriki birşey çiziktirmek de hoşuma gidiyor.

15 Kasım 2009 Pazar

Çocuğunuzun Kişiliğini Tanımak


Herhalde farketmişsinizdir, herkesin kendi kişiliği var. Hepimiz "aynı" insan değiliz. Etrafımızda olanları aynı şekilde algılamıyoruz. Çocuklarınız da buna dahil.

Çocuğunuzun kişiliğinde keşfetmek için açıkça zorunlu bir ilgi duyacağınız belli şeyler olacaktır. Kendisini sakinleştirmeyi öğretirken, müdahale edebilir misiniz? Eğer edebilirseniz hangi noktada? Bunun gibi kişilik özellikleri genellikle yaşamının ilk yıllarında keşfedilir. Bu kişilik özelliklerini keşfetmeniz ve kişilik detayları çocuğunuza ebeveynlik yaparken ölçülebilir şekilde size yardımcı olabilir.

Şema Teorisi diye bişey var. Bu teori esasen şöyle diyor: Hepimizin "gerçek nedir" ve "dünya nasıl işler " le ilgili kendi versiyonlarımız vardır. Şemalarımız hayat deneyimlerimizden etkilenir. Her insanın hayatta kendi deneyimleri var. Bu nasıl iki insanın aynı olayı yaşayıp farklı şekilde anlattığını da açıklıyor. Her hikayenin 3 şekli varmış; sizin gördüğünüz, onların gördüğü ve gerçek.

Tanıştığı insanların kişiliklerini çok iyi değerlendiren bir arkadaşım vardı. Sonradan evlendik o arkadaşımla. Arkadaşlık ettiği insanların güçlü ve zayıf yanlarını çok hızlı bir şekilde tanır. Bu özelliğini teknolojik aletlerde de kullanabiliyor, neyse.

Hepimiz doğal olarak bu tip özellikleri tanımaya eğilimli değiliz. Olsak bile, eğiliminizi biraz bilgi ile geliştirmek akıllıca olur. Başkalarının kişiliklerini daha iyi anlamak için yardımcı olabilecek birçok kitap da var.

Çocuklarımızı anlamayı öğrenirken, önce kendimiz ve eşimiz hakkında öğrenmemiz çok yardımcı oluyor. Çocuklarınız sizden veya eşinizden de özellikler ve alışkanlıklar kazanacaktır. Ama tabii ki kendi kişiliği de olacaktır. Sonuçta çevresinden öğrendikleri ve kendi kişiliğinin karışımı bir yapısı olacaktır.

Anlayacak İyi Şeyler
Ailenizin üyeleri ile ilgili keşfedeceğiniz birçok iyi şey vardır. Aşağıda bazı örnekler bulacaksınız.

* Doğum sırası. Doğum sırasının kişiliğiniz üzerinde etkisi olduğunu bilin. Herkes her özelliği göstermez, fakat kesin eğilimler vardır. Ben mesela en büyük çocuk tanımına tamamen uyuyorum. Ailedeki her konumdan gelen zayıflıklar ve güçlü yanlar vardır. Bunları not etmek yardımcı olur. Aynı zamanda doğum sırası üzerinde anne/baba çocuk ilişkisi açısından özel dinamikler vardır. Örneğin, en büyük çocuk olan bir ebeveyn en büyük çocuğu ile çatışacaktır.

*Sevgi Dili. Hepimiz sevgiyi başka şekilde tanırız. Aynı zamanda hepimiz farklı şekilde gösteririz. Annem sevgisini hediye alarak gösterir. Babam karda kışta biz dışardaysak sürekli bizi arayarak gösterir. Cocam sevgisini hareketle gösterir. Ben kaliteli zaman geçirerek, sohbetle, paylaşarak gösteririm. Aile üyeleriniz nasıl sevgi gösteriyor, sevgiyi nasıl kabul ediyor farkında olun. Bu bilgi sevgiyi gösterdiklerinde ve nasıl onlara sevgi göstericeğinizi bilmekte çok faydalı olur.

* İçe Kapanık / Dışadönük : İçe Kapanık terimine birçok negatif anlam yüklenmiş gibi görünür. İçe Kapanık olmak negatif bir özellik değildir. Anti-sosyal olduğunuzu veya insanları sevmediğinizi göstermez. Sadece yalnız vakit geçirmekten hoşlandığınız ve enerjinizi burdan aldığınız anlamına gelir. Büyük kalabalıklar sizi güçsüzleştirir. Küçük daha samimi gruplardan hoşlanırsınız.

Dışadönükler tam tersine, büyük gruplardan enerjisini alır ve çok fazla yalnız kaldığında güçsüzleşirler. Dışa dönükler özel durumlarda yalnız bırakılmalı ve içe kapanıklar da özel durumlarda büyük grupların içinde olmalıdır. Buna da ihtiyaç duyarlar. Çok dışadönük gözükmeme rağmen ben baya içe kapanık birisiyim mesela. Dışarı çıkıp insanlarla birlikte olmaktan hoşlanırım ama kalabalıkları sevmem. İnsanlara sorunlarımı hiç anlatmam. Bir kere eve geldim mi uzun saatler dışarı çıkmaya hazır olmam. Kendime ait bir dünyam var ve yalnız vakit geçirmekten çok hoşlanırım ve buna ihtiyaç duyarım.. Dışarda tanımadıklarımla konuşmam, soğuk görünürüm. Eşim de bana benziyor. Küçük gruplarla samimi ortamları tercih ederiz. Ama kızımız sanırım çok farklı olacak. Şimdiden etrafdaki insanlara sırıtarak yürüyor ve kendine baktırana kadar onlara gülüyor. Herkesle iletişime girmeye çalışıyor. Yolda yanından geçenlere el sallayıp, gülerek sevimlilik yapıyor. Arkadaşlarına gidip sarılıyor. Çocuğunuzda bunu anlayabilmeniz çok önemli çünkü kendisi için rahatsız durumlarda ona yardımcı olabilirsiniz.

* Kişilik profilleri. Hepimiz renk kodunu duymuşuzdur (kırmızı, mavi, sarı, beyaz). Bu konuda başka kitaplar da mevcut.

Yardımcı olabilecek kitaplar
Türkçe kaynaklarda da güzel kitaplar mevcut araştırıp bulabilirsiniz. Ben bir ingilizce kitap okudum. İngilizcesi olanlar için bana eşim ve benim kişiliklerimiz ve disiplin stillerimiz hakkında çok şey öğretti. Adı On Becoming Preschoolwise, imkanı olanlar için tavsiye ederim.. Siz de bana Türkçe bir kitap önerirseniz çok sevinirim.

İletişimle ilgili de
Leyla Navaro'nun Beni Duyuyor musun? ve
Marshall Rosenberg'ün Şiddetsiz İletişim isimli kitapları öneririm.

Çocuklarınıza Uygulamak
Bu başlıkda çok bilgi ve çok düzenleme var. Ve daha çoğu, bu tip şeyleri çocuklarınıza uygulamak zordur. Çocuğunuzun kişilik sorularına cevap vermesi zordur. Yine de okuyup bazı fikirler edinebilirsiniz. Kendinizi bilmek çocuklarınızla ilgili özellikleri tanımak için yardımcıdır.
Mesela ben kuralları çok sevmem. Toplum kuralıymış, kim birşey dermiş çok umursamam. Eşim de benim gibidir. Mesela annem kural insanıdır. Toplumun söylediklerini kuralları çok umursar. Bu da aramızda problemler çıkmasına sebep olurdu. Kurallara farklı bakmak çocuklarla probleme neden olur bu yüzden çocuklarınızın sizden farklı olduğunu kabul edin ve onun kişiliğine göre disiplin yaratmaya çalışın.

Eğer çocuğunuz hiçbirşey kaçırmak istememek gibi bir ilk çocuk özelliği taşıyorsa. Olayın dışında kalmaktan nefret ediyorsa ve doğduğundan beri böyleyse. Kendi kendine oyun oynamakta zorlanabilir. Hatta bir çocuğunuz daha varsa büyük çocuğunuzda pekçok büyük kardeşin olduğu gibi kendini "üçüncü ebeveyn" sanma olayı olabilir. Küçük kardeşini korumak ve ona yol göstermenin hakkı ve görevi olduğunu düşünecektir.

Eğer çocuğunuzun sevgi dili fiziksel yakınlıksa, sarılmayı, öpmeyi seviyorsa, üzgün olduğu zaman çoğu zaman onu sadece tutmanız ve sarılmanız yeterli olacaktır. Sizin sevgi diliniz fiziksel yakınlık değilse bile onunkine göre davranmalısınız. İstediği fiziksel yakınlığı ona vermelisiniz ki ne kadar sevildiğine hiç kuşkusu olmasın.

Çocuklarınızın kişiliğini tanıdıkça, kendi kendine oyun, uyumak ve disiplin gibi hedeflere ulaşmak konusunda yardım için gerekli hareketleri daha iyi değerlendirebilirsiniz. Kişilik eğilimlerinin kötü davranışlar için bir bahane olmasını istemezsiniz. "En büyük olduğu için otoriter davranıyor." Doğru, fakat bu otoriter olmanın iyi bir yol olduğunu göstermiyor. Bunu küçük arkadaşlarına anlatamazsınız ve "Lütfen bana biraz daha hükmet" demelerini bekleyemezsiniz. Kişiliklerle gelen bu zayıf yönü törpülemekte çocuğunuza yardım edebilirsiniz.

İnsanlarla ilişki kurarken platin kuralı unutmayın. Altın kural; sana nasıl davranılmasını istiyorsan, başkalarına da öyle davranmaktır fakat platin kural da başkalarına, kendilerine nasıl davranılmalarını istiyorlarsa öyle davranmaktır.

13 Kasım 2009 Cuma

Haftanın Aktiviteleri

video


Bu haftanın BEÖ aktivitesi tam bize göre. Ela müziği de dansı da çok seviyor. Şimdiden gerçek seçimleri var. Öyle her müzikde dans etmiyor. Ritmli müziklere bayılıyor. Minik video hergünkü danslarımızdan biri. Ne de olsa ikoncan partilerine dansçı yetiştiriyoruz. Hamileyken ve çok minik bebekken de sürekli Techno müziğe maruz kaldığı için sanırım o da Techno seviyor. Napalım anne babası nasılsa mecburen bize çekti.

Kuzenimin Flamenko gösterisini çekmiştim. Bir de bu gösteriyi seyrettik beraber. Ela müzikle beraber baya dans etti. Elini kolunu salladı. Çok hoşuna gitti. Dansı sever umarım benim gibi. Çünkü ben bir dans hastasıyım.


Bu hafta bir de yüzümüzü tanıyalım aktivitesi yaptık. Kendi ağzını, burnunu, gösteriyor Ela. Ama başka insan vücutları üstünde bir çalışma yapalım dedim. Dergilerden kestiğim fotoğraflarla "Amcanın ağzı nerde?", "Hadi bana bir göz göster?" şeklinde biraz oynadık.. Başkalarının vücut kısımlarını keşfetmek için güzel bir egzersiz bence.

Son olarak da mandalları tasın etrafına yerleştirmece. Bir mandalı parmağı ile açıp kenara yerleştirmenin bir bebek için bu kadar zor olacağını daha önce düşünmemiştim. Çalışmaya başlayınca bir baktım, parmakları kayıyor, zorlanıyor. Araştırdım küçük kas gelişimi için çok faydalı bir egzersizmiş. Renklerine de ayırdık biraz renk öğrenmeye başlaması için, sonra tasın kenarına dizdik. Egzersizin sonunda biraz yardımla becerebilmeye başlamıştı. Bu mandal olayını şeker tutacağı gibi aletlerle tekrar denemek lazım. Mandal oyununu denemenizi tavsiye ederim geliştiğini göreceksiniz. Tabii 16 ay ve üstü çocuklarda.

Kendi eşyalarını kendi taşımakta üstüne yok ama boyuna bakmadan herşeyi kucaklayıp taşır benim kızım.

12 Kasım 2009 Perşembe

Ela'nın Babası Emma Watson

Önceden uyarıyorum çok saçma bir yazı ile karşı karşıyasınız. İsterseniz hiç okumayın.
Heritage diye eğlencelik bir sayfa var. Bugün biraz kendi kendime eğlendim. Fotoğraf yüklüyorsunuz benzeri olduğunuz ünlüleri size kolaj yapıp gösteriyor. Ben güzelim galiba ya. Gerçi başka bir fotoğrafla en çok Einstein'a benzer çıktım (tabii ki yüz olarak zeka olarak değil) ama sonra başka bir fotoğraf koyunca aman allahım güzel insanlara benziyorum çıktı. En çok Andie Macdowell'a benziyormuşum. Hani şu 800 yaşına kadar kozmetik reklamlarına çıkacak olan kadın. Listede bir sürü model de var. Tabii bu fotoğrafı çektirdiğimde 50'li kilolardaydım, sanırım şu anki halimle Einstein'a benziyorum. Herneyse listede bir tek Richard Gere var. Bayık filmlerin kralı, onun dışında gururla listemi saklayabilirim. Tekrar 50'li kilolara gelince çıkartıp gösteririm.



Tabii ki bununla duramadım. Ela'ya da baktım. Bildiğim tüm çocuk artistlere benziyor çıktı. Ölüleri gören çocuk ve Harry Potter'daki esas kızlardan Emma Watson.. En çok Emma Watson'a benziyormuş. Olsun güzel çocuk Emma. Adı da güzel. Hoşuma gitti. Ve devam ettim.

Bu sefer Emma Watson'ı koydum. Emma Watson en çok kendine benziyor çıktı. Çok şaşırtıcı değil mi. Yine birkaç güzel insan var. Demek ki Ela da güzelmiş.. Sonra sinir oldum Ela benden çok Emma Watson'a mı benziyor yani.

Kendimi anne, Emma Watson'ı baba olarak yerleştirdim. Look-alike Meter %4 oranında Emma'ya benden daha çok benzediğini gösterdi. Yani kızım benden çok Harry Potter karakterlerine benziyor. Kendi de bu fotoğrafda zaten masal karakterlerine benziyor ya neyse.

11 Kasım 2009 Çarşamba

Kitap Mim'i ve I-Phone Ağlama Çeviricisi

Füsun bir kitap mim'i başlatmış, bence en güzel tarafı herkesin neler okuduğunu görmek oluyor.. Kitaplar benim zayıf noktam o yüzden bu yazıda geyik yapmayacağıma söz veriyorum:)

1. Şu an okumakta olduğunuz kitap/kitaplar (Kısaca konu)
Her zaman aynı anda 3 kitap okurum ben. Yıllardır böyle bir alışkanlığım var. Son zamanlarda abarttım dergi falan okuyorum. Şimdi düşündüm de baya okuyorum ve yazıyorum ben ne zaman konuşuyorum bilmiyorum. Bir de bana geveze diyolar. Cocama söyliycem bu akşam günahımı almış o kendine baksın benden çeneli. Neyse dur mim'e döneyim.
Kitap a) Ahmet Ümit - Bab-ı Esrar - Daha başlarda sayılırım ama bir İngiliz Türk kadının Konya'da geldiği iş gezisinde başına gelen olaylar ama galiba Şems-i Tebrizi ile ilgili bir hikaye de anlatılıcak. Çok heyecanlı gidiyor.
Kitap b) Basic Montessori - Learning Activities for Under Fives - Çocukların pratik hayatı ve bazı başka konuları öğrenmesi için aktiviteler yanında Montessori'nin çocuğun nasıl öğrendiği ile ilgili anlatımları var.
c) Teach me To Do it Myself- Aslında bu kitap okunmuyor içindeki aktiviteleri çocuğunuz büyüdükçe takip edip kendi kendine yapabilmesi için uygulayabiliyorsunuz. Düğmelerini iliklemeyi öğretmek gibi.
d) Secrets of The Baby Whisperer - How to calm, connect and communicate with your baby. Bak 4 olmuş. Bazen böyle bir kitabı çok okumak istersem araya sokup abartabiliyorum.

2. En son aldığınız kitap/kitaplar
The Virgin's Lover - Phillippa Gregory
Çivisi Çıkmış Dünya - Amin Maaoluf

3. Şimdiye kadar okuduğunuz kitaplar içinde en çok sevdikleriniz
13 yaşındaydım Duygu Asena'nın "Kadının Adı Yok"u okumuştum o zamanki dünyamda çok aydınlanma yaşamıştım. O zaman için çok iddialı bir kitaptı sanırım.
Sonra "Kumral Ada Mavi Tuna" - şimdiki Ada isimli kızlar bu kitaptan sonra başladı.
Ayrı bir dünya "Lord of the Rings" serisi. İnsanın hayal gücünü çalıştırıyor.
3 Aynalı Kırk Oda - Murathan Mungan
Dan Brown - Da vinci Şifresi
En son da Elif Şafak - Aşk

4. Bir türlü bitiremediğiniz, bitirseniz de sizi okurken illallah ettiren kitap/ kitaplar
Genelde beni çok zorlayan kitapları 3'er 5'er atlayarak okurum ve sonunu okurum. Ama içeriğini çok merak ettiğim için beni çok zorlasa da "Annelik Sanatı"nı çok zor bitirdim. Dili çok ağırdı. Güzel şeyler de yazıyordu ama genel olarak beni zorladı.
Son zamanlarda "Elmastıraş"ı da atlaya atlaya okudum. Ama onun dışında beni çok bayan bitirmediğim çok kitap var. Hatırlayamıyorum.

5. Elinizdeki bitince okumayı düşündüğünüz kitap
Elimdekiler bitince Virgin's Lover ve Şiddetsiz İletişim'i okumayı düşünüyorum.
Ben de Ayşe Naz'ın Annesi Hülya'yı ve Meral'i mim'liyorum.
---------------------------------------------------------------
Kayıt etmezsem unuturum şimdi.
Geçen gün öğleden sonra bir saat. Annem gelmiş. Soruyor
Annem : Esra evde yemek var mı?
Ela : Vağ

Ela yapıyor bizim yemekleri artık. Pek hamarat pek hamarat. Hiç annesine çekmemiş çok şükür.
------------------------------------
I-Phone'un herşey için bir zımbırtısı var maşallah. "Ağlama Çeviricisi"'ni I-Phone'unuza yüklüyorsunuz. I-Pod da olabilir. 10 sn içinde bebeğin neden ağlamış olabileceğini size söylüyormuş. 5 tane tanım varmış. Aç, Uykusu var, Rahatsız (Kaka, Sıcak, soğuk gibi etmenler), Stresli, Sıkılmış. Önce inanmadım ama gerçekten var ve 29.99$'a satılıyormuş.
Bundan bir de kadınlar için çıkarcaklar, erkeklerin çok işine yarar.
"Karım ne diyorsa ne demek istiyor." Baya satar bence..
Örnek veriyorum.
E: Akşam dışarı çıkalım mı
K: Bilmiyorum, sen bilirsin (diiiit)
Tabii ki çıkmak istiyorum ama hep ben mi söyliycem sen anla ve hadi çıkalım de istiyorum.
Örnekler çok çoğaltılabilir ama bu kayıtı da mahvetmek istemiyorum:)

Erkekler için gerek yok. Onların söylediklerinin arkasında birşey aramaya gerek yok.

9 Kasım 2009 Pazartesi

İkoncan Ela Naz!!!

Ela Naz Erdoğan Oscar törenlerinde ödülünü alırken.

Ela 16 aylık oldu. Çok gurur duyduğumuz günler geçirdik beraber.
Ela, Oscar konuşmasını yaptığında hepimizin gözleri dolmuştu.
Ela Naz Erdoğan: "Bu performansı gösterirken bana destek olan başta hergün meme verip benle uğraşan annem, sürekli beni ordan atıp burdan tutan babam, elinde kaşık yarım saattir birşey yemedim diye endişelenen ananem, hergün popomu yıkattığım Ayşe Abla, manevi desteklerinden dolayı babaannem, dedelerim, dayım ve halam, Mygym arkadaşlarım, beraber çok güzel günler geçirdiğimiz bebiğim, kuğular, havhavlar, kuğbaalar, me'ler. Herkese geçtiğimiz 16 aylık hayatımda hayatıma neşe kattıkları, beni besleyip büyüttükleri, hergün cıvlamalarımı dinledikleri için teşekkür ederim." diye açıklama yapmıştı. O gün gözlerimiz çok dolmuştu.

Aşağıda katıldığı çeşitli davetlerde magazin basınına yakalanan bazı kareler görüyorsunuz. Renkli ve sosyal hayatı ile davetlerde boy gösteren ikoncan Ela Naz hanım son grip salgını nedeniyle hızlı hayatına biraz ara vermek durumunda kaldı. "Baharın gelmesini 4 gözle bekliyorum" diyen Ela Naz : "Zaten çok yorulmuştum, bu kış biraz dinlenicem. Bahar ve yaz kreasyonumu hazırlarız annemle, oyunlar oynarız, aktiviteler hazırlarız. Babamla da müzik ve dans çalışmalarıma devam etmeyi düşünüyorum. Bunun ruhuma ve bedenime çok iyi geleceğine eminim" dedi ve ekledi Ela: "Baharda yepyeni bir Ela Naz göreceksiniz. Formumu hergün tırmandığım kanepeler, masalar, damacanalara borçluyum." dedi.


7 Kasım 2009 Cumartesi

Bebeklere Fısıldayan Kadın

Bebeklere Fısıldayan Kadın : İyi Bir Ebeveyn'in Yetenekleri
Ela doğduktan sonra Tracy Hogg'un "Bebek bakım sorunlarına mucize çözümler" kitabını okumuştum ve Ela'nın düzeninde birebir uygulayarak gerçekten uykusunda, düzeninde harikalar yaşamıştık. Şimdi Ela büyüdükçe düzenine devam etmemizin yanında davranışsal olarak da doğruları yapmak istememle birlikte birçok kitap okumaya kendimce doğruları yapmaya devam ediyorum..

Uyku ile ilgili yazdıklarımdan sonra sizlerden çok e-mail aldım. Bu konuda otorite değilim tabii ki sadece iyi bir uygulayıcı olduğumu düşünüyorum. Ama kendi yaşadıklarımdan belki birçok anneye faydam olur diye düşündüm.

Şimdi Tracy Hogg'un "Secrets of The Baby Whisperer" kitabını İngilizce olarak okuyorum çoğunu da bitirdim ve herkes için faydalı olabilecek bazı detayları kendi yorumlarımla birlikte arada sırada aktarmaya çalışacağım.

İşte aşağıda iyi ebeveyn olmakla ilgili Tracy'nin 11. sayfada paylaştığı öneriler, benim yorumlarımla birlikte.
* Bebeğinize saygılı olun. Bebeğinize büyük bir insan gibi saygılı olun, bir oyuncak bebeğe davranır gibi davranmayın.
*Bebeğinizi bir birey olarak tanıyın. Bir yenidoğan olarak bile, bebeğinizin kişiliği ile ilgili pek çok şey bilebilirsiniz. Bunun yanında lütfen hayallerinizdeki bebeği tanımayın, sahip olduğunuz bebeği tanıyın. Onu olduğu gibi kabul edin.
* Bebeğinize değil, bebeğinizle konuşun. Bu çoğu zaman anne baba'nın kendini saçma hissettiği bir zamandır. Bekleme zamanı ve sessizlik gerektirir. Her öğretmen bu konsepti bilir. Bir soru sorduğunuzda, sessiz olmanız gerekir ve bebeğinizin soruyu kafasında işleyip, anlayıp cevap vermesi için zaman gerekir. Bebeğinize değil bebeğinizle konuşmak o büyüdükçe ve daha interaktif oldukça kolaylaşır.
* Bebeğinizi dinleyin ve ihtiyaçlarını karşılayın. Yavaşlayın ve bebeğinizi dinlemeyi öğrenin.
* Güvenilirlik, Yapı ve Tahmin Edilebilirlik Sunun. Bu akıllı ailelerin çoğunun yaptığı bir şeydir.

Yeni Bir Bebek Zordur
Kimse bebek doğmadan önce ne kadar zorluk yaşayacağınızı anlatmaz. Anlatsa da havada kalır, ilk doğumunuzu yaptığınızda sudan çıkmış balık gibi olursunuz. Anlasanız da ne kadar zor olabileceğine inanmazsınız.. Kızımın ilk doğduğu hafta "Allahım ben ne yaptım" dediğimi hatırlıyorum.

Bebek kitaplarının bazılarının yazarları erkek. Alınmayın erkekler ama bir erkeğin ne kadar zor olduğunu gerçekten anlayabileceğini düşünmüyorum. En iyi anlayan erkek bile. Anne yüzyıllardır hamiledir ve şimdi de yükselen haşin hormonlara sahiptir. Anne 24/7 yeni doğana bakması gerekir ve şu an vücudu da dinlenmesi gereken bir durumdadır. Çoğu zaman, baba çok kısa süre işe döner ve diğer yetişkin konuşan insanlarla interaksiyona girer fakat anne en az durumlarda 6 hafta boyunca evde bebekle başbaşadır. Bu başlı başına sınırlayıcı bir deneyimdir. Ve bebekler zordur.

Tabii ki hayatta en çok zamanı ve zorluğu alan işler genelde en büyük mutluluk, coşkuyu getirir. Yani her anne buna değeceğini söyler. O minik bebekleri herşeyimizle seviyoruz. Ama bu kolay olduğunu göstermiyor. Bu bir alışma dönemi, ayak uydurma çağı. Bir sonraki bebek eminim sisteminize bu kadar büyük bir şok olmayacaktır. Bilindik beklentileriniz olacaktır.

Hogg kendi de 2 tane büyütmüş, zorluğunu biliyor. Saklamıyor fakat iyi haber zorluk hep sürmüyor. Tracy kendinizin ve tüm ailenizin hayatını ve geçişi kolaylaştırabileceğiniz öneriler sunuyor. Ben de bazı öneriler ekledim.

* Hastaneden çıkmadan olabildiğiniz kadar organize olun.
* Evdeki bez değiştirme yerinizi önceden ayarlayın.
* Bebekle ilgili kullanılacak aletlerin hepsini çıkarıp, deneyin ve nasıl kullanılacağını ilk haftalarda kimlerin ne şekilde yardımcı olacağını organize edin.
* Bebeğinizin yatağını tamamen hazır edin. Doğumdan eve dönünce mümkün olduğunca pratik olabileceğiniz şekilde herşeyi ayarlayın.
* Bebek kıyafetlerinizi yıkayıp, yerleştirin.
* İlk zamanlar için dondurulmuş ve kolay yiyecekler hazırlayın.
* Hastaneye çok şey götürmeyin. Eve getireceğiniz daha çok şey var, hem hastaneye ne kadar taşınırsanız eve döndüğünüzde yerleştirecek o kadar çok şey olur.
* Eve geldiğinizde programınızın nasıl olacağını önceden ayarlayın. Aklınızda bulundurun aslında bir programdan çok bir kalıba ihtiyacınız var. Devam eden bir kalıp. Bunu okuyan çoğu kişinin bir sonraki bebeği ilk olmayacak, bebeğiniz ilk doğduğunda nasıl iki bebeğin programını birarada yürütmeye çalışacağınızı düşünün. Büyük çocuğunuz uyanmadan önce mi yoksa sonra mı yenidoğan bebeğinizi besleyeceksiniz? Veya aynı zamanda mı? Size de zaman ayıran bir program ayarlamanız gerekiyor. Bir yenidoğan akşamüstleri bir küçük çocuk kadar uyku uyumaz, fakat yine de ikisinin uyku saatlerini çakıştırabilirsiniz. Veya bağımsız oyun saati ile yenidoğanın uykusunu çakıştırabilirsiniz. İki bebek sahibi olacaklar mutlaka bu programı önceden düşünmek zorundalar. Her bir bebek için programınızı ayarlayıp buna alışmanız ve kendinize de biraz zaman bırakmanız gerekecektir.
Bir arkadaşımın ikinci bebeği için uyku saati düşünürken küçük bebeği besledikten sonra büyüğü uyandırmanın daha uygun olacağını düşünmüştük. Hem 1 numara daha sonra oynarken siz de küçüğü uykuya yatırabilirsiniz.

* Kendiniz için yönetebileceğiniz hedefler koyun. İşin zoru başta neyin realistik ve yönetilebilir olduğunu bilemezsiniz, bu nedenle sabırlı olmalısınız. Ela ilk doğduğunda ben hergün yapılacaklar listeme tek birşey koyuyordum.

* Sizin için uygun bir ev temizlik programı düşünün. Ela ilk doğduğunda ben bir günü büyük temizlik gününe ayırmıştım. Diğer günlere de küçük işler koymuştum. Yardımcınız da olsa, kim yapıyorsa yapsın bu planı evdeki herkes uygulasın. Mesela Pazartesi çamaşır günü, Salı toz alma günü, Çarşamba herşeyi toplayıp gerçek yerlerine koyma günü, Perşembe süpürme ve paspas ve yine çamaşır , Cuma banyoların ve tuvaletin büyük temizliği (lavabolar hergün temizlenicek), Cumartesi paspas ve ütü. Sizin için nasıl uygunsa siz onu uygulayın ama ilk günler için bir planınız olması şart.

* Kıyafetlerinizi hazır edin. Normal ve geçiş kıyafetlerinizi hazır etmelisiniz. Benim kendi deneyimim mutlaka 3 adet emzirme sütyeniniz bulunması lazım. Sütleriniz akıyor ve hijyen için hergün değiştirmeniz gerekiyor.

* Hayır demeyi öğrenin. Bebeğiniz olduktan sonra herkes sizden ve bebekten bir parça istiyor. Bu anlaşılabilir birşey ve aile ve arkadaşlardan destek almak harika. Bu arada yardım önerisine asla hayır demeyin, hem isteyerek yaparlar hem de emin olun ihtiyacınız var. Uyumaya, biraz müzik dinlemeye, biraz kitap okumaya bulabileceğiniz değerli vakitler olursa hayır demeyin.
Ama ihtiyacınız olduğunda "hayır" demeyi öğrenin. Bebeğiniz geldikten sonraki birkaç ay içinde 100 km içinde herkesi ziyaret etmek zorunda değilsiniz. Eviniz herkesin uğrayabileceği biryer olmak zorunda değil. Aile ve çevrenize hangi gün veya saatlerde ziyaret edebileceklerini söyleyebilirsiniz. Eğer telefonda konuşamayacak kadar yorgunsanız telefonunuzu kapatın veya fişi çekin. İnsanlar bu durumdan anlamak zorundalar.

*Yardımı kabul edin ve yardım isteyin. Eğer birisi size yemek getirmeyi teklif ediyorsa, kabul edin. Eğer biryerin silinmesi gerekiyorsa eşinizden rica edin.

*Kendinize iyileşmek için zaman verin. Uykunuzu almaya çalışın ve dinlenin. Vücudunuzun ne durumda olduğunu anlayın. Eğer hayata dönmeden önce iyileşmek için vücudunuza zaman tanırsanız çocuklarınıza daha iyi bir anne olabileceksiniz.Herşeye yetişmeye çalışmayın. İlk zamanlarda alabildiğniz kadar çok yardım alın. Bırakın bir arkadaşınız yenidoğanınızı uyutsun siz de bir banyo yapın. Birçok anne ikinci bebekten sonra daha çabuk hayata dönmeye çalışıyorlar. Ve sanırım daha planlı daha deneyimli anne oldukları için bunu daha rahat yapıyorlar.

* Eşinizle iletişim kurun. Sakın akışa takılıp onu unutmayın. Bebek sizin olduğu kadar onun da çocuğu, yeni baba sizden daha çok karışık durumda.. Ona da görevler verin. Size yardımcı olmasını sağlayın, her görevi üstlenmeyin. Özellikle ilk zamanlar geçip ev sakinleşince onun da sizinle ebeveyn olmasını sağlayın. Evet siz emzireceksiniz ama bırakın o da uyutsun siz de biraz uyuyun..
Ela ilk doğduğu zamanlar eşim 6 hafta yurtdışında olmak zorundaydı. Bana yardımcı olmayacak, yalnız kalıcam diye çok korkmuştum. Ama döndüğünde Ela'nın kolik'iyle ağlamalarına kollarını sıvayıp benimle birlikte çabaladığını görünce öyle bir rahatladım ki bu konuda güvenim yerine geldi.. Yani size yardımcı olursa daha rahat olacaksınız onu da teşvik edin.

Yani eve yeni bebek getirmek zordur. Bir alışma dönemidir. Herkes alışmalıdır ve yeni hayata adapte olmalıdır. Herkes zorlanacaktır. Umarım bu öneriler yeni alışma dönemini içinde olan herkes için biraz daha kolay kılacaktır. Eğer ekleyecek birşeyiniz varsa siz de kendi önerilerinizi ekleyin.
Paylaşmak istedikleriniz için :E-Mail

6 Kasım 2009 Cuma

Aktivite Günü ve Yaprak Bileziği

Son günlerin karışık gündeminden sıyrılıp kızımla güzel bir gün geçirdik. Hava güzel olduğu için kendimizi sabah Meral ve Melisa ile birlikte dışarı attık. Çıtır Simit'teki kahvaltı sırasında Melisa ile Ela iyice yakınlaştılar. Ela çok sıcakkanlı bir çocuk zaten, daha önceden tanıdığı miniklerle bağ kurmak çok istiyor, eğer karşıda da Melisa gibi kendine benzer bi minik varsa işte böyle güzel manzaralar çıkıyor karşınıza. Sevgi her zaman çok güzel görüntüler yaratıyor.

Minikleri biraz daha yormak için kendimizi Lozan Park'ına attık. Görüntüleri çekemememin sebebi Melisa ile Ela burada kendilerini çamura, toprağa, suya boğdular ve sürekli gözkulak olmamız gerekti. Uykuları geldiği iyice belli olunca bu güzel sabahı noktaladık ve kendimizi eve attık.
İşte yorulan çocuk böyle uyur. Çok keyifli değil mi..

Öğleden sonra yine kendimizi bir parka attık ve torbamıza yapraklar topladık. Ne kadar çeşitli yaprak var bunları görmek için. Bu aktiviteyi "101 Fun Easy Games That Help Kids to Learn to Focus" kitabında görmüştüm. Sonbaharla birlikte Ela ile yapalım diye düşündüm.. Yaprakları beraber toplarken "aa bak bu yeşil, bu büyük, bu ne kadar ilginç" şeklinde dikkatini çekiyorsunuz. Sonra evde yaprakları kağıtlara yapıştırdık. Amaç yine doğadaki farklılıklara çocuğun dikkatini çekmek.

Sonra da Ela'nın çok hoşuna giden kısma geldik. Ela'nın bileğine bir şeffaf bandı bilezik gibi doladım ve yaprakları üstüne yapıştırdım. İşte size doğal yapraklardan yapılan bir bilezik. Bu bileziği çok farklı şeylerden de yapıp çocuğa öğretebilirsiniz.. Ela baya "yapya, yapya" demeye başladı ve bileziğini kolundan hiç çıkarmayıp bütün gün herkese gösterdi.. Yaprakların döküldüğü şu günlerde her gün başka bir bilezik bile yapılabilir.. Bu aktiviteyi daha büyük yapraklarla daha büyük bant kullanarak da yapabilirsiniz.

Şimdii, bu aktivite kitabın 1-3 yaş arası çocuklar için olan bölümünde geçiyor. Çocuklar önce doğayı yaprak bulmak için gezerken çevresine dikkat çekiyorsunuz. Sonra biraz yardımla yaprakların değişik büyüklükleri, şekilleri, damar konfigurasyonları, desenlerine dikkatini çekiyorsunuz. Mesela "aa bak bu kalp şeklinde, bu da ok'a benziyor dimi" gibi. Her yaş için tekrar yapılıp daha fazla şey farketmesini sağlayabilirsiniz. Bir de çevrede dikkat edilecek şeyler olduğunu öğreniyorlarmış.

Bu aktiviteden sonra üstte Ela'nın burun deliklerinden bademciklerini görmek zorunda kaldığınız fotoğrafı aslında büyüdüğünde ilk çektiği fotoğrafı görsün diye koydum.. Görüntü kirliliği için özür dileriz.

4 Kasım 2009 Çarşamba

Mim'sel Kayıt

Bige bana 2 tane mim şutlamış. Elimden geldiğince dilimin döndüğünce cevaplayacağım.
1. mim

1. Dolabı açtığında hangi renkler daha fazla?
Siyah ve Mavi. İkisini de çok severim.. Mavi çok güzel renk, siyah da çok asil.

2.Alışverişe gittiğinde hangi mağazaya uğramazsan olmaz?
Zara grubu tüm markalara bakarım. Massimo Dutti, Marks & Spencer ve Nike.. Tabii şimdi bir de Zara Kids, Joker, Mothercare'e de bakıyoruz. Cocayla gitmişsek zorla Teknosa ve bilimum teknoloji mağazasına bakıyoruz.

3. Kendini rahat hissettiğin giyim tarzı?
Abiye, haha beni abiyede ben bile görmedim.. Tabii ki spor.

4. Kesinlikle seksi diyebileceğin şeyler?
İnce bir bel, fit bir vücud çuval giyse seksi olur.. Tahmin edersiniz ki kendimi anlatıyorum:)
Ama çok hoşuma giden bir tarz var. Siyah body ve dar kot pantolon beraber çok çekici duruyor.

5.Asla giymem dediğin kıyafetler?
Vatka, tayt üstüne 80'lerin tunikleri. Allahım ben sanırım 80'lerin kıyafetlerinin hepsinden nefret ediyorum. 80'lerde minicik bebe olmama rağmen o çiçekli gömlekler falan aman allahım tüm 80 serisini atmak istiyorum.

6. Fiyatları gereği ulaşılması zor yabancı markalardan beğendiğin?
Abercrombie & fitch, D&G, H&M... Olmasa da olur sanki çok giyermişim gibi ama bakmak hoşuma gidiyor. Kadın ırkının zayıf noktası işte.

7. En fazla yatırım yaptığın sektör?
Sanırım kitap ve Ela ile ilgili şeyler.. Teknolojiye para harcamıyorum, bir eve bir manyak yeter.

8."Kitap,Film,Spor" hangisini diğerlerinden çok yapıyorsun?
Sanırım en çok film izliyorum ama kitap da çok okuyorum bak bilemedim şimdi. Ama ben bir multitasking manyağı olduğum için kitap ve filmi, film ve sporu, kitap ve sporu birarada yaptığım da çok oluyor. Aynı anda birtek işi yapamama huyum var.

9.Dışarıdayken yemek yemeyi en çok tercih ettiğin yerler?
Num num, Quick China, Sushi Co..


2. Mim
Bloğuna neden bu ismi verdin?
Çünkü doğru ben Ela'nın etrafında dönen uydusuyum.

Bloğuna yazarken star tribiyle olmazsa olmazın var mı?
Evet durup dururken yazamam aklıma bir fikir gelmesi lazım. Ama o fikir nerde gelirse yazarım, yer, durum, saat farketmez. Bugün sabah pencereyi açtık, kuşların ötüşünü içimize çektik, çıktık dolaştık ıvır zıvır akşam da yattık gibi sıradan yazılar yazmaktan hoşlanmıyorum. Bir fikri olması lazım, bence hoş bir içeriği. Gremlinler bugün bize geldi gibi birşey yaşamamışsak. E kendimi çoğu zaman tutamadığım içinde yazmayı düşündüğüm yazı ile yazıyı bitirdiğim şekli kişiliğimden kaynaklı çok farklı oluyor çünkü yazarken bir bakıyorum geyik yapmaya başlamışım.

En son satın aldığın garip şey nedir?
Ben geçenlerde "zıkkımın kökü"'nü buldum bir aktarda, dayanamadım aldım. Dilerseniz size de bir gıdım vereyim. Herşeye iyi geliyormuş. Bir de bir ara geçi boynuzu almıştım.

Şeker gibi olduğun anlar?
Genelde şeker gibiyim. Ela yanımdayken, onunla oynuyorken. Cocam yanımdayken, akşam birkaç birşey seyredip biraz geyik yapıyorken. Tek başıma gezmeye çıktığımda. Bilgisayarımın başında, yanımda çayım yazı yazıyorken. Sevdiğim bir kitabı okurken, dans izlerken, vs vs.. Ne zaman değilim biliyor musunuz? Son zamanlarda. Griple ilgili kızım için endişelenip napıcağımı bilemediğim zaman, çocukların öldüğünü duyduğum zaman, GDO'lu gıdalarla ilgili konuşmalar dönüyorken bu ara şeker gibi olamıyorum.

Arkadaşım artık sormayın dediğin şeyler?
Kızım bu çocuk üşümez mi?
Hala emziriyor musun? Neden?
Neden tamamen işe dönmüyorsun?

Aynaya baktığında gördüğün şey?
Şimdi ben eskiden aynaları çok severdim ama şimdi sevemiyorum çünkü kendime bakamıyorum. Neden mi. Ela sabah 7' de kalkıyor evet eşeklik bende, kız güzel uyuyor diye akşam takılıyoruz geç yatıyorum sonra sabah uyanamıyorum. Evet 7 normal insanların kalkıp işe gittiği saat ama ben ben olalı dünyayı o saatte görmemiştim ki şimdi sürünerek uyanıyorum. Bu durumda nasıl kendime bakayım. Bakmazsam da aynaya bakacak isteği kendimde bulamıyorum.
Ama bu yazdıklarımdan mutsuz olduğum sonucunun çıkmasını istemem sadece durum bu'dur. Ben aynı anda süper anne, iyi bir eş ve çok bakımlı kadın olamıyorum. İlk 2'sini elimden geldiğince yapmaya çalışıyorum. Şu sıra işime de geliyor bu rahatlık.

Kendini okutan blog?
Farklı içeriği ile okutan, düşündüren, güldüren veya benim gidemediğim diyarlara gidip oraları yazan.

Bu blog sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler?
Normal zamanda Gordion, Cepa, Açık hava parklar, ODTÜ.. Şu sıra bize gelirseniz biz de karşılaşabiliriz.

Ben de Banu'yu ve Çiğdem'i mimliyorum. Zamanları varsa cevaplasınlar.

----------
Bugün Ela ile bir ara dışarı çıkma gafletinde bulunduk. Bir böceği dışarı çıkarmak için tüm camları açtım ve camlar geri kapanmadı. Sonra içeriye yağmur yağmaya başladı. Ela çıldırdı ve korktu ikimiz de üşüdük ve çığlık atmaya başladık sonra dışardaki herkes içeriye ruh hastasıymışız gibi bakmaya başladı. Sileceklere deli gibi basmaya da devam ettim çünkü göremiyordum sonra anladım ki iç pencereye dolan sular yüzündenmiş. Sonra nasıl olduğunu anlamadım bir şekilde eve geldik.. Ve pencereler kapandı.. Pek dışarı çıkmasak gerçekten de iyi olacak.

2 Kasım 2009 Pazartesi

Aristokrat Ela


Biz aristokrat bir aileyiz. Elimizden birşey gelmiyor soyumuz asillerden geliyor:) Öyle herkesin çocuklarına yaptırdığı aktiviteleri yaptırırken kızımıza yok irmik, yok kum kullanamayız. Çünkü saray gibi bir evde yaşıyoruz burada 17 oda var her odanın temizliği kolay mı sanıyorsunuz siz.
3 kişi 4 günde temizliyorlar evimizi. Bitiyor başka bir ekip tekrar temizliğe başlıyor. Konuklarımız eksik olmaz hafta sonları bahçede golf turnuvaları yaparız. Arkadaşlarımızın çocukları Ela'nın havuzuna girip çıkar. Bizim havuza çocukların girmeye izni yok çünkü çok derin 7 m falan. Ben bu havuzda çok eskiden beri içimde kalan tüpsüz dalma denemelerimi gerçekleştiriyorum. En son geçen gün kafamı çarptım çok başarılıyım.


Ela hergün sütle banyo yapıyor yaparken de yutuyor herhalde yoksa kimse bu kadar güzel uyumasını açıklayamıyor. Bahçede 3 tane köpeğimiz var, ikisi golden biri labrador. Köpeklerim İngilizce ve Türkçe havlıyabiliyorlar. Çok akıllılar. IQ'larını ölçtürdüm bir tanesi benden bile zeki. Bir tane de kedimiz var, cins Ankara kedisi, zaten bakınca anlayabiliyorsun bir gözü mavi diğeri de mavi, o da barbunya ayıtlayabiliyor. Bahçemizdeki minik ormanda çeşitli papağan türleri, Ela'nın bindiği midillilerimiz var. Ela arkadaşları ile hafta sonları midillilere binmeye başladı. Arada kıskançlık olmasın diye de 5 tane aldık. Eğer benimle iyi geçinirseniz sizi de
çocuğunuzla birlikte çağırabiliriz.

Ankara yakınlarında bir gölümüz var. Cocam bu gölü balık avlama aktivitesini gerçekleştirmek için satın aldı. Hafta sonları gidip burada arkadaşları ile balık avlıyor. Balıkları başka kimse avlayamıyor, sadece cocam ve izin verdiği arkadaşları. Öyle herkesin gittiği göle, nehire gidemez cocam. Kalabalıkdan hiç hoşlanmaz.
B.Ö.E aktivitesi yapmak istiyorum dedim. İrmik falan çok seviyormuş bebekler. Cocam "aaa olmaz dedi", ben kızıma bir kova balık tutarım önüne koyarız oynar. Ağzına burnuna bakar tanır balıkları dedi. Tamam dedim bu bizim klasımıza daha çok uyar. Babası gelince Ela hanımın önüne bir kova balık koyduk.. Çok sevindi Ela. Sonra başladı balıkları tanımaya. Burası yüzgeci, burası ağzı, burnu derken tuttu elinden kaydı.

O gün gerçekten çocuklar gibi şendi.
Ama dur bakalım o zaten bir çocuk haha ben de çok alemim dimi. Yalnız çıtayı çok yükselttik dur bakalım bundan sonra ne aktivite yapabilicez bu çocuk artık durmaz. Her tuttuğu hayvanı eve getirmek istiyor zaten. Ama biliyor musunuz çok içten çocuk geçen gün bahçedeki kediye börek yediriyordu. Bu çocuk hiç bizim gibi değil kanına halk kanı karışmış napıcaz bilemiyorum. Yarın bi gün irmik de isteyebilir hazırlıklı olmalıyım. Siz nerden alıyordunuz irmikleri.